Bir Evin Gölgesinde: Kardeşimin Açgözlülüğüyle Savaşım
“Ayşe, Allah aşkına, dört tane evin var zaten! Biz annemle nereye gidelim? Sokağa mı çıkalım?” diye bağırdım, gözlerim dolu dolu, sesim titreyerek. Ablam Ayşe ise karşımdaki koltukta oturmuş, ellerini kucağında kenetlemiş, bana soğuk bir ifadeyle bakıyordu. Annem mutfakta sessizce ağlıyordu; gözyaşlarının sesi bile duyuluyordu neredeyse. O an, çocukluğumuzun geçtiği bu evin duvarları üstüme üstüme geliyordu.
Her şey babamın vefatından sonra başladı. Babamdan kalan tek şey, bu mütevazı üç odalı evdi. Ayşe ise babamın ölümünden sonra birden değişti. Küçükken bana masallar anlatan, saçımı okşayan ablam gitmiş, yerine hırslı ve soğuk bir kadın gelmişti. İstanbul’un göbeğinde dört dairesi vardı; hepsini kiraya vermiş, iyi kötü geçiniyordu. Ama yetmiyordu ona. Bir gün elinde bir tomar kağıtla çıkageldi: “Bu evi de üstüme yapmamız lazım,” dedi. “Baba zaten bana güvenirdi, sen de annen de bana güveniyorsunuz, değil mi?”
O an içimde bir şeyler koptu. “Ayşe, bu ev bizim tek sığınağımız! Annem yaşlı, ben işsizim. Senin dört evin var, biz nereye gidelim?” dedim. O ise gözlerini kaçırdı: “Bak Zeynep, bu işler böyle yürüyor. Herkes kendi başının çaresine bakacak.”
O gece annemle sabaha kadar ağladık. Annem “Kızım, kardeş kardeşe böyle yapar mı?” diye mırıldanıyordu. Ben ise öfkemle baş etmeye çalışıyordum. Ertesi gün Ayşe’nin avukatı aradı: “Hanımefendi, yasal işlemler başlatılacak.” Ellerim buz kesti; annemin elini tuttum, “Korkma anneciğim, bu evi vermeyeceğiz,” dedim ama içimde büyük bir korku vardı.
Günlerce iş aradım; anneme bakabilmek için her yolu denedim. Komşularımızdan Emine teyze bize yemek getirdiğinde utancımdan gözlerine bakamadım. Ayşe ise her gün arayıp tehdit ediyordu: “Zeynep, uzlaşmazsanız mahkemede sürünürsünüz!”
Bir akşam annem hastalandı; kalp krizi geçirdi. Hastane koridorunda beklerken Ayşe’yi aradım: “Bak, annem hasta oldu! Yeter artık, bırak peşimizi!” dedim. O ise soğukkanlılıkla “Benim de hayatım var Zeynep,” dedi ve telefonu kapattı.
Mahkeme günü geldiğinde elim ayağım titriyordu. Hakimin karşısında Ayşe’nin avukatı uzun uzun konuştu: “Müvekkilim mağdur edilmiştir…” O an içimden bağırmak geldi: “Kim mağdur? Dört evi olan mı, yoksa annesiyle tek bir eve sığınan mı?” Ama sustum; gözyaşlarımı zor tuttum.
Mahkeme sonrası eve dönerken annem bana sarıldı: “Kızım, biz birbirimize yeteriz,” dedi ama sesi titriyordu. O gece uyuyamadım; çocukluğumun geçtiği odada duvardaki çatlaklara bakarken içimdeki öfke ve çaresizlik büyüdü.
Bir gün kapımız çaldı; Ayşe gelmişti. Yüzünde pişmanlık belirtisi yoktu. “Zeynep, bak hâlâ inat ediyorsun. Bu işin sonu yok,” dedi. Ben ise ona ilk defa bu kadar sert baktım: “Ayşe, senin vicdanın hiç mi sızlamıyor? Annem hasta oldu senin yüzünden!” dedim. O ise başını eğdi: “Hayat böyle Zeynep,” deyip çıktı gitti.
Günler geçtikçe mahallede dedikodular başladı. Herkes bizim ailemizin dağılmasını konuşuyordu. Annem utancından dışarı çıkamaz oldu; ben ise iş bulmak için her kapıyı çaldım ama kimse iş vermedi. Bir gün Emine teyze bana sarıldı: “Kızım, kardeş kardeşi böyle mi yapar? Allah’tan korksun!” dedi.
Ayşe’nin açgözlülüğü yüzünden annemle birlikte evimizde yabancı gibi hissetmeye başladık. Her köşe başında onun gölgesi vardı sanki. Bir gece annem bana döndü: “Kızım, ben ölürsem bu ev de senin başına bela olacak,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu; annemi kaybetmekten korktum.
Sonunda mahkeme kararını verdi: Ev üçe bölünecekmiş! Ayşe payını satmak istiyormuş; bir emlakçı gelip evi gezdiğinde annem ağlamaya başladı: “Evlatlarım arasında böyle mi olacaktı?” dedi.
O gün Ayşe’ye son kez mesaj attım: “Ablam, ne olur vazgeç bu sevdadan. Annemin ömrü az kaldı; bari son günlerinde huzur ver ona.” Cevap gelmedi.
Aylar geçti; annem iyice zayıfladı. Bir sabah onu yatağında sessizce buldum; gözleri kapalıydı, yüzünde hüzünlü bir huzur vardı. O an dünyam başıma yıkıldı.
Cenazede Ayşe yanıma yaklaşmadı bile. Mahalleli bana sarıldı; herkesin gözünde aynı soru vardı: “Bir ev için değer miydi?”
Şimdi bu evde yalnız oturuyorum; duvarlar hâlâ babamın sesiyle yankılanıyor sanki. Kardeşimle aramızda onarılmaz bir uçurum var artık.
Siz olsaydınız ne yapardınız? Bir ev için aile bağlarını koparmak doğru mu? Yoksa bazen adalet uğruna savaşmak şart mı?