Kaynanamın Şartları: Bir Salı Günü Güncesi

— Hayır, Vedat! Yeter artık! — diye bağırdım, elimdeki çay bardağını masaya öyle bir koydum ki ince belli bardak neredeyse devrilecekti. O an mutfakta bir sessizlik oldu. Kayınvalidem Şükran Hanım, gözlüğünün üzerinden bana baktı. Kocam Vedat ise şaşkınlıkla bana döndü, elindeki gazeteyi yavaşça masaya bıraktı.

— Ne oluyor Eda? Sabah sabah bu ne sinir? — dedi Vedat, sesi titrek ama hâlâ anlamaya çalışan bir tonda.

İçimde biriken öfke, yıllardır sustuğum her şeyle birlikte dilime vurdu. — Ne mi oluyor? Ben bu evde hizmetçi miyim Vedat? Sabah kalk, kahvaltı hazırla, Şükran Hanım’ın ilaçlarını ver, evi süpür, akşam yemeği… Benim de bir hayatım var! Ben de insanım!

Şükran Hanım sandalyesinden kalktı, ellerini önünde birleştirip bana yaklaştı. — Eda, bak kızım… Bizim ailemizde işler böyledir. Herkes görevini bilir. Sen de gelin olarak…

— Yeter artık! — dedim, gözlerim dolmuştu. — Ben sizin gelininizim diye her şeye boyun eğmek zorunda değilim!

O an Vedat araya girdi. — Anne, Eda haklı olabilir. Belki biraz fazla yükleniyoruz ona…

Şükran Hanım’ın yüzü asıldı. — O zaman ben de kendi evime dönerim! Kimseye yük olmak istemem!

İşte o an, içimdeki fırtına daha da büyüdü. Çünkü biliyordum; Şükran Hanım asla gitmezdi. Giderse Vedat bana kızar, ailemde huzur kalmazdı. Yıllardır bu evde kayınvalidemin gölgesinde yaşadım. Kendi annemden bile daha çok onun sözünü dinledim. Her sabah onun kahvesini nasıl içtiğini ezberledim, hangi gün hangi yemeği sevdiğini not ettim. Ama hiç kimse benim ne istediğimi sormadı.

O günün sabahında, kızım Elif okula gitmek için hazırlanırken yanıma geldi. — Anne, bugün okulda anneler günü için şiir okuyacağım. Gelebilecek misin?

Gözlerim doldu. Çünkü biliyordum ki Şükran Hanım’ın doktor randevusu vardı ve ben yine Elif’in yanında olamayacaktım. — Bilmiyorum kızım, dedim sessizce.

Vedat bana baktı. — Eda, istersen ben götüreyim annemi doktora.

Şükran Hanım hemen atıldı: — Olmaz! Senin işin var oğlum. Eda’nın işi ne ki? Zaten evde oturuyor.

İşte tam da bu cümleyle içimdeki zincirler koptu. Yıllardır “evde oturuyor” diye küçümsenen emeğim, görünmeyen fedakarlıklarım… O an karar verdim: Artık susmayacaktım.

Akşam olunca Vedat’la konuşmak istedim. — Vedat, ben bu şekilde devam edemem. Ya kendi evimize çıkalım ya da bazı şeyler değişmeli.

Vedat başını öne eğdi. — Annemi bırakmak istemiyorum Eda. O yaşlı, bize ihtiyacı var.

— Peki benim neye ihtiyacım var Vedat? Hiç düşündün mü? Ben de yoruluyorum, ben de yalnız hissediyorum bazen.

Vedat sustu. O gece uyuyamadım. Annemin sesini duymak istedim ama ona da anlatamazdım; çünkü “Aman kızım, yuvanı bozma” derdi.

Ertesi sabah Şükran Hanım yine şartlarını sıraladı: — Bugün pazara gideceksin, eve dönerken benim reçetemden alacaksın, Elif’i okuldan almayı unutma… Bir de akşama misafir gelecek, börek açarsın.

Bir an durdum ve ona döndüm: — Şükran Hanım, bugün Elif’in şiir günü var. Onun yanında olmak istiyorum.

Yüzü buruştu: — Benim işlerim ne olacak peki?

— Onları bugün siz halletseniz? Ben de anne olmanın tadını çıkarsam?

O an evde bir sessizlik oldu. Şükran Hanım ilk defa bana öyle baktı ki; sanki ilk kez beni insan olarak görüyordu.

O gün Elif’in okuluna gittim. Sahneye çıkıp şiirini okurken gözleri parlıyordu. Bana sarıldı: — Anne, iyi ki geldin!

Eve döndüğümde Şükran Hanım surat asmıştı ama ilk defa umursamadım. Çünkü o gün kendimi bulmuştum.

Akşam Vedat’la konuştuk. — Eda, annemi üzmek istemiyorum ama seni de kaybetmek istemem. Belki bir yardımcı tutabiliriz ya da iş bölümü yaparız.

Gözlerim doldu: — Ben sadece biraz anlayış istiyorum Vedat. Kendi hayatımı da yaşamak istiyorum.

O günden sonra her şey bir anda düzelmedi elbette. Şükran Hanım hâlâ zaman zaman eski alışkanlıklarına dönüyor ama ben artık susmuyorum. Kendi sınırlarımı çizdim ve ilk defa kendimi değerli hissettim.

Bazen düşünüyorum; acaba kaç kadın benim gibi ailesinin gölgesinde kayboluyor? Kaçımız kendi sesimizi bulmak için bu kadar bekliyoruz? Siz olsanız ne yapardınız?