Annemin Sözleri: Kırık Bir Kız Çocuğunun Hikayesi

“Yine mi geç kaldın, Elif? Senin yüzünden sofraya oturamadık!” Annemin sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. O an, kırk bir yaşımda olmama rağmen, içimdeki küçük kız çocuğu yine utançla başını eğdi. Oysa sadece işten çıkıp çocukları okuldan almış, markete uğramış ve eve yetişmeye çalışmıştım. Ama annem için hiçbir zaman yeterli olamıyordum.

Annemle aynı apartmanda oturuyorduk; babam vefat ettikten sonra yalnız kalmasın diye eşim Murat’la karar vermiştik buna. Ama her gün, her an, annemin eleştirileriyle yaşamak… Bazen nefes almak bile zor geliyordu. “Elif, çocukların ödevlerine bakıyor musun? Bak, Zeynep’in yazısı çok kötü olmuş.” Ya da “Murat akşamları çok geç geliyor, evde huzur yok.”

Bir gün, işten eve dönerken arabada ağladığımı hatırlıyorum. Gözyaşlarım yanaklarımı ıslatırken, kendime kızıyordum: “Neden hâlâ annemin onayına bu kadar muhtacım? Neden onun bir kez olsun ‘Aferin kızım’ demesini bu kadar istiyorum?”

Çocukluğumda da böyleydi. Annem hep mesafeli, hep soğuktu. Babam daha anlayışlıydı ama o da çoğu zaman annemin gölgesinde kalırdı. İlkokulda takdirname aldığımda, annem sadece “Daha iyisi olabilirdi” demişti. O an içimde bir şeyler kırılmıştı; o kırık hâl hâlâ içimdeydi.

Bir akşam, sofrada Murat’la tartıştık. O gün işyerinde büyük bir hata yapmıştım ve moralim bozuktu. Murat bana destek olmaya çalıştı ama annem hemen araya girdi: “Elif zaten hep böyle, bir işi tam yapamaz.” Murat sustu, ben ise gözlerimi kaçırdım. Çocuklar sessizce yemeklerini yemeye devam etti. O an kendimi hem eşime hem çocuklarıma karşı suçlu hissettim; sanki onların hayatını da mahvediyordum.

Bir gece, Zeynep yanıma geldi. “Anne, anneannem neden sana hep kızıyor?” dedi. Gözlerim doldu. Ona ne diyebilirdim ki? “Bazen insanlar sevgilerini göstermekte zorlanır,” dedim sadece. Ama içimde fırtınalar kopuyordu.

Bir gün cesaretimi topladım ve anneme sordum: “Anne, ben sana neden yetemiyorum? Neden bana hiç sarılmıyorsun?” Annem önce sustu, sonra gözlerini kaçırarak “Benim annem de bana hiç sarılmazdı,” dedi. O an anladım ki bu zincir, nesilden nesile aktarılmıştı.

Ama ben bu zinciri kırmak istiyordum. Kızım Zeynep’e ve oğlum Emre’ye her gün sarılmaya başladım. Onlara sık sık “Seni seviyorum” dedim. Murat’la daha çok konuşmaya başladık; ona içimi döktüm. “Benim en büyük korkum, çocuklarımın da benim gibi hissetmesi,” dedim bir gece.

Bir sabah annem hastalandı. Hastaneye kaldırdık; yanında ben vardım. O an, tüm kırgınlıklarımı bir kenara bırakıp elini tuttum. Annem gözlerimin içine baktı ve ilk kez “Kızım…” dedi, sesi titriyordu. Devamı gelmedi ama o tek kelime bile içimde bir umut ışığı yaktı.

Annem iyileşti ama aramızdaki mesafe tam olarak kapanmadı. Yine de ben değiştim. Artık annemin onayını beklemiyorum; kendi ailemle mutlu olmaya çalışıyorum. Ama bazen geceleri hâlâ o küçük kız çocuğu gibi hissediyorum.

Şimdi size soruyorum: Siz de annenizden beklediğiniz sevgiyi göremediniz mi? Bu zinciri nasıl kırabiliriz? Yoksa her zaman içimizde bir yerlerde o küçük, onay bekleyen çocuk olarak mı kalacağız?