Kendi Evimde Yabancı: Kayıp Eşyalarımın Ardındaki Sır
“Bu benim küpem! Annemin bana düğünümde verdiği, yıllardır gözüm gibi sakladığım küpe!” diye bağırdım, bilgisayar ekranına bakarken. Ellerim titriyordu. OLX’te, tanımadığım birinin hesabında, kendi küpelerimi görüyordum. O an içimde bir şeyler koptu. Gözlerim doldu, boğazım düğümlendi.
Son zamanlarda evde bazı eşyalarımın kaybolduğunu fark etmiştim ama hep kendimi suçlamıştım. “Ayşe, yine dalgınsın, kesin başka yere koydun,” diye kendi kendime söylenip geçmiştim. Ama bu sefer farklıydı. Annemin yadigârı küpeler… Onları asla unutmazdım, asla kaybetmezdim.
Hemen telefonu elime aldım, ablam Zeynep’i aradım. “Zeynep, annemin küpeleri OLX’te satışta! Ben çıldırmak üzereyim!” dedim. Zeynep’in sesi endişeliydi: “Ayşe, sakin ol. Belki benzer bir modeldir, hemen kötü düşünme.”
Ama içimde bir his vardı; bu işte bir gariplik vardı. Son aylarda sadece küpeler değil, eski bir saatim, birkaç parfümüm ve hatta babamın bana üniversite mezuniyetimde hediye ettiği kalemim de ortadan kaybolmuştu. Önce taşındığım için eşyalarımı yerleştirirken karıştırdığımı düşündüm. Sonra iş yoğunluğundan kafamın karışık olduğunu sandım. Ama şimdi… Şimdi her şey çok açıktı.
Evime kimse gelmezdi ki! Sadece haftada bir temizlik için gelen Fatma abla vardı. Bir de bazen Zeynep uğrardı. Kapıcı Hasan Amca bile anahtarı istemezdi benden, “Kızım, senin evine ben mi gireceğim?” derdi hep.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kafamda bin bir soru: Kim? Neden? Nasıl? Sabah olduğunda gözlerim şişmişti ama kararlıydım. Önce Fatma ablayı aradım. “Fatma abla, son zamanlarda evde bazı eşyalarım kayboldu, senin haberin var mı?” dedim. Kadıncağız şaşkınlıkla, “Ayşe kızım, ben senden başka kimseyi görmedim evde. Allah korusun, ben öyle şey yapar mıyım?” dedi. Sesinde öyle bir kırgınlık vardı ki, suçladığıma utandım.
Zeynep’i tekrar aradım. “Bak,” dedim, “ben bu işi çözmeden rahat edemeyeceğim.” O da bana destek oldu: “İstersen birlikte polise gidelim.”
Ama önce OLX’teki satıcıya mesaj attım: “Küpelerle ilgileniyorum, buluşup görebilir miyim?” Satıcı hemen cevap verdi: “Tabii, Kadıköy’de buluşabiliriz.” İçimde hem korku hem öfke vardı.
Buluşma günü geldiğinde Zeynep’le birlikte Kadıköy’e gittik. Satıcı genç bir kadındı; yüzü bana hiç yabancı gelmedi. Elinde küçük bir kutu vardı; kutuyu açınca annemin küpeleriyle göz göze geldim. Ellerim titredi.
“Bunlar bana ait,” dedim sessizce. Kadın şaşkınlıkla bana baktı: “Nasıl yani? Ben bunları bir arkadaşımın kardeşinden aldım.”
“Kim o arkadaşın?” dedim hırsla.
Kadın biraz duraksadı: “Adı… Emre.”
Emre mi? Kardeşim Emre mi? O an beynimden vurulmuşa döndüm. Zeynep’in gözleri büyüdü; ikimiz de donup kaldık.
Eve dönerken Zeynep’le tek kelime etmedik. Eve girer girmez Emre’yi aradım. “Hemen eve gel!” dedim.
Emre geldiğinde yüzüme bakamıyordu. “Ne oldu abla?” dedi sessizce.
“Emre, annemin küpelerini neden sattın?” dedim gözyaşları içinde.
Emre başını eğdi, sustu. Sonra birden patladı: “Ne yapayım abla? Borçlarım vardı! Arkadaşlarım yüzünden başımı belaya soktum! Sana nasıl anlatacağımı bilemedim…”
O an içimde hem öfke hem acı vardı. “Bana güvenmedin mi? Söyleseydin birlikte çözerdik!” dedim.
Emre ağlamaya başladı: “Sizden utanıyordum… Babamdan kalan borçlar da üstüme kaldı… Herkes benden başarı bekliyor ama ben başaramıyorum!”
Zeynep de ağlıyordu artık. Hepimiz suskun kaldık bir süre.
O gece ailemizin ne kadar kırılgan olduğunu anladım. Güven dediğimiz şeyin ne kadar kolay sarsıldığını… Emre’ye kızgındım ama onu anlamaya da çalışıyordum. Ertesi gün birlikte polise gittik ve olanları anlattık; Emre’nin borçlarını ödemesine yardım ettik ama ailemizdeki o güven duygusu kolay kolay yerine gelmedi.
Şimdi bazen evde tek başıma otururken annemin küpelerine bakıyorum ve düşünüyorum: Bir insan en yakınındakine nasıl güvenebilir? Aile olmak sadece aynı çatı altında yaşamak mı demek? Siz olsaydınız kardeşinizi affedebilir miydiniz?