Hep Genç mi Kalmalıydım? Aynam, Ailem ve Benim Hikayem
“Yine mi aynı konu anne? Kaç kere söyleyeceğim, ben artık bu lafları duymak istemiyorum!” diye bağırdım, gözlerim dolmuştu. Annem ise mutfakta ellerini önlüğüne silerken bana şaşkınlıkla bakıyordu. “Kızım, ne var bunda? Herkes senin gibi genç görünmek ister. Bak, komşu Ayşe Hanım bile geçen gün ‘Ne içiyor bu kız, hiç yaşlanmıyor’ dedi.”
İşte yine başlamıştı. Benim için sıradan bir sabah, annem için ise gençliğimin övüleceği bir fırsat daha. Oysa ben, aynaya her baktığımda kendi yüzümü değil, başkalarının beklentilerini görüyordum. Sanki yaşlanmak, kırışmak, değişmek bana yasaktı. Herkesin gözünde ben hep o “hep genç kalan kız”dım.
Çocukken bile bu böyleydi. Okulda öğretmenlerim “Ayşe, sen hiç büyümeyecek misin?” diye şakalaşırdı. Arkadaşlarım ise “Senin annenle kardeş gibisiniz” derdi. O zamanlar hoşuma gidiyordu belki ama yıllar geçtikçe bu sözler üzerime bir yük gibi çöktü. Üniversiteye başladığımda, yeni tanıştığım insanlar yaşımı duyunca şaşırıyor, kimisi inanmıyor, kimisi ise “Ne güzel işte!” diyordu. Ama kimse bana “Sen nasılsın?” diye sormuyordu.
Bir gün, üniversiteden eve döndüğümde babam salonda oturmuş televizyon izliyordu. Annem ise mutfakta yemek hazırlıyordu. Kapıdan girer girmez babamın sesiyle irkildim: “Ayşe, bak yine ne güzel olmuşsun! Sen böyle genç kalırsan taliplerin bitmez.” O an içimde bir şeyler koptu. “Baba, ben sadece dış görünüşümden mi ibaretim? Hiç mi başka bir özelliğim yok?” dedim. Babam şaşkınlıkla bana baktı, annem ise hemen araya girdi: “Kızım, baban sana iltifat ediyor işte. Nankörlük etme.”
O akşam odamda ağladım. Kendimi değersiz hissettim. Sanki sadece genç ve güzel olduğum sürece sevilmeye layıktım. Kendi değerimi sorgulamaya başladım. Acaba ben gerçekten sadece dış görünüşümden mi ibarettim? Yaşlanırsam, kırışırsam beni sevmeyecekler miydi?
Bir süre sonra bu baskı hayatımın her alanına yayıldı. İş görüşmelerinde bile insanlar önce yaşımı soruyor, sonra “Ne kadar genç gösteriyorsunuz!” diyerek şaşkınlıklarını gizleyemiyordu. Bir gün iş yerinde müdürüm Zeynep Hanım bana şöyle dedi: “Ayşe Hanım, sizin yaşınızda olup da böyle genç görünen başka biri yoktur herhalde.” O an gülümsemek zorunda kaldım ama içimden ağlamak geliyordu.
Ailemle aram giderek açıldı. Annemle tartışmalarımız sıklaştı. Bir gün ona bağırdım: “Anne, ben yaşlanmak istiyorum! Kırışmak, değişmek istiyorum! Neden bu kadar takılıyorsun dış görünüşe?” Annem ise gözleri dolu dolu bana baktı: “Kızım, biz senin iyiliğini istiyoruz. Güzel olursan hayatın kolay olur sandık.”
O an annemin de kendi korkularının esiri olduğunu anladım. O da gençliğinde güzelliğiyle övülmüş, yaşlandıkça değerinin azaldığını hissetmişti belki de. Ama bu zinciri kırmak istemiyordu ya da kıramıyordu.
Bir akşam aile yemeğinde ablam Elif de konuya dahil oldu. “Ayşe haklı,” dedi. “Biz kadınlar olarak hep güzel ve genç kalmak zorundaymışız gibi büyütüldük. Ama bu çok yorucu.” Babam ise sinirlenip masadan kalktı: “Siz de her şeyi abartıyorsunuz! Eskiden böyle şeyler konuşulmazdı.”
O gece Elif’le uzun uzun konuştuk. O da benim gibi hissediyordu ama yıllarca susmuştu. “Aynaya bakınca kendimi değil, annemin gözlerini görüyorum,” dedi Elif. “Sanki onun onayını almak için yaşıyorum.”
Bir gün cesaretimi topladım ve psikoloğa gitmeye karar verdim. İlk seansımda ağlayarak anlattım her şeyi: “Ben kendimi hiç olduğum gibi kabul edemedim. Hep başkalarının gözünden baktım kendime.” Psikoloğum Gül Hanım bana şöyle dedi: “Ayşe Hanım, siz değerli bir insansınız; güzelliğiniz geçici olsa da kişiliğiniz kalıcı.”
O günden sonra yavaş yavaş değişmeye başladım. Kendime küçük hedefler koydum: Her sabah aynaya bakıp kendime güzel sözler söylemek, yaşlanmaktan korkmamak, ailemle açıkça konuşmak… Kolay olmadı ama zamanla kendimi daha iyi hissetmeye başladım.
Bir gün anneme sarıldım ve dedim ki: “Anne, ben seni olduğun gibi seviyorum; kırışıklarınla, beyaz saçlarınla… Lütfen beni de olduğum gibi kabul et.” Annem ağladı ve ilk defa bana sarılırken “Ben de seni olduğun gibi seviyorum,” dedi.
Şimdi aynaya baktığımda hâlâ genç görünüyor olabilirim ama artık bunun bir lanet olmadığını biliyorum. Ben sadece dış görünüşümden ibaret değilim; duygularım, düşüncelerim ve yaşadıklarım da var.
Bazen düşünüyorum: Biz kadınlar neden hep başkalarının gözünden kendimize bakıyoruz? Kendi değerimizi ne zaman kendimiz belirleyeceğiz? Siz hiç aynada kendinizi değil de başkalarının beklentilerini gördüğünüz oldu mu?