Başka Bir Anne Olma Arzusu: Elif’in Hikayesi
“Yine mi geç kaldın Elif? Akşam yemeği soğudu!” Annemin sesi mutfaktan yükselirken, anahtarı kapının deliğine zorla sokmaya çalışıyordum. Ellerim titriyordu; hem yorgunluktan hem de eve her gelişimde içimi saran o tanıdık huzursuzluktan. Kapıyı açıp içeri girdiğimde annem, elinde tahta kaşıkla bana bakıyordu. Gözlerinde alıştığım o soğukluk vardı. “İşten çıktım anne, trafik vardı,” dedim, ama biliyordum, bahanem onu asla tatmin etmeyecekti.
Küçüklüğümden beri annemle aramızda görünmez bir duvar vardı. O, hep güçlü, disiplinli, duygularını göstermeyen bir kadındı. Babamı kaybettiğimizde ben on iki yaşındaydım, annem ise bir gecede yaşlanmış gibiydi. O günden sonra evimizde ne kahkaha kaldı ne de sıcak bir dokunuş. Annem, acısını içine gömdü; bana ise sadece görevler ve sorumluluklar düştü.
Lisede ilk defa aşık olduğumda, anneme anlatmak istedim. O zamanlar kalbim pır pır atıyordu. “Anne, okulda bir çocuk var…” dedim utana sıkıla. Yüzüme şöyle bir baktı, “Saçma sapan işlerle uğraşma, derslerine bak,” dedi. O an anladım ki, annemin dünyasında duygulara yer yoktu.
Yıllar geçti. Üniversiteyi kazandım, İstanbul’a taşındım. Annemle aramızdaki mesafe fiziksel olarak artsa da, içimdeki boşluk hiç dolmadı. Her telefon konuşmamızda aynı cümleler: “Kendine dikkat et. Harcamalarına dikkat et.” Bir kere bile “Seni özledim” demedi.
Kendi ailemi kurduğumda, anneliği farklı yaşamak istedim. Kızım Defne doğduğunda, ona sarılırken içimde bir söz verdim: “Sana hep sevgimi göstereceğim.” Ama hayat öyle kolay değildi. Eşim Serkan’la aramızda sürekli tartışmalar başladı. İşteki stres, evdeki sorumluluklar derken, Defne’ye bazen sabırsızca bağırdığımı fark ettim.
Bir akşam Defne odasına kapanıp ağladığında kapısını çaldım. “Anne git başımdan!” diye bağırdı. O an kendimi annemin yerinde buldum. Kapının önünde öylece kaldım; ne yapacağımı bilemedim. İçeri girip sarılmak istedim ama Defne’nin öfkesi beni geri itti.
O gece Serkan’la tartıştık yine. “Sen de annen gibisin Elif! Her şeyi kontrol etmeye çalışıyorsun!” dedi. Sözleri içimi delip geçti. Annem gibi miydim gerçekten? Onun gibi sevgimi göstermekte mi zorlanıyordum?
Bir sabah Defne’yi okula bırakırken arabada sessizlik hakimdi. Radyoda Sezen Aksu’nun eski bir şarkısı çalıyordu. Defne camdan dışarı bakarken ona usulca sordum: “Bana neden kızgınsın?” Gözlerini kaçırdı, “Bilmiyorum,” dedi ama sesinde kırgınlık vardı.
O gün iş yerinde aklım hep Defne’deydi. Akşam eve dönerken marketten onun en sevdiği çilekli dondurmayı aldım. Eve geldiğimde Defne odasında ders çalışıyordu. Kapısını çaldım, “Birlikte dondurma yiyelim mi?” dedim. Başını kaldırıp bana baktı; gözlerinde şaşkınlık vardı. Yanına oturdum, dondurmayı açtım. Bir süre sessizce yedik.
“Anne,” dedi birden, “Bazen seni anlamıyorum.”
“Ben de kendimi anlamıyorum Defne,” dedim gözlerim dolarak. “Sana iyi bir anne olmak istiyorum ama bazen nasıl yapacağımı bilmiyorum.”
Defne başını omzuma yasladı. O an içimde yıllardır taşıdığım yük biraz hafifledi.
Ertesi gün annemi ziyarete gittim. Kapıyı açınca beni görünce şaşırdı. “Hayırdır?” dedi.
“Anne… Konuşmamız lazım,” dedim titrek bir sesle.
Salonda oturduk. Annem ellerini kucağında kenetlemişti.
“Ben sana hiç sarılmadım değil mi?” diye sordum birden.
Annem gözlerini kaçırdı, dudakları titredi. “Ben de annemden görmedim Elif,” dedi sessizce.
O an anladım ki, bu soğukluk nesilden nesile aktarılan bir mirastı belki de.
Annemin elini tuttum, ilk defa ona sarıldım. İkimiz de ağladık.
Eve döndüğümde Defne’ye sarıldım sıkıca. “Seni çok seviyorum,” dedim kulağına fısıldayarak.
Şimdi düşünüyorum da… Sevgi gerçekten öğrenilen bir şey mi? Yoksa içimizde var olan ama korkularımız yüzünden bastırdığımız bir duygu mu? Sizce annelik öğrenilir mi yoksa yaşanır mı?