Makasın İzi: Bir Annenin Oğlunun Onuru İçin Verdiği Mücadele

“Anne, neden bana bunu yaptılar?” Efe’nin gözyaşları yanaklarından süzülürken, elleriyle başını kapatmaya çalışıyordu. O an, mutfakta çaydanlığın fokurdaması bile kulağıma uğultu gibi geldi. Oğlumun saçları… O güzel, simsiyah saçları, yamuk yumuk kesilmişti. Ellerim titreyerek Efe’nin başını okşadım, ama içimdeki öfkeyi ve çaresizliği saklayamıyordum.

“Kim yaptı oğlum bunu?” dedim, sesim çatallandı. Efe gözlerini kaçırdı. “Öğretmenim ve… ve Mert abi. Saçım uzun diye dalga geçtiler. Sonra öğretmen makası aldı, Mert de tuttu beni…”

O an içimde bir şey koptu. Sanki evimizin duvarları üstüme yıkıldı. Efe’nin gözlerindeki utanç, korku ve kırgınlık… O an anladım ki, bu sadece bir saç meselesi değildi. Bu, oğlumun onuruna yapılan bir saldırıydı.

Eşim Serkan işten geç gelirdi; o akşam da eve yorgun argın girdiğinde Efe’yi odasında sessizce ağlarken buldu. “Ne oldu buna?” diye sordu bana fısıldayarak. Anlattım. Serkan’ın yüzü bir anda karardı. “Yarın okula gidiyoruz,” dedi kararlı bir sesle.

O gece Efe’nin başında oturdum. Saçlarını okşarken, kendi çocukluğum aklıma geldi. Ben de ilkokulda sırf gözlük taktığım için dalga geçilmiştim. Annem bana “Boşver, büyüyünce unutursun,” demişti. Ama unutmadım. Şimdi oğlumun yaşadığı bu utancı unutmasını bekleyemezdim.

Ertesi sabah okula gittiğimizde, müdür odasında bizi soğuk bir yüzle karşılayan Müdür Hanım vardı: “Buyurun, sizi dinliyorum.”

Serkan öfkesini zor bastırıyordu: “Oğlumuzun saçını izinsiz kesmişler! Bu nasıl bir şey? Kimseye haber vermeden, bir çocuğun saçına makas vurmak ne demek?”

Müdür Hanım gözlüklerinin üzerinden bize baktı: “Bazen çocukların temizliği için böyle şeyler yapılabiliyor. Ayrıca uzun saç erkek çocuklarda uygun değil.”

O an beynimden vurulmuşa döndüm. “Efe’nin saçı temizdi! Hem bu onun tercihi! Kimsenin hakkı yoktu!” dedim titreyen bir sesle.

Müdür Hanım omuz silkti: “Öğretmeniniz de burada.” Kapıdan Efe’nin öğretmeni Gül Hanım girdi. Yüzünde pişmanlık belirtisi yoktu.

“Efe çok inat etti, saçını kestirmek istemedi. Ama okul kurallarına uymak zorunda,” dedi Gül Hanım.

Serkan masaya yumruğunu vurdu: “Kurallar insan onurundan önemli mi? Çocuğun psikolojisi ne olacak?”

Gül Hanım dudak büktü: “Diğer çocuklar da dalga geçiyordu. Onu korumak için kestik.”

O an Efe’nin gözlerindeki utancı tekrar gördüm. Oğlumun onurunu korumak için mücadele etmem gerektiğini anladım.

Okuldan çıktığımızda Serkan sinirden ellerini yumruk yapmıştı. Ben ise Efe’nin elini sımsıkı tutuyordum. Eve dönerken mahalledeki komşularımızdan Ayşe Teyze bizi gördü: “Ne oldu kuzumun saçına?”

Açıklamaya çalıştığımda Ayşe Teyze başını salladı: “Eskiden erkek çocuğu uzun saç mı bırakırmış? Öğretmen doğru yapmış.”

İşte o an yalnızlığımı hissettim. Kendi mahallemde bile kimse anlamıyordu bizi. O gece Efe’ye sarılırken, ona söz verdim: “Sana bunu yapanların yanına bırakmayacağım.”

Ertesi gün sosyal medyada yaşadıklarımızı paylaştım. Bir anda mesajlar yağmaya başladı. Bazıları destek oldu, bazıları ise “Çocuk işte, büyütmeyin” dedi. Ama en çok canımı yakanlar, “Erkek adam uzun saç mı bırakır?” diyenlerdi.

Bir hafta boyunca okuldan hiçbir özür gelmedi. Efe okula gitmek istemedi. Her sabah ağlayarak uyanıyordu. Serkan işe giderken bana sarılıp fısıldadı: “Belki de başka okula alalım.” Ama ben pes etmeyecektim.

Bir gün okul çıkışında Mert’in annesiyle karşılaştım. Yüzüme bakmadan geçti. Dayanamadım, arkasından seslendim: “Oğlunuz Efe’ye yardım etmek yerine neden ona zarar verdi?”

Kadın döndü, gözleri buz gibiydi: “Sizin oğlunuz yüzünden bizimki de dalga konusu oldu. Herkes onunla da alay etti.”

İşte o an anladım ki mesele sadece Efe’nin saçı değilmiş; toplumun önyargıları, kalıpları ve sevgisizliğiymiş asıl sorun.

Bir hafta sonra okulda veli toplantısı vardı. Toplantıda söz aldım:

“Benim oğlumun saçını izinsiz kestiler! Bu sadece bir saç meselesi değil; bu çocuklarımızın onurunu hiçe saymak demek! Hangi kural insanlık onurundan daha önemli olabilir?”

Bazı veliler başlarını öne eğdi, bazıları ise homurdandı: “Abartıyorsunuz,” dedi biri.

Ama ben devam ettim: “Bugün Efe’nin saçıydı, yarın başka bir çocuğun hayali olacak! Biz çocuklarımızı kalıplara sokarak değil, onları oldukları gibi kabul ederek büyütmeliyiz!”

Toplantıdan sonra birkaç veli yanıma gelip destek oldu; ama çoğu sessizce uzaklaştı.

Eve döndüğümüzde Efe bana sarıldı: “Anne, artık kimseyle konuşmak istemiyorum.”

O gece uyuyamadım. Kendi anneliğimi sorguladım; acaba oğlumu yeterince koruyabiliyor muydum? Toplumun baskısına karşı tek başıma ne kadar dayanabilirdim?

Bir hafta sonra okuldan bir mektup geldi: “Yaşanan olaydan dolayı üzgünüz; bundan sonra izinsiz hiçbir işlem yapılmayacaktır.” Sadece bu kadar… Bir özür bile yoktu.

Ama ben vazgeçmedim. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne şikayet dilekçesi verdim. Sosyal medyada daha fazla insanın sesi oldum. Birkaç gazeteci aradı; yaşadıklarımızı anlattım.

Aylar geçti… Efe yavaş yavaş toparlandı ama o eski neşesi yoktu artık. Saçları uzamaya başladığında bile aynaya bakmaktan kaçındı uzun süre.

Bir gün bana sordu: “Anne, insanlar neden farklı olana bu kadar kötü davranıyor?”

Cevap veremedim… Çünkü ben de bilmiyordum.

Şimdi düşünüyorum da; bir çocuğun onuru için verdiğim bu mücadeleye değer miydi? Toplum değişir mi gerçekten? Sizce biz anneler yalnız mıyız bu savaşta?