Terk Ediliş ve İntikam: Kaynana Kapıda, Lena Harekete Geçiyor!
Gözlerim camın dışındaki yağmur damlalarında, elimde Derin’in minik pijamaları… Bedenim salonda ama aklım hâlâ o anın sıcaklığıyla kavruluyor: “Beata, ben… artık dayanamıyorum!” dedikten sonra valizini sırtlanıp çıkan adamın ardından kapının kapanma sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Beata… Hayır, artık sadece Lena. Artık kimsem yok, yeni bir adım atmam lazım. Dışarıda gece çökerken, içeride odamızda annemden kalan eski bir tığ oyasının köşesine gözüm takılıyor. Annem İstanbul’da hayatta tutunmanın ne kadar zor olduğunu söylerdi, özellikle de bir kadınsan. Dikiş tutturamayan geçmişim, çileli hayatım ve Derin’in minicik, kokusu üstünde bebeği… Bütün yüküm bir anda sırtıma bindi.
“Anneee? Açım…” Derin’in sesiyle silkinir gibi oluyorum. Onun minicik elleriyle bana tutunuşu… İçimde bir şey çözülüyor, ama gözüm yine saate takılıyor. Adam’dan saatlerdir haber yok. Zil çalıyor aniden, Derin sırtıma saklanıyor. İçimden geçen binbir felaket. Kapıyı açınca karşımda kaynanam Melahat Hanım. Üstünde özenle ütülü bir manto, yüz göreceli olarak zafer havasında. “Geldim de bakayım haliniz nicedir, Adam çok üzülüyor, dayanamıyor artık sana!” diyor ve gözleriyle evi süzüyor. Evin her köşesinde eksikler var, gardıropta Adam’ın boş kalan askısı, masamızda çift yerine tek kalan çay bardağı…
Kendimi tutamayıp köşeye çekiliyorum. Melahat Hanım salona geçip Derin’e dik dik bakıyor, sonra bana dönüp “Senin yüzünden bu çocuk babasız mı büyüyecek?” diyor. Dilim damağım kuruyor, çünkü bir yanda haklı, ama diğer yanda… Adam’ı en son ben mi ittim? Oysa ben de, ailem için saçımı süpürge etmemiş miydim? Burnuma kasvetli bir İstanbul sabahının kokusu geliyor, yağmurla nemlenen kanepenin kumaşı ağırlaşıyor. Melahat Hanım koltuğa geçip, Derin’i kucağına oturtuyor, yüzünde bir çeşit zafer ifadesiyle:
“Bak evladım, annen gibi olma. Boynunu bükme. Baban seni ne kadar seviyor bir bilsen. Senin için o kadar çalışıyor ki… Ama evlerde huzur olmayınca adam ne yapsın?”
Bir an, Derin’in bu kadar erken büyümesini hiçbir zaman istememiştim. Ona sevgiyle sarılırken ciğerim yanıyor. Melahat Hanım’dan burnuma gelen ağır parfüm kokusu, geçmişte kaybettiğim umutlara karışıyor.
O gece Melahat Hanım kalmaya niyetlidir. Bunu anlamam uzun sürmedi. Hızla valizini açıp baş köşeye yerleşiverdi. Gecenin bir yarısı, yatakta düşünürken “İşte bu evde düzen benim istediğim gibi kurulacak” diyen bakışlarını hissettim. Derin’in uykusunda sık sık dönüp bana sokulması, bana inandığını ve sadece bana güvendiğini anlatıyordu. O an, içimde yanmaya başlayan öfkeyle yapabileceğim tek şeyi düşündüm: Vazgeçmek yok!
Sabah mutfağın kapısından Melahat Hanım’ın sesi duyuluyor: “Lena, Derin’in üstünü iyi ört! Odanın camı da açık kalmış, kız hasta olacak!” Kendimi suçlu hissetmem için her fırsatı kaçırmıyor. Islak saçımı alelacele toplarken bir karar aldım. Yeter artık diye fısıldadım kendi kendime. Adam’sız da, Melahat Hanım’ın kibirli elleri olmadan da yaşayacağım. Derin’i sımsıkı sarmalarken içimde bir kıvılcım çaktı. Kaçarak kendime sığınmak olmaz, savaşacağım.
O gün sabah – tam pazar sabahı – mutfağa girdim. Melahat Hanım börek yaparken, ben de camdan dışarı bakıp içimden planlar kurmaya başladım. Kendine güvenen kadının en büyük silahı umuttur. Marketten aldığım kâğıtları masaya yaydım. “Ev arıyorum, iş bulacağım. Kendi yolumu çizeceğim!” dedim kendime. Sırf Melahat Hanım bana muhtaçmışım gibi hissettirdiği her an, içimde yeni bir güç doğdu. Derin’in ise sabah mahmurluğunda bana masumca gülümsediğini gördüm. O gülümseme benim kurtuluşumdu.
Akşam Adam geldi. Gözlerinde utançla karışık bir kararlılık vardı. Melahat Hanım hemen ona sarıldı: “Bak oğlum, Lena kendine gelemez, evi idare edemez, zaten yemek bile yapamamış kızcağız. Sen burada huzur bulamazsın!” İçimden geçen umutsuzluğu susturmaya çalışsam da, yüzümde yerleşen hüzünle gözlerimi yere eğdim. Adam ise bir an bana dönüp, uzun uzun baktı. Bir zamanlar bana “dünyam” dediği adam. Şimdi bir yabancı gibi… “Lena, belki de haklılar” dedi, “Sen de düşün, kızımız için en iyisi neyse onu yapalım.”
O an içimde tüm duvarlar yıkıldı. “En iyisi mi Adam?” dedim. Sesi titrek çıkmış olsa da, cesurca devam ettim: “Beni terk edip giderken kızının gözünün içine nasıl bakacaksın? Hangi vicdanla? Anne olmak; her sabah endişeyle uyanmak, her gün yeniden mücadele etmek demek. Benim gücümü hanede hissetmedin mi hiç?” Adam başını eğdi. Melahat Hanım ise sinsice sırıtıyor.
O gece Derin’in başucunda ağlarken kararımı verdim. Evden çıkıp Kadıköy’e taşınacağım, kısa yollar, kalabalık, karmaşık sokaklar… Hepsi bana ait olacak. Hemşirelik okulundan eski arkadaşım Elif’i arayıp bana iş bulmasına yardım etmesini istedim. Elif sesimin titrediğini fark etti, “Senin gibi savaşçı bir kadın, herkesin ayağa kalkışını izledi Lena,” dedi. O cesaret bana güç verdi. Melahat Hanım’a ertesi sabah her şeyi anlattım – “Size ihtiyacım yok. Artık kendi ayaklarımın üzerinde durmak istiyorum, Derin’le ben yeni bir hayat kuracağız” dedim. Beklediğim gibi şaşırmadı, hatta biraz sinirlendi, “Sen bilirsin Lena. Merak etme, oğlum onsuz da mutlu olur!”
Valizimi hazırladım, Derin’in en sevdiği oyuncağını sardım. O gün güneş pencereden içeri sızarken, hayatıma yeni bir sayfa açıyordum. Kadıköy’ün canlı meydanında, küçük ama huzurlu bir eve taşındık. Hayat kolay olmadı, ama sabahları Derin’in gülümsemesiyle uyanmak yorgunluğumu unutturdu. Yeni bir iş, yeni bir çevre… Bazen annemin bana anlattığı hikâyelerdeki gibi, hayatın beklenmedik sertliğiyle karşılaştım, fakat hep direndim.
Adam bazen kapımı çalıp kızıyla vakit geçirmek istedi. Ona soğuk ama adilce davrandım. Melahat Hanım ise artık peşimi bıraktı. Onların zaferi benim aczim olacaktı; fakat ben savaşı yeni başlattığımı, bir kadının umudunun kimse tarafından kırılmayacağını herkese göstermek istiyorum.
Şimdi, pencereden İstanbul’un sonsuz kalabalığına bakarken soruyorum size: Terk edilmek suç mu, yoksa yeniden başlamak mı? Bir kadının gücünü, yalnız kalınca mı görürsünüz? Siz olsanız bana neler tavsiye ederdiniz?