Kaynanamın Kuralları: Bir Anne Olarak Sınırlarımı Zorlayan Gün
“Yeter artık, anne!” diye bağırdım, sesim titreyerek salonun duvarlarında yankılandı. O an, sofrada oturan herkesin kaşığı havada kalmıştı. Kaynanam, Fatma Hanım, bir anlığına bana baktı; gözlerinde hem şaşkınlık hem de öfke vardı. Eşim Murat ise başını önüne eğmiş, sanki orada yokmuş gibi davranıyordu. Oysa ben, o sofrada ilk kez kendim için değil, çocuklarım için ayağa kalkıyordum.
Her şey, Ramazan’ın ikinci haftasında, ailece toplandığımız iftar sofrasında başladı. Fatma Hanım yine torunları için hediyeler getirmişti. Ama her zamanki gibi, sadece büyük torunu Elif’e altın bir bileklik uzattı. Benim kızım Zeynep ve oğlum Ali’ye ise sıradan bir çikolata paketi… Zeynep’in gözleri doldu, Ali ise sessizce başını eğdi. O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır süren bu ayrımcılığa artık dayanacak gücüm kalmamıştı.
Fatma Hanım’ın Elif’e olan düşkünlüğü herkesin dilindeydi. Elif, Murat’ın ablası Ayşe’nin kızıydı ve Fatma Hanım’ın gözünde adeta bir prenses gibiydi. Ne zaman bir araya gelsek, Elif’e özel ilgi gösterir, onun her dediğini yapar, ona pahalı hediyeler alırdı. Zeynep ve Ali ise hep ikinci planda kalırdı. Başta bunu çocukların anlamadığını düşünüyordum ama yanılmışım. O gün Zeynep’in gözyaşları bana her şeyi anlatmıştı.
Sofradan kalkıp mutfağa geçtim. Ellerim titriyordu. Arkadan Murat geldi. “Ne yapıyorsun?” dedi fısıldayarak. “Dayanamıyorum artık Murat,” dedim, “Çocuklarımızı bu kadar küçümsemesine izin veremem.” Murat sessiz kaldı. Onun annesine karşı çıkmak istemediğini biliyordum ama ben artık susamazdım.
O gece çocuklarımı uyuturken Zeynep yanıma sokuldu. “Anne,” dedi, “Ben kötü bir şey mi yaptım? Neden babaanne beni sevmiyor?” Kalbim paramparça oldu. Ona sarıldım, “Hayır kızım,” dedim, “Sen çok iyi bir çocuksun. Bazen büyükler yanlış davranabilir.” Ama içimdeki öfke dinmiyordu.
Ertesi gün Ayşe aradı. “Dün akşam biraz gergin geçti galiba,” dedi alaycı bir sesle. “Annem Elif’i çok seviyor diye bu kadar büyütmeye gerek yok.” Sanki yaşadıklarımız önemsizmiş gibi konuşuyordu. “Ayşe,” dedim, “Senin kızın da benim çocuklarım da aynı ailenin parçası. Neden bu kadar fark var?” Cevap vermedi, telefonu kapattı.
Bir hafta boyunca Murat’la neredeyse hiç konuşmadık. O işten eve geç geliyor, ben ise çocuklarla ilgileniyordum. İçimdeki huzursuzluk büyüyordu. Nihayet bir akşam Murat’la oturup konuşmaya karar verdim.
“Murat,” dedim, “Çocuklarımızın psikolojisi bozuluyor. Annenin bu ayrımcılığına daha fazla göz yumamam.” Murat başını salladı, “Biliyorum ama annemi değiştiremeyiz ki,” dedi çaresizce. “Ama çocuklarımızı koruyabiliriz!” diye bağırdım neredeyse ağlayarak.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kafamda sürekli aynı soru dönüp duruyordu: Bir anne olarak çocuklarımı korumak için ne kadar ileri gidebilirim? Onları aileden koparmak mı doğruydu? Yoksa susup her şeye katlanmak mı?
Bir hafta sonra Fatma Hanım aradı ve pazar günü yine ailece kahvaltıya davet etti. Gitmek istemiyordum ama Murat çocukların babaannesini görmesini istediğini söyledi. İçimdeki öfkeyi bastırarak kabul ettim.
Kahvaltı masasında yine aynı sahne yaşandı. Fatma Hanım Elif’e özel olarak hazırladığı börekleri uzattı, Zeynep ve Ali’ye ise sıradan peynirli böreklerden verdi. Zeynep’in yüzü düştü, Ali tabağını itekledi.
İşte o anda patladım: “Yeter artık, anne! Çocuklar arasında bu kadar ayrım yapamazsınız!” dedim yüksek sesle. Herkes sustu. Fatma Hanım bana dik dik baktı: “Ne diyorsun sen? Ben hepsini seviyorum!” dedi ama sesi inandırıcı değildi.
“Hayır anne,” dedim gözlerim dolarak, “Sen sadece Elif’i seviyorsun! Zeynep ve Ali’yi hep dışlıyorsun! Onlar da senin torunun!”
Ayşe hemen araya girdi: “Abartıyorsun Esra! Annem herkese eşit davranıyor.”
“Hayır Ayşe!” dedim öfkeyle, “Senin kızın hiç üzülmedi mi? Benim çocuklarım her seferinde eve ağlayarak dönüyor!”
Murat sessizce başını önüne eğdi. Fatma Hanım ise kalkıp mutfağa gitti. Sofrada buz gibi bir hava esti.
O gün eve döndüğümüzde çocuklar sessizdi. Zeynep bana sarıldı: “Anne, artık babaanneme gitmek istemiyorum,” dedi kısık sesle.
Murat’la uzun uzun konuştuk o gece. Ona çocuklarımızın hislerini anlattım, psikologdan randevu aldık. Psikolog bize aile içinde açık iletişimin önemini ve çocukların duygularının ciddiye alınması gerektiğini söyledi.
Bir süre Fatma Hanım’la görüşmedik. O arada Zeynep ve Ali’nin yüzü gülmeye başladı. Bir gün Fatma Hanım aradı ve özür dilediğini söyledi; “Farkında olmadan hata yapmışım,” dedi ama sesinde hala bir mesafe vardı.
Şimdi aramızda mesafeli bir ilişki var ama en azından çocuklarımı koruyabildiğimi biliyorum. Bazen düşünüyorum: Aile olmak ne demek? Kan bağı mı önemli yoksa adalet ve sevgi mi? Siz olsanız benim yerimde ne yapardınız?