Bir Lokantada Mevlit: Kızımın Yolunu Anlayabilecek Miyim?

“Ayşe, bu kadar abartmaya ne gerek var? Mevlit dediğin evde, aile arasında olur!” dedim telefonda kızım Elif’e. Sesim titriyordu, çünkü içimde bir öfke ve kırgınlık vardı. Elif ise kararlıydı: “Anne, herkes böyle yapıyor artık. Restoranda olacak, davetiyeler gönderildi bile. Torununun ilk büyük günü, lütfen gelin.”

Telefonu kapattığımda eşim Mehmet’e döndüm. “Mehmet, sen ne düşünüyorsun? Kızımız sanki düğün yapıyor! Bizim zamanımızda mevlit evde okunurdu, komşular gelir, dua edilir, pilav yenirdi. Şimdi ise restoran, süslemeler, pahalı hediyeler…”

Mehmet gözlüğünü çıkarıp masaya bıraktı. “Ben anlamıyorum bu yeni nesli. Her şey gösteriş oldu. Biz de mi hediye alacağız şimdi? Ne alacağız ki? Altın mı, oyuncak mı?”

İçimde bir huzursuzluk büyüyordu. Elif’in çocukluğunu düşündüm; dar gelirli bir memur ailesiydik. Her şeyi paylaşarak, sade bir hayat yaşadık. Şimdi ise kızım başka bir dünyada yaşıyor gibiydi. Eşi Murat’ın işi iyi, kendi de çalışıyor. Ama bu kadar gösteriş…

O gece uyuyamadım. Annemin bana öğrettiği değerler aklıma geldi: “Kızım, önemli olan kalptir. Gösterişten uzak dur.” Ama ya Elif haklıysa? Ya ben eski kafalıysam?

Ertesi sabah Elif aradı. Sesi heyecanlıydı ama bir o kadar da gergindi: “Anne, lütfen kırılma ama herkes altın takacakmış. Senin de bir şey takmanı bekliyorlar.”

Bir an sustum. “Kızım, biz emekliyiz. Biliyorsun durumumuzu. Herkesin önünde mahcup olmak istemem.”

Elif’in sesi titredi: “Anne, ben seni mahcup etmek istemem. Ama Murat’ın ailesi de orada olacak. Onlar hep altın takar…”

İşte o an anladım; mesele sadece gösteriş değil, iki ailenin birbirine karşı duyduğu rekabetti. Elif arada kalmıştı.

Mehmet’le konuştum: “Ne yapacağız?”

Mehmet başını salladı: “Gidelim, torunumuzun yanında olalım. Ama bütçemizi aşamayız.”

Bir hafta boyunca içim içimi yedi. Bankadaki son birikimimize baktım; küçük bir bilezik alabilirdik ama sonrası ne olurdu? Ya hastalansak, ya torun büyüyünce başka ihtiyaçları olsa?

Mevlit günü geldi çattı. Elif’in seçtiği restoran şehrin en lüks yerlerinden biriydi. Kapıda balonlar, masalarda isim kartları… İçeri girince gözlerim doldu; Elif’in gözleri de bana bakıyordu, sanki “Annem burada mı?” diye soruyordu.

Murat’ın annesi Gülser Hanım yanımıza geldi: “Hoş geldiniz Ayşe Hanımcığım! Torunumuz için ne güzel bir gün değil mi?”

Gülser Hanım’ın bileğinde kalın altın bilezikler parlıyordu. Yanında getirdiği kocaman kutuyu masanın üstüne koydu.

Mehmet bana fısıldadı: “Bak işte, yarış başladı.”

Elif yanımıza geldi, gözleri dolu dolu: “Anne, baba… İyi ki geldiniz.”

Küçük kutumuzu uzattım; içinde zar zor aldığımız ince bir bilezik vardı. Elif kutuyu açınca gözleri parladı ama hemen sonra Murat’ın halası yüksek sesle konuştu: “Ayşe Hanımcığım, siz de mi altın taktınız? Bizim ailede herkes en az burma bilezik takar!”

O an yer yarılsa da içine girsem dedim. Elif’in yüzü kızardı; Murat ise başını çevirdi.

Mevlit başladı; hoca dua okurken ben içimde dua ettim: “Allah’ım, ailemizi koru. Kızımı koru bu rekabetten.”

Yemek sırasında Gülser Hanım yan masadaki komşularına dönüp yüksek sesle konuştu: “Bizim gelin sağ olsun, her şeyi en güzelinden yapar! Biz de torunumuza yakışır hediyeler aldık tabii!”

Mehmet’in eli elimdeydi; sessizce sıkıyordu.

Yemekten sonra Elif yanıma geldi; gözleri dolmuştu: “Anne, ben ne yapacağımı bilmiyorum. Herkes birbirini kıyaslıyor. Ben sadece kızım için güzel bir gün olsun istedim.”

Onu kucakladım: “Kızım, önemli olan kalptir. Ama bazen insanlar bunu unutuyor.”

O gece eve dönerken Mehmet’le sustuk uzun süre. Sonra Mehmet konuştu: “Biz elimizden geleni yaptık Ayşe. Kızımızı yalnız bırakmadık.”

Ama içimde bir burukluk vardı; sanki Elif’in gözlerindeki o mahcubiyet hiç silinmeyecek gibiydi.

Ertesi gün Elif aradı: “Anne… Dün için teşekkür ederim. Biliyorum zorlandınız ama iyi ki geldiniz.”

Sustum; çünkü kelimeler boğazıma düğümlendi.

Şimdi düşünüyorum da… Biz mi değişemedik, yoksa dünya mı çok hızlı değişiyor? Aile olmak ne demek artık? Gösteriş mi, yoksa yanında olmak mı daha kıymetli?

Siz olsanız ne yapardınız? Gelenekler mi önemli, yoksa yeni hayat tarzına ayak uydurmak mı?