Dört Evin Varken, Bize de Bir Damla Merhamet Yok mu?
“Bozena, dört evin var zaten! Bir de bizim evimizi mi alacaksın? Annemle ben nereye gideceğiz, sokağa mı?” diye bağırdım, sesim titreyerek. O an, içimde bir şeyler koptu. Annem mutfakta sessizce ağlıyordu, elleriyle başını tutmuş, gözyaşlarını saklamaya çalışıyordu. Bozena ise soğukkanlı bir şekilde bana bakıyordu, gözlerinde en ufak bir pişmanlık belirtisi yoktu.
“Zeynep, abartıyorsun. Herkes kendi hayatını kurmak zorunda. Ben de çocuklarım için yatırım yapıyorum. Bu ev benim de hakkım,” dedi, sesi buz gibiydi. O an, çocukluğumuzdan beri ilk defa ona bu kadar yabancı hissettim. Birlikte büyüdüğümüz odaların duvarları bile sanki üstüme yıkılıyordu.
Babam vefat ettiğinde, bu evin tapusu üçümüze kalmıştı: annem, ben ve Bozena. Ama Bozena yıllar içinde İstanbul’da dört daire sahibi olmuştu; biri Kadıköy’de, biri Beşiktaş’ta, biri Ataşehir’de, biri de Üsküdar’da. Ben ise annemle bu eski apartman dairesinde, babamdan kalan hatıralarla yaşıyordum. Annem yaşlandıkça ona bakmak da bana düşmüştü. Bozena ise yılda bir kez uğrar, annemin elini öper, sonra da aceleyle giderdi.
Ama şimdi, babamın ölümünden üç yıl sonra, Bozena avukatıyla çıkagelip “Evi satmamız lazım,” dediğinde dünya başıma yıkıldı. “Satmazsak hakkımı mahkemede ararım,” diye ekledi. Annem o an yere çöktü, “Kızım, nereye gideceğiz biz?” diye fısıldadı.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin odasından gelen hıçkırıkları duymamak için yastığımı kulağıma bastırdım ama nafile. İçimdeki öfke ve çaresizlik birbirine karışıyordu. Sabah olunca Bozena’yı aradım. “Gel konuşalım,” dedim. O da geldi ama yanında avukatıyla.
Salonda üçümüz oturduk. Avukat belgeleri çıkardı. “Yasal olarak üçte bir hakkınız var. Satış gerçekleşirse herkes payını alır,” dedi. Annem titreyen elleriyle çay bardağını tutmaya çalışıyordu. “Kızım, ben bu yaştan sonra nereye gideyim? Zeynep de işsiz kaldı geçen ay,” dedi gözleri dolu dolu.
Bozena gözlerini kaçırdı. “Anne, ben de kolay kazanmadım bu evleri. Herkes kendi hayatından sorumlu,” dedi. O an içimdeki bütün sevgi kırıntıları yok oldu sanki.
Bir hafta boyunca annemle birlikte ne yapacağımızı düşündük. Komşumuz Ayşe Teyze bize “Kızım, mahkemeye verirse işiniz zor,” dedi. “Ama annen yaşlı, belki hâkim insaflı olur.”
Bir akşamüstü Bozena tekrar geldi. Bu sefer yanında çocukları da vardı. Küçük oğlu Efe salonda koşuştururken Bozena bana döndü: “Bak Zeynep, çocuklarımın geleceği için yatırım yapmam lazım. Sen de annenle başka bir yere çıkarsın.”
“Bozena, senin çocukların bizim üstümüzde mi? Annemin sağlığı yerinde değil! Ben işsizim! Senin dört evin var!” diye bağırdım. Annem araya girdi: “Kızlarım, birbirinizi kırmayın ne olur.” Ama Bozena’nın yüzünde en ufak bir yumuşama yoktu.
O gece annem kriz geçirdi. Ambulans çağırdık; hastanede sabaha kadar başında bekledim. Doktor bana “Stresten uzak tutun annenizi,” dedi ama nasıl uzak tutabilirdim ki? Eve döndüğümüzde annem yatağına uzandı ve “Babanız sağ olsaydı böyle olmazdı,” dedi sessizce.
Bir gün kapı çaldı; postacı mahkemeden gelen tebligatı getirdi. Bozena resmen dava açmıştı: Ortaklığın giderilmesi davası… Ellerim titredi kağıdı okurken. Annem ağlamaya başladı: “Evimiz elimizden gidecek mi?”
O günlerde komşularımızdan bile utanır olmuştum. Herkes konuşuyordu: “Bozena hanım çok zenginmiş ama annesini sokağa atacakmış.” Mahallede dedikodu aldı başını gitti.
Bir akşamüstü Bozena’yı aradım: “Bozena, ne olur vazgeç bu davadan. Annemi düşün.”
“Zeynep, ben de çocuklarımı düşünüyorum,” dedi yine aynı soğuklukla.
O gece annemin başucunda otururken çocukluğumuzu düşündüm. Babamın bizi parka götürdüğü günleri… Bozena’nın bana bisiklet sürmeyi öğrettiği o yaz akşamını… Nasıl bu kadar değişmişti? Para insanı bu kadar mı kör ederdi?
Dava günü geldi çattı. Mahkeme salonunda Bozena avukatıyla yan yana oturuyordu; ben ise annemin elini tutuyordum. Hakim dosyayı inceledi, “Tarafların uzlaşması mümkün mü?” diye sordu.
“Ben hakkımı istiyorum,” dedi Bozena kararlı bir şekilde.
Ben ise gözyaşları içinde “Sayın hakim, annem yaşlı ve hasta… Başka gidecek yerimiz yok,” dedim.
Hakim başını salladı: “Yasal olarak satış yapılabilir ama tarafların anlaşması daha iyi olur.”
Duruşmadan sonra Bozena yanıma geldi: “Zeynep, bana kızma ama hayat böyle.”
O an ona sarılmak istedim ama ellerim havada kaldı. Aramızda görünmez bir duvar vardı artık.
Aylar geçti… Dava sonuçlandı; ev satılacak ve para üçe bölünecekmiş. Annemle birlikte küçük bir kiralık daire bulduk; eski mahallemizden uzakta, yabancı duvarlar arasında… Annem her gece eski evimizi sayıklıyor.
Bozena ise yeni aldığı beşinci dairesinin anahtarını sosyal medyada paylaşıyor; altına da “Çocuklarım için her şeye değer” yazmış.
Bazen geceleri uykusuz kalıyorum: Bir evin duvarları mı daha önemliydi yoksa içinde yaşanan anılar mı? Kardeşlik ne zaman biter? Para insanı gerçekten bu kadar mı değiştirir?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Kardeşinizin açgözlülüğüne karşı nasıl davranırdınız?