Bir Telefonla Değişen Hayatım: Babamı Hiç Tanımadım
“Mehmet, lütfen… Bunu bana yapma! Yalvarırım, oğlunu bir kez olsun gör!” Annemin sesi, mutfaktan yankılanıyordu. O an, on iki yaşındaki halimle odama kapanmış, duvarlara yumruk atıyordum. Babamı hiç tanımadım. Annem, babamın adını her andığında gözleri dolardı ama bana asla detay anlatmazdı. Sadece bir kere, “O adam seni hiç hak etmedi,” demişti. O günden sonra babamı sormadım. Sanki hayatımdan silinmiş bir hayaletti.
Yıllar geçti. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, annemle birlikte yaşadık. Okuldan sonra markette çalıştım, akşamları eve ekmek götürmek için uğraştım. Üniversite hayali kurmak bile lükstü bizim için. Annem hasta oldu, çalışamaz hale geldi. Ben ise her sabah işe gitmeden önce onun nefesini dinlerdim, yaşıyor mu diye. Hayatım, annemin gözlerinin içine bakmak ve ona umut vermekle geçti.
Bir gün, işten eve dönerken telefonum çaldı. Bilinmeyen bir numara. Açtım, “Alo?” dedim.
“Mehmet mi? Benim adım Zeynep. Babanın hastanedeyim… Lütfen gelmen lazım.”
O an kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Babam mı? Onu hiç aramamıştım, merak bile etmemiştim. Annemin gözyaşları, babamın yokluğu… Hepsi bir anda aklıma üşüştü. “Yanlış numara olmalı,” dedim titrek bir sesle.
“Hayır, yanlış değil. Baban Mehmet Kaya. Yoğun bakımda. Son isteği seni görmek.”
Telefon elimde titredi. Anneme söyleyemedim önce. O gece sabaha kadar uyuyamadım. İçimde öfke, merak ve korku birbirine karıştı. Sabah anneme baktım; gözleri yorgun, elleri titrek. “Anne,” dedim, “Babam hastanedeymiş.”
Annemin yüzü bembeyaz oldu. Dudakları titredi ama hiçbir şey demedi. Sadece başını çevirdi ve pencereye baktı.
Hastaneye gittiğimde içimde fırtınalar kopuyordu. Zeynep adında genç bir kadın beni karşıladı. “Ben babanın ikinci eşiyim,” dedi sessizce. “Seni hep görmek istedi ama cesaret edemedi.”
Odaya girdiğimde, makinelere bağlı yaşlı bir adam gördüm. Yüzünde annemin izleri vardı ama gözleri bambaşkaydı; pişmanlık ve korku dolu.
“Mehmet… oğlum…” dedi kısık bir sesle.
O an içimdeki öfke patladı: “Oğlun mu? Yıllarca neredeydin? Annemi tek başına bıraktın! Beni hiç aramadın!”
Babamın gözlerinden yaşlar süzüldü. “Haklısın… Çok pişmanım… Ama seni hep düşündüm… Affetmek zorunda değilsin… Sadece bir kez görmek istedim…”
Zeynep araya girdi: “Mehmet Bey’in başka çocukları da var ama hepsi seni bulmamı istedi. Çünkü o hep seni anlattı.”
O an kafamda binlerce soru vardı: Neden şimdi? Neden ben? Onca yıl sonra ne değişti?
Babamın ellerini tuttum istemsizce. Soğuktu, güçsüzdü.
“Beni affetmeni beklemiyorum,” dedi tekrar, “Ama anneni affet… Onu çok sevdim ama korkaktım… Sizi koruyamadım.”
O an annemin yıllarca çektiği acılar gözümün önüne geldi. Babamın pişmanlığıyla annemin yalnızlığı arasında sıkışıp kaldım.
Babam birkaç gün sonra vefat etti. Cenazesinde Zeynep ve diğer kardeşlerimle tanıştım. Hepsi bana yabancıydı ama aynı kanı taşıyorduk.
Eve döndüğümde annem sessizce ağlıyordu. Yanına oturdum.
“Anne, onu gördüm,” dedim.
Annem başını salladı: “Biliyorum… Keşke her şey farklı olsaydı.”
O gece uzun uzun düşündüm: Bir insan affedilmeyi hak eder mi? Geçmişin yüküyle nasıl yaşanır? Annemi mi korumalıyım yoksa babamın pişmanlığını anlamaya mı çalışmalıyım?
Şimdi her sabah annemin gözlerinin içine bakarken kendime soruyorum: Geçmişin acılarıyla mı yaşamalıyız yoksa affetmeyi öğrenip yeni bir hayat mı kurmalıyız? Siz olsanız ne yapardınız?