Kendi Masamda Yabancı: Üç Çocuklu Bir Annenin Sessiz Çığlığı
“Elif, tabağındaki köfteleri bırak. Zaten kilo verdin mi ki?”
Eşim Murat’ın sesi, mutfakta yankılandı. O an, elimdeki çatal havada asılı kaldı. Çocuklar masanın etrafında gürültüyle oynarken, ben bir anlığına donup kaldım. Tabağımdan iki köfteyi alıp kendi tabağına koydu. Göz göze gelmedik; belki de bakmaya cesaret edemedi. İçimde bir şey kırıldı o an. Sanki sadece köftelerimi değil, yıllardır biriktirdiğim sabrımı, emeğimi ve kendime dair son kırıntıları da aldı.
Ben Elif. Otuz altı yaşındayım, üç çocuk annesiyim. Altı yıl önce Murat’la evlendim. O zamanlar hayallerim vardı; mutlu bir aile, huzurlu bir ev, sevgi dolu bir eş… Şimdi ise her sabah gözlerimi açtığımda, aynada gördüğüm kadını tanıyamıyorum. Saçlarım dağınık, gözlerimin altında mor halkalar… Ama en çok da içimdeki yorgunluk ağır geliyor.
En büyük oğlum Emir beş yaşında. Ortanca kızım Derya üç yaşında, en küçük ise altı aylık bebek: Defne. Her sabah saat altıda Defne’nin ağlamasıyla uyanıyorum. Geceleri uykusuzum; bazen Defne’yi emzirirken gözlerim kapanıyor. Emir’in anaokulu hazırlığı, Derya’nın bitmek bilmeyen soruları… Hepsi üst üste yığılıyor.
Ama en çok da Murat’ın bakışları yoruyor beni. Eskiden bana hayranlıkla bakardı; şimdi ise sanki her hareketimi tartıyor, her lokmamı sayıyor. Geçen hafta annesinin evine gittiğimizde, kayınvalidem sofrada bana dönüp “Elif kızım, biraz dikkat etsen iyi olur. Üç çocuk doğurdun ama kendini de bırakma,” dedi. O an boğazım düğümlendi. Murat ise sessizce başını salladı.
Bir akşam, çocuklar uyuduktan sonra Murat’la salonda oturuyorduk. Televizyon açıktı ama kimse izlemiyordu. Cesaretimi topladım:
“Murat, ben… Kendimi çok yalnız hissediyorum.”
Bana baktı, yüzünde hafif bir şaşkınlık vardı.
“Yalnız mı? Evde üç çocuk var Elif, nasıl yalnız olabilirsin?”
İşte tam da buydu mesele. Evin içinde dört kişiyle birlikteyim ama kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim. Kimse beni duymuyor, kimse görmüyor gibi…
Bir gün markette kasada sıradayken, arkamdaki kadın bana dikkatlice baktı ve fısıldadı:
“Üç çocuk mu? Maşallah… Ama kendine de bak kızım.”
O an yüzüm kızardı. Sanki herkes bana bakıyor, herkes beni yargılıyor gibi hissettim. Oysa ben sadece çocuklarımı büyütmeye çalışıyordum; onların sağlığı, mutluluğu için kendimden vazgeçmiştim.
Bir gece Defne ateşlendi. Sabaha kadar başında bekledim; Murat ise odasında uyudu. Sabah olduğunda gözlerim kan çanağı gibiydi. Murat kahvaltıya indiğinde bana şöyle dedi:
“Yine mi uykusuzsun? Kendine hiç bakmıyorsun Elif.”
O an içimde bir öfke kabardı. “Sen hiç gece kalkıp Defne’yi kontrol ettin mi?” diye sormak istedim ama sustum. Çünkü biliyordum; bu evde annelik sessizce yüklenilen bir suçtu sanki.
Bir gün Derya elime sarıldı:
“Anneciğim, sen neden hep üzgünsün?”
Küçük elleriyle yüzümü okşadı. Gözlerim doldu. Çocuklarımın yanında güçlü olmam gerekiyordu ama içimde fırtınalar kopuyordu.
Murat’ın işten geç geldiği bir akşam, mutfakta bulaşık yıkarken annemi aradım.
“Anne, bazen nefes alamıyorum gibi hissediyorum.”
Annem sustu bir süre.
“Elif’im,” dedi sonunda, “Bizim zamanımızda da böyleydi. Kadın olmak zor kızım. Ama unutma; sen de varsın.”
O gece uzun süre düşündüm. Ben de varım… Ama nasıl? Kendi isteklerimi, hayallerimi ne zaman kaybettim? Evliliğin başında Murat’la birlikte gezdiğimiz parkları hatırladım; el ele yürüdüğümüz günleri… Şimdi ise aynı evde iki yabancı gibiyiz.
Bir sabah Emir’in okuluna veli toplantısına gittim. Diğer anneler şık giyinmişti; saçları fönlü, makyajları tamdı. Ben ise aceleyle giydiğim eşofmanımla oradaydım. İçlerinden biri bana yaklaşıp sordu:
“Elif Hanım, üçüncü çocuğu doğurmak cesaret ister vallahi! Nasıl yetişiyorsunuz?”
Gülümsedim ama içimden ağlamak geldi.
O akşam Murat’a sordum:
“Murat, ben değiştim mi sence?”
Bir süre sustu.
“Biraz… Yani eskisi gibi değilsin Elif.”
“Nasıl yani?”
“Daha… Yorgun görünüyorsun. Kendine bakmıyorsun.”
İşte o an anladım; ben sadece annelikle değil, kendi varlığımla da suçlanıyordum bu evde.
Bir gece çocuklar uyuduktan sonra aynanın karşısına geçtim. Yüzüme baktım; gözlerimin içine… “Sen kimsin Elif?” dedim kendi kendime.
Ertesi sabah kahvaltıda Murat yine tabağımdan köfte aldı ve “Senin yemene gerek yok,” dediğinde dayanamadım.
“Murat! Ben de insanım! Ben de acıkıyorum! Sadece anne değilim ben!”
Çocuklar şaşkınlıkla bana baktı. Murat ise ilk defa ne kadar kırıldığımı fark etti sanırım.
O gün karar verdim: Artık kendimi suçlu hissetmeyeceğim. Anneliğimden utanmayacağım ama kendimi de unutmayacağım.
Şimdi size soruyorum: Bir kadın hem anne hem eş hem de kendi olmayı nasıl başarır? Siz hiç kendi evinizde yabancı gibi hissettiniz mi?