Kızlarım İçin Her Şeyi Feda Ettim, Şimdi Yalnızım: Bir Anne’nin Sessiz Çığlığı
“Anne, yine mi aradın? Çok yoğunum, sonra konuşalım olur mu?”
Telefonun ucunda Elif’in sesi soğuk ve aceleciydi. Oysa ben, sabahın erken saatlerinden beri onun sesini duymak için beklemiştim. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Telefon elimde, gözlerim camdan dışarıya bakarken Ankara’nın gri sabahında yalnızlığımın gölgesi odama düştü.
Benim adım Gülten. 62 yaşındayım. Hayatım boyunca kızlarım Elif ve Derya için yaşadım. Onlar iyi okusun, iyi bir hayatları olsun diye gençliğimden, hayallerimden, hatta sağlığımdan bile vazgeçtim. Kocam Hasan’la birlikte, Sincan’da küçük bir evde, her kuruşumuzu onların geleceğine yatırdık. Kızlarım üniversiteye gitsin diye yıllarca dikiş diktim, komşuların temizlik işlerini yaptım. Hasan ise sabahın köründe çıkıp akşam karanlığında dönerdi eve. Bazen yorgunluktan konuşacak hâlimiz kalmazdı ama birbirimize bakıp “Kızlarımız için değer” derdik.
Elif tıp fakültesini kazandığında gözyaşlarımı tutamamıştım. Derya da hukuk okudu. O günleri hatırladıkça hâlâ içim titrer. Ama şimdi… Şimdi ikisi de kendi hayatlarına daldı, ben ise bu küçük apartman dairesinde yalnız başıma oturuyorum. Hasan’ı üç yıl önce kaybettim. O günden beri evin sessizliği daha da ağırlaştı.
Geçen hafta Elif’in doğum günüydü. Sabah erkenden kalkıp ona el emeği bir atkı ördüm, yanına da çocukluğundan kalma bir fotoğraf koydum. Kargo ile gönderdim çünkü arayıp adresini bile sormamıştı bana. Akşam aradım, “Anne çok teşekkür ederim ama böyle şeylere gerek yoktu” dedi. Sesi yine uzaktı, sanki aramızda kilometreler değil de yıllar vardı.
Derya ise geçen ay torunumu doğurdu. Hastaneye gitmek istedim ama “Anne, hastane çok kalabalık, sonra gelirsin” dedi. Sonra gelmedim; çünkü çağırmadılar. Torunumu ilk kez telefondaki fotoğraftan gördüm. O an içimde bir boşluk oluştu; sanki yıllarca uğruna savaştığım her şey bir anda anlamını yitirdi.
Bir gün komşum Ayşe Hanım uğradı. “Kızların hiç gelmiyor mu?” diye sordu utana sıkıla. Ne diyebilirdim ki? “Çok meşguller” dedim, gülümsedim ama gözlerim doldu. O gittikten sonra mutfağa geçip eski albümleri karıştırdım. Elif’in ilkokul müsameresindeki pembe elbisesi… Derya’nın ilk bisikletine bindiği gün… Her fotoğrafta ben vardım; ya saçlarını tararken ya da ellerini tutarken. Şimdi ise onların hayatında bana yer yok gibi.
Bir akşam Elif’i tekrar aradım. “Kızım, bu hafta sonu gelsene, birlikte börek yaparız.”
“Anne, işten çok yorgun geliyorum, hafta sonu da çocuklarla ilgilenmem lazım,” dedi. Sesinde sabırsızlık vardı.
“Ben de torunlarımı özledim,” dedim usulca.
“Anne, bakarız tamam mı? Şimdi kapatmam lazım.”
Telefon kapandıktan sonra uzun süre elimde telefonu tuttum. O an anladım ki artık onların hayatında ben sadece arada bir aranan, hatırlanan bir gölgeydim.
Bir gece Derya’yı rüyamda gördüm; küçükken hastalanmıştı ve sabaha kadar başında beklemiştim. Uykusunda “Anne gitme” diye mırıldanmıştı. O sabah uyandığımda gözlerim yaşlıydı. O an karar verdim: Onlara bir mektup yazacaktım.
“Sevgili kızlarım,
Sizler için her şeyi feda ettik babanızla. Sizin iyi yerlere gelmeniz için kendi hayatımızdan vazgeçtik. Şimdi ise sizleri özlüyorum; sesinizi duymak, yanınızda olmak istiyorum. Belki de fazla fedakarlık yaptık ve sizden karşılık beklemekle hata ettik… Ama bir annenin yüreği işte; bazen sadece bir telefon bekler, bazen de küçük bir ziyaret… Sizi çok seviyorum.
Anne”
Mektubu gönderdikten sonra günler geçti, cevap gelmedi. Bir akşam kapı çaldı; Elif ve Derya kapıda duruyordu. Yüzlerinde suçluluk ve şaşkınlık vardı.
“Anne… Özür dileriz,” dedi Elif gözleri dolu dolu.
Derya ise sessizce yanıma sokuldu, elimi tuttu.
O gece uzun uzun konuştuk; geçmişi, kırgınlıkları ve özlemleri… Elif işte çok yorulduğunu, çocuklarla ilgilenmekten bana vakit ayıramadığını anlattı. Derya ise yeni anneliğin zorluklarından bahsetti. Onlara kırgın olduğumu söyledim ama en çok özlediğimin onların sesi ve varlığı olduğunu anlattım.
O günden sonra her şey değişmedi belki ama en azından artık arada sırada uğruyorlar, torunlarımı görebiliyorum. Yine de içimde hep şu soru var: Bir anne olarak çocuklarımıza fazla mı fedakarlık yapıyoruz? Yoksa onları özgür bırakmak mı gerekirdi? Sizce anneler ne zaman kendi hayatlarını yaşamaya başlamalı? Yoksa bizim kaderimiz hep yalnızlık mı olacak?