Bir Yüzüğün Ardındaki Sessizlik: Nermin’in 55. Yaş Gecesi
“Nermin Hanım, iyi ki doğdunuz! Nice yıllara!” diye bağırdı garson, elindeki pastayı masama bırakırken. Herkes alkışlıyor, gülüyor, kadehler havada çarpışıyordu. Ama ben, gülümsemeye çalışırken ellerimin titrediğini hissettim. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını anladım.
Kocam Haluk, yanımda dimdik duruyordu. Elinde küçük, kadife bir kutu… Herkesin gözü onun elindeydi. Kutuyu açtı, içinden pırıl pırıl bir safir yüzük çıktı. “Nermin’im,” dedi, sesi salonun uğultusunda yankılandı, “Seninle geçen her yıl için minnettarım.”
Alkışlar, ıslıklar… Annem gözyaşlarını siliyor, kız kardeşim Ayşe bana göz kırpıyordu. Ama ben yüzüğü parmağıma takarken Haluk’un gözlerinin içine bakamadım. Çünkü o gözlerde ne zamandır bana dair bir sıcaklık göremiyordum.
O geceyi organize eden kızım Elif’ti. “Anne, herkes burada! Ne kadar şanslısın!” dedi kulağıma eğilerek. Şans mı? O an düşündüm: Şanslı mıydım gerçekten? Yıllardır evin yükünü sırtlanmış, Haluk’un iş seyahatlerinde yalnız kalmış, çocukları büyütmüş, anneme bakmıştım. Şimdi ise herkesin önünde bana verilen bu lüks yüzükle ödüllendiriliyordum sanki.
Haluk’un iş arkadaşları masamıza geldi. “Haluk Bey, ne kadar zarif bir jest!” dediler. Haluk gururla gülümsedi. “Nermin her şeyin en iyisini hak ediyor,” dedi. Oysa geçen hafta mutfakta kırılan fincan için bana nasıl bağırdığını hatırladım. “Bir işi de doğru yap!” demişti. O an kimse yoktu yanımızda.
Küçük torunum Zeynep eteğime yapıştı: “Babaannem prenses oldu!” dedi. Gülümsedim ona; çocukların sevgisi başka… Ama içimdeki boşluk büyüyordu.
Gece ilerledikçe herkes sarhoş oldu. Sohbetler koyulaştı, eski anılar anlatıldı. Ben ise masanın ucunda sessizce oturuyordum. Yanıma Ayşe geldi. “Nermin abla, iyi misin?” diye sordu fısıltıyla.
“İyiyim,” dedim otomatik olarak. Ama gözlerim doldu. “Ayşe… Sence bu yüzük bana mutluluk getirecek mi?”
Ayşe sustu. Sonra elimi tuttu: “Ablacığım, senin mutluluğun bir yüzüğe bakmaz ki… Sen hepimiz için koca bir dağ oldun.”
O an boğazım düğümlendi. Yıllardır kimseye anlatamadığım yorgunluğum, kırgınlığım bir anda ortaya dökülecek sandım.
Haluk yanıma geldi: “Nermin, hadi dans edelim.”
Salonda hafif bir müzik çalıyordu. Haluk’un elini tuttum; ama ellerimiz birbirine yabancıydı sanki. Dans ederken kulağıma eğildi: “Bak herkes ne kadar mutlu… Biz de öyleyiz değil mi?”
Cevap veremedim. Çünkü biz gerçekten mutlu muyduk? Yoksa herkes öyle görünsün diye mi çabalıyorduk?
Gece sonunda herkes evlerine dağılırken Haluk arabayı getirdi. Eve dönerken sessizlik vardı aramızda. Yüzüğü parmağımdan çıkardım, kutusuna koydum.
“Beğenmedin mi?” dedi Haluk.
“Çok güzel… Ama Haluk, ben başka bir şey istiyorum.”
“Nedir o?”
“Biraz ilgi… Biraz anlayış… Biraz huzur…”
Haluk sustu. Camdan dışarı baktı. “Ben elimden geleni yapıyorum,” dedi kısık sesle.
O gece yatağa uzandığımda yüzüğe baktım uzun uzun. Annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Kadın olmak zor kızım… Hep güçlü olacaksın.”
Güçlüydüm evet; ama artık yorulmuştum.
Ertesi sabah kahvaltıda Elif bana sarıldı: “Anneciğim, dün gece harikaydın!”
Gülümsedim ona; ama içimde fırtına kopuyordu.
Akşamüstü Ayşe aradı: “Ablacığım, dün gece düşündüm de… Sen hiç kendin için yaşadın mı?”
Uzun süre sustum. Sonra dedim ki: “Hayır Ayşe… Hep başkaları için yaşadım.”
Telefonu kapattıktan sonra aynada kendime baktım. Gözlerimde yılların yorgunluğu vardı.
O gün karar verdim: Artık kendim için de yaşayacaktım.
Haluk akşam eve geldiğinde sofrada onu beklemiyordum. Kendi yemeğimi hazırlamıştım; kitap okuyordum.
“Ne oldu?” dedi şaşkınlıkla.
“Biraz kendime vakit ayırıyorum,” dedim.
İlk defa Haluk’un yüzünde endişe gördüm.
O günden sonra küçük değişiklikler yaptım hayatımda. Haftada bir gün dışarı çıkıp yürüyüşe başladım; eski arkadaşlarımla buluştum; resim kursuna yazıldım.
Haluk önce anlamadı; sonra alıştı.
Ama en önemlisi ben alıştım: Kendime değer vermeye…
Şimdi o yüzük çekmecede duruyor; ama ben her sabah aynaya baktığımda gerçek mutluluğun ne olduğunu hatırlıyorum.
Sizce de bazen gösterişli hediyeler, gerçek sevgiyi saklamaya mı yarıyor? Yoksa biz kadınlar, kendi değerimizi başkalarının gözünde mi arıyoruz?