Anneler Günü Unutulmaz mı?
— Anne, lütfen bana bunu yapma! Bugün Anneler Günü ve sen yine unuttun, değil mi?
Elif’in sesi, evin sessizliğini bir bıçak gibi kesti. Kapının önünde durmuş, gözleri dolu dolu bana bakıyordu. Elindeki çiçekler yere düşmek üzereydi; belli ki sabah erkenden kalkıp almıştı. O an, içimde bir yerler acıdı. Yıllardır süren sessizliğimizin, aramızdaki görünmez duvarın bir anda yıkılmasını beklemiyordum ama bu kadar kırgın olmasına da dayanamıyordum.
Aynada saçlarımı düzeltirken, ellerim titredi. Yıllar önceki Halime döndüm bir an: Genç, umutlu, hayalleri olan bir kadın… Ama hayat, bana başka bir yol çizmişti. Eşim Murat’ın ani ölümüyle tek başıma kalmıştım. O günden beri Elif’le aramızda hep bir mesafe oldu. Onunla konuşmak, ona sarılmak bile bazen imkânsız geliyordu.
— Elif, kızım… Ben unutmadım. Sadece… — Sözlerim boğazımda düğümlendi. Ne diyeceğimi bilemedim. Çünkü aslında unutmuştum. Kafamda binbir düşünceyle, işten güçten, hayatın ağırlığından Anneler Günü’nü atlamıştım.
Elif gözlerini devirdi, çiçekleri masanın üstüne bıraktı. — Her zaman böyle yapıyorsun anne! Sanki ben yokmuşum gibi davranıyorsun. Babam öldüğünden beri senin için sadece bir yüküm!
O an içimdeki acı öfkeye dönüştü. — Elif! Böyle konuşma! Sen benim her şeyimsin! Ama bazen… bazen insan kendini bile unutuyor. Sen anlamazsın…
Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü. — Anlamam mı? Ben de babamı kaybettim anne! Ama sen hep kendi acına gömüldün. Benim acımı hiç görmedin!
Bir an sustuk. Evin içinde ağır bir sessizlik oluştu. Yalnızca mutfaktan gelen saat sesi duyuluyordu. O an geçmişe gittim; Murat’ın ölümünden sonraki o ilk geceye… Elif odasında ağlarken ben salonda sessizce oturmuş, duvara bakıyordum. O gece ona sarılmam gerekirdi belki de. Ama yapamadım.
— Elif… — dedim yavaşça. — Biliyorum, sana iyi bir anne olamadım. Ama inan bana, her gün bunun pişmanlığını yaşıyorum.
Elif başını öne eğdi. — Bazen düşünüyorum da anne… Keşke babam gitmeseydi de seninle böyle uzaklaşmasaydık.
Birden kapı çaldı. Komşumuz Ayşe teyze elinde bir tabak börekle içeri girdi. — Kızlar, kavga etmeyin bakayım! Bugün Anneler Günü, barışın hadi.
Ayşe teyze bizim ailemizin gizli kahramanıydı. Murat öldükten sonra bize hep destek olmuştu. Elif’in saçlarını örer, bana çay demlerdi. Şimdi de aramızdaki buzları eritmek ister gibi gülümsüyordu.
— Elifciğim, annen seni çok seviyor biliyorsun değil mi? Bazen insanlar acıdan ne yapacaklarını bilemezler.
Elif gözlerini sildi, bana baktı. — Belki de haklısınız Ayşe teyze… Ama ben de annemin sevgisini hissetmek istiyorum.
Ayşe teyze elini Elif’in omzuna koydu. — O zaman birbirinize sarılın kızlar! Hayat kısa, küs kalmaya değmez.
Bir an tereddüt ettik. Sonra Elif yavaşça yanıma geldi ve bana sarıldı. İçimde yıllardır biriken buzlar eridi sanki. Onun saçlarının kokusu, çocukluğundaki gibi burnuma geldi.
— Özür dilerim anne… — dedi fısıltıyla.
— Ben de özür dilerim kızım… Sana iyi bir anne olamadım belki ama bundan sonra telafi etmek istiyorum.
O gün birlikte kahvaltı yaptık; Ayşe teyze de bize katıldı. Masada eski günlerden konuştuk, Murat’ı andık. Elif bazen güldü, bazen ağladı ama ilk defa yıllar sonra annesiyle gerçekten konuştu.
Gün bitiminde Elif odasına çekildiğinde ben pencerenin önünde uzun süre düşündüm. Hayat ne garipti; insan en sevdiklerine en çok zarar veriyordu bazen. Kendi acımıza gömülüp başkasının acısını göremiyorduk.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç annenizle ya da çocuğunuzla böyle bir mesafe yaşadınız mı? Affetmek mi daha zor, yoksa affedilmek mi? Hayat kısa; belki de en çok sevdiklerimize sarılmak için geç kalmamalıyız.