Sessiz Çığlıklar: Bir Evliliğin Kırılma Noktası
“Bunu bana nasıl yaparsın Baran?!” diye bağırdım, sesim titreyerek. Annemin evinin önünde, elimde valizle, gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Baran ise başını öne eğmiş, suçlu bir çocuk gibi susuyordu. Annem kapıda donup kalmıştı, babam ise içeriden olan biteni anlamaya çalışıyordu. O an, içimdeki fırtına dışarıya taşmıştı; yıllardır biriktirdiğim acı, öfke ve hayal kırıklığı tek bir anda patlamıştı.
Her şey birkaç saat önce başlamıştı. İstanbul’dan Yalova’daki ailemin yanına, bahar ziyaretine gidiyorduk. Arabada Baran’la aramızda sessiz bir gerilim vardı. Son zamanlarda bana karşı soğuk davranıyordu, telefonunu sürekli yanında taşıyor, geceleri geç saatlere kadar mesajlaşıyordu. İçimde bir şüphe vardı ama kendime bile itiraf edemiyordum.
Yalova’ya vardığımızda, annemin hazırladığı sofrada herkes gülüp sohbet ederken ben masadaki çatalı elimde evirip çeviriyordum. Annem, “Zeynep kızım, iyi misin?” diye sorduğunda başımı salladım ama gözlerim dolmuştu bile. Baran ise babamla futbol konuşuyor, sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu.
Yemekten sonra Baran dışarı çıkmak istediğini söyledi. “Biraz hava alacağım,” dedi. Şüpheyle baktım ama bir şey diyemedim. Onu pencereden izlerken, telefonunu kulağına götürüp hızlı adımlarla uzaklaştığını gördüm. İçimdeki huzursuzluk büyüdü.
Bir saat sonra geri döndüğünde gözleri kaçamak bakıyordu. O an karar verdim; artık susmayacaktım. Gece herkes uyuduktan sonra Baran’ın telefonunu almak için yanına sokuldum. O ise uykuda gibi yapıyordu ama ben parmak izini kullanarak telefonunu açtım. Mesajlar… Bir kadın adı: Elif. Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Okudukça ellerim titredi: “Seni özledim”, “Keşke yanında olsam.”
Sabah olduğunda içimdeki öfkeyle valizimi hazırladım. Annem şaşkınlıkla, “Ne oluyor kızım?” diye sorduğunda gözyaşlarımı tutamadım. Baran’a döndüm: “Bunu bana nasıl yaparsın?!” diye bağırdım işte o anda.
Baran’ın yüzü bembeyaz oldu. “Zeynep, açıklayabilirim…” dedi ama sesi cılız çıkıyordu. Annem bana sarıldı, babam ise Baran’a öfkeyle bakıyordu.
“Kaç yıldır evliyiz Baran? Kaç yıldır bana yalan söylüyorsun?” dedim hıçkırıklar arasında. Baran yere bakıyordu, elleri cebinde sıkılıydı.
Annem beni içeri çekti, “Kızım, sakin ol,” dedi ama ben sakin olamıyordum. Yıllardır süren evliliğimizin bir yalandan ibaret olduğunu öğrenmek dünyamı başıma yıkmıştı.
Baran arkamızdan geldi, “Zeynep, ne olur dinle beni… Elif’le bir şey yaşamadık, sadece konuşuyorduk,” dedi yalvarır gibi. Ama mesajlar her şeyi anlatıyordu zaten.
Babam ilk defa bu kadar öfkeli gördüm onu: “Oğlum, bizim evimizde karıma bunu yaşatamazsın!” dedi ve Baran’ı dışarı çıkardı.
O gece annemin odasında sabaha kadar ağladım. Annem saçımı okşadı, “Kızım, bazen erkekler hata yapar ama affetmek de büyüklüktür,” dedi. Ama ben affetmek istemiyordum; içimdeki güven duygusu paramparça olmuştu.
Ertesi gün Baran tekrar geldi, elinde bir demet çiçekle kapıda bekliyordu. Gözleri şişmişti, belli ki o da uyumamıştı. “Zeynep, sensiz yapamam,” dedi sessizce. Ama ben ona bakamıyordum bile.
Ailemde de tartışmalar başladı. Babam boşanmamı istiyordu: “Bir kere aldatan yine aldatır,” diyordu. Annem ise “Yuvanı yıkma kızım,” diye ısrar ediyordu. Kardeşim Melis ise bana sarılıp, “Ablacığım ne istersen yanında olacağım,” diyordu.
Kafam karmakarışıktı. Bir yanda yıllardır emek verdiğim evliliğim, diğer yanda paramparça olan kalbim… Baran’ın ailesi de aradı; kayınvalidem telefonda ağlayarak “Oğlum hata yaptıysa da affet Zeynep,” dedi ama ben sadece sessizce dinledim.
Günler geçtikçe içimdeki acı biraz olsun hafifledi ama güven duygum asla geri gelmedi. Baran defalarca özür diledi, mesajlar attı, kapıda bekledi ama ben ona bir türlü inanamadım.
Bir akşam annemle balkonda otururken ona sordum: “Anne, sence insanlar değişir mi?” Annem uzun uzun sustu sonra dedi ki: “Kızım, bazen değişirler ama bazen de sadece pişman olurlar.”
O gece kendi kendime karar verdim; artık başkalarının ne düşündüğünü değil, kendi kalbimin sesini dinleyecektim.
Baran’a bir mektup yazdım: “Sana tekrar güvenemeyeceğimi biliyorum. Belki zamanla affederim ama şimdi kendimi bulmam gerek.”
Valizimi topladım ve İstanbul’a döndüm; bu kez yalnızdım ama içimde hafif bir huzur vardı.
Şimdi bazen aynaya bakıp kendime soruyorum: Bir insan sevdiği halde nasıl bu kadar kırılır? Siz olsaydınız affeder miydiniz yoksa kendi yolunuza mı giderdiniz?