İstenmeyen Misafir: Kayınvalidemin Gölgesinde Bir Hayat
“Yeter artık, Fatma Hanım! Bu evde sizin sözünüz geçmeyecek!” diye bağırdım, sesim titreyerek. O an, mutfağın ortasında, ellerim bulaşık deterjanıyla ıslanmış, gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Eşim Mehmet şaşkınlıkla bana bakarken, kayınvalidem Fatma Hanım’ın dudakları küçümseyici bir gülümsemeyle büküldü. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim öfke ve çaresizlik patladı.
Her şey bundan beş yıl önce, Mehmet’le evlendiğimde başladı. Düğünümüzden hemen sonra, Fatma Hanım “Bizde adettir, yeni gelin kayınvalidenin yanında öğrenir hayatı,” diyerek yanımıza taşındı. Başta iyi niyetli sandım; annesiz büyüdüğüm için bir anne sıcaklığı arıyordum belki de. Ama zamanla anladım ki, onun sevgisi koşullu ve kontrolcüydü. Sabahları kahvaltı masasını nasıl kurmam gerektiğinden tutun da, Mehmet’in gömleklerini hangi deterjanla yıkayacağıma kadar her şeye karışıyordu.
Bir gün işten eve yorgun argın döndüğümde, Fatma Hanım’ın sesini duydum: “Bak kızım, Mehmet’in midesi hassastır. O yemeği öyle yapma.” İçimden yükselen isyanı bastırmaya çalıştım. “Tamam Fatma Hanım,” dedim, ama sesim çıkmıyordu. O gece Mehmet’e açıldım: “Senin annenle yaşamak çok zor. Biraz mesafe koymamız lazım.” Mehmet ise annesinin yaşlılığını, yalnızlığını bahane etti: “O bizim büyüğümüz, biraz sabret.”
Sabrettim. Her gün biraz daha içime kapandım. Arkadaşlarımı eve çağırmaya çekinir oldum; Fatma Hanım onların yanında beni küçük düşürüyordu. Bir keresinde çocukluk arkadaşım Elif geldiğinde, “Senin annen yoktu değil mi? Onun için mi böyle dağınıksın?” dedi. Elif’in gözleri doldu, ben ise utancımdan yerin dibine girdim.
Bir yıl sonra hamile kaldım. Herkes çok sevindi ama Fatma Hanım’ın evdeki hakimiyeti daha da arttı. “Çocuğu ben büyütürüm,” dedi. Kendi annem yoktu, kayınvalidem ise bana nefes alacak alan bırakmıyordu. Doğumdan sonra lohusalık depresyonuna girdim; geceleri ağlayarak uyanıyor, kendimi yetersiz hissediyordum. Bir gece Mehmet’e yalvardım: “Lütfen anneni birkaç günlüğüne ablana gönderelim.” Mehmet yine arada kaldı: “Annem üzülürse ben de üzülürüm.”
Kızımız Zeynep doğduktan sonra işler daha da karmaşıklaştı. Fatma Hanım her şeye karışıyor, Zeynep’i kucağıma almama bile izin vermiyordu: “Sen acemisin, bırak ben bakayım.” Kendi çocuğuma yabancı gibi hissetmeye başladım. Bir gün Zeynep ağlarken onu kucağıma almak istedim; Fatma Hanım kolumu tuttu: “Sen bilmezsin, bırak!” O an içimde bir şeyler koptu.
Geceleri uykusuz kalıyor, sabahları gözlerim şiş uyanıyordum. Annemi kaybettiğimde hissettiğim yalnızlık şimdi daha derindi; çünkü bu kez yanımda olanlar bana yabancıydı. Bir gün mutfakta kendi kendime konuşurken buldum kendimi: “Ben ne zaman kendi hayatımı yaşayacağım?”
Bir sabah Zeynep’in ateşi çıktı. Panikledim, hemen doktora götürmek istedim ama Fatma Hanım engel oldu: “Ben bilirim bu işleri, ninemden öğrendim.” O an dayanamadım: “Yeter! Ben Zeynep’in annesiyim!” dedim ve kucağıma alıp hastaneye koştum. Mehmet işteydi; eve döndüğümde Fatma Hanım surat asmıştı: “Sen bu evi böldün!”
O günden sonra aramızdaki ipler iyice gerildi. Mehmet arada kalıyor, bana destek olmaya çalışsa da annesinin baskısından kurtulamıyordu. Bir akşam tartışmamız büyüdü:
– “Mehmet, ya annen ya ben! Böyle devam edemem!”
– “Ne diyorsun Ayşe? Annemi sokağa mı atayım?”
– “Ben de insanım! Kendi evimde nefes alamıyorum!”
Mehmet sessizce odadan çıktı. O gece sabaha kadar düşündüm; ya kendi sınırlarımı çizecektim ya da bu evlilik bitecekti.
Ertesi gün Fatma Hanım’a açıkça söyledim: “Artık bu evde sizinle yaşamak istemiyorum. Size saygım sonsuz ama kendi ailemi kurmak istiyorum.” Gözleri doldu ama yine de gururundan ödün vermedi: “Ben olmasam siz ne yapardınız?”
Fatma Hanım ablasının yanına taşındı ama aramızdaki soğukluk hiç geçmedi. Mehmet’le ilişkimiz de yara aldı; bazen birbirimize yabancı gibi bakıyoruz. Zeynep büyüdükçe bana daha çok sarılıyor ama ben hâlâ içimdeki huzursuzluğu atamıyorum.
Şimdi mutfağımızda yalnız başıma otururken düşünüyorum: Bir kadın olarak kendi alanımı savunmak için neden bu kadar savaşmak zorunda kaldım? Aile olmak demek fedakârlık mı yoksa kendinden vazgeçmek mi? Siz olsaydınız ne yapardınız?