Bir Sabah, Bir Sır ve Bir Anne: Mutfağımda Patlayan Hayatım
“Zeynep! Kalk kızım, kalk! Mutfağa bak, ne olmuş öyle!”
Annemin sesiyle değil, kayınvalidem Şükran Hanım’ın tiz çığlığıyla uyandım o sabah. Gözlerimi açtığımda, yatak odamızın kapısı ardına kadar açıktı ve Şükran Hanım, sabahın köründe pijamalarımın içinde, yatağımızın başında dikiliyordu. Gözleri kocaman açılmış, elleri belinde, nefesi kesik kesikti. O an içimde bir şeyler koptu. Kalbim deli gibi atıyor, aklımdan bin bir felaket senaryosu geçiyordu.
“Ne oldu anne? Yangın mı çıktı? Gaz mı açık kaldı?” dedim, sesim titreyerek. Eşim Emre ise hâlâ uykulu gözlerle bana bakıyordu. Şükran Hanım ise hiç beklemeden koridora fırladı. Ben de peşinden koştum, üstüme eski bir sabahlık geçirirken. Ayaklarım çıplak, saçlarım darmadağın.
Mutfağa vardığımda gördüğüm manzara karşısında önce donup kaldım. Tezgâhın üzerinde dün akşamdan kalan bulaşıklar, yere dökülmüş bir kavanoz reçel ve kırık cam parçaları… Ama asıl mesele bu değildi. Şükran Hanım ellerini havaya kaldırmış, “Burası ne hale gelmiş böyle? Senin annen olsa asla böyle bırakmazdı!” diye bağırıyordu.
O an içimde bir öfke kabardı. Annemle beni kıyaslaması, sabahın köründe evime baskın yapar gibi girmesi… Ama sustum. Çünkü Emre’nin annesiydi o. Çünkü bu evde huzur kalmasını istiyordum. Çünkü çocukluğumdan beri hep susmayı öğrenmiştim.
Emre mutfağa geldiğinde ortam daha da gerildi. “Anne, sabah sabah ne bu gürültü?” dedi sinirli bir sesle. Şükran Hanım ona döndü: “Senin karın evi dağıtmış! Ben olmasam bu evde düzen kalmayacak!”
Emre bana baktı, gözlerinde yorgunluk ve biraz da suçluluk vardı. “Zeynep, dün gece yorgundun, bırak annem toplasın,” dedi alçak sesle. O an gözlerim doldu. Ne zaman bir hata yapsam, suç bende oluyordu. Ne zaman bir şey eksik olsa, annemle kıyaslanıyordum.
Kırık camları toplarken ellerim titriyordu. Şükran Hanım hâlâ söyleniyordu: “Benim zamanımda kadınlar sabah namazıyla kalkar, evi pırıl pırıl yapardı. Şimdi herkes rahatına düşkün!”
İçimden bağırmak geldi: “Ben de insanım! Ben de yoruluyorum! Ben de hata yapabilirim!” Ama diyemedim. Çünkü bu evde sesimi yükseltmek bana yasaktı.
Kahvaltı sofrasında sessizlik hâkimdi. Sadece çaydanlığın fokurtusu ve Şükran Hanım’ın arada bir iç çekişi duyuluyordu. Emre gazeteye gömülmüş, ben ise çocuklarımız uyanmadan sofrayı hazırlamaya çalışıyordum.
Birden Şükran Hanım konuştu: “Zeynep, senin annen seni hiç mi terbiye etmedi? Bir kadın evini böyle mi bırakır?”
O an dayanamayıp başımı kaldırdım: “Anne, ben de çalışıyorum. Dün gece geç saate kadar rapor hazırladım. Bazen yetişemiyorum.”
Şükran Hanım küçümseyen bir bakış attı: “Çalışmak bahanemi oldu şimdi? Biz de çalıştık ama evimizi ihmal etmedik.”
Emre araya girdi: “Anne yeter artık! Zeynep elinden geleni yapıyor.”
Ama Şükran Hanım susmadı: “Sen de karının her dediğine inanıyorsun! Eskiden erkekler böyle miydi? Evine sahip çık!”
O an çocuklar uyanıp mutfağa geldiler. Kızım Elif gözlerini ovuşturuyordu: “Anne, kavga mı ediyorsunuz?”
Yutkundum. “Hayır kızım, sadece biraz gürültü oldu.”
Ama Elif’in gözlerinde korku vardı. O an kendime kızdım. Ne zaman huzurlu bir sabahımız olacaktı? Ne zaman kendi evimde kendim gibi olabilecektim?
O gün işe giderken otobüste camdan dışarı baktım uzun uzun. İstanbul’un gri sabahında herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Ben ise kendi hayatıma yetişemiyordum sanki.
Ofiste arkadaşım Ayşe’ye her şeyi anlattım. Gözleri doldu: “Zeynep, senin yerinde olsam çoktan patlardım. Neden hep susuyorsun?”
Bilmiyorum dedim. Belki de çocukluğumdan beri annemin babama karşı hep sessiz kalmasını izlediğim için… Belki de kadınların susması gerektiği öğretilmişti bana.
Akşam eve döndüğümde Şükran Hanım salonda televizyon izliyordu. Emre ise odasında sessizce oturuyordu. Çocuklar odalarında ödev yapıyordu.
Yemek hazırlarken annemi aradım. Sesim titriyordu: “Anne, ben iyi miyim sence?”
Annem sustu bir süre: “Kızım, iyi olmak bazen susmak değildir. Bazen de kendini savunmaktır.”
O gece yatağa uzandığımda Emre yanıma geldi: “Zeynep, annem birkaç gün daha kalacakmış.”
İçimde bir şeyler kırıldı o an. “Emre, ben yoruldum,” dedim sessizce.
Emre başını eğdi: “Biliyorum ama annemi üzmek istemiyorum.”
Gözlerimden yaşlar aktı sessizce. Kendi evimde misafir gibi hissetmekten yorulmuştum artık.
Ertesi sabah yine Şükran Hanım’ın sesiyle uyandık: “Zeynep! Çamaşırlar neden asılmamış?”
Bu kez sustum ama içimde bir karar verdim: Artık kendi sesimi bulmam gerekiyordu.
O gün çocukları okula bırakırken Elif bana sarıldı: “Anne, seni çok seviyorum.”
Gözlerim doldu yine. Belki de en çok onun için güçlü olmam gerekiyordu.
Şimdi size soruyorum: Kendi evinizde misafir gibi hissettiğiniz oldu mu hiç? Ya da sesinizi bulmak için ne kadar beklediniz?