Taşınmak, Kurtulmak: Annemle Eşim Arasında Kaldığım Hayat
“Yeter artık anne! Lütfen, bir gün de huzurla soframıza oturalım!” diye bağırdım, sesim titriyordu. Annem, gözlerini bana dikip dudaklarını büzdü. “Senin iyiliğin için söylüyorum kızım. Bu adam sana göre değil!” dedi yine. O an, içimde bir şeyler koptu. Eşim Murat, mutfakta sessizce çay dolduruyordu; bakışları yerdeydi, yüzünde alıştığı o kırgınlık vardı.
Çocukluğumdan beri annemin gölgesinde yaşadım. Babamı küçük yaşta kaybettik, annem tek başına hem anne hem baba oldu bana. Onun için her şeyin en doğrusunu o bilirdi. Lise yıllarımda bile ne giyeceğime, kiminle arkadaşlık edeceğime o karar verirdi. Üniversiteye başladığımda biraz nefes alacağımı sandım ama yanılmışım. Annem, her hafta sonu beni arar, “Kızım, bu şehir sana göre değil, dön evine” derdi.
Murat’la tanıştığımda hayatımda ilk kez kendi kararımı vermiştim. Murat’ın sakinliği, anlayışı bana huzur veriyordu. Annem ise onu ilk gördüğü andan itibaren beğenmemişti. “Çok sessiz bu çocuk, seni taşıyamaz,” demişti. Nişanlandığımızda bile yüzü hiç gülmedi. Düğün günü bile bana sarılırken kulağıma fısıldadı: “Yanlış yapıyorsun.”
Evliliğimizin ilk yılı güzeldi, çünkü annem başka bir şehirdeydi. Ama babamın mezarı için İstanbul’a taşınınca her şey değişti. Annem haftada üç gün bizde kalmaya başladı. Evdeki her şeye karışıyordu: “Murat neden bu kadar geç geliyor? Neden akşam yemeğinde et yok? Senin saçların neden böyle dağınık?”
Başlarda Murat sabretti. “O senin annen, saygı duymam lazım,” dedi hep. Ama zamanla aramızdaki gerginlik arttı. Annem, Murat’ın yanında sürekli beni eleştiriyor, onun da sabrını zorluyordu. Bir akşam Murat patladı: “Senin annenle evli değilim, seninle evliyim! Lütfen ona sınır koy.”
O gece sabaha kadar ağladım. Annemi karşıma alıp konuşmaya çalıştım: “Anne, lütfen biraz geri dur. Evliliğim zarar görüyor.” Annem gözyaşlarına boğuldu: “Beni istemiyorsunuz artık! Benim tek dayanağım sizsiniz.” O an suçluluk duygusuyla ezildim.
Aylar geçti, annemin müdahaleleri daha da arttı. Bir gün işten eve döndüğümde Murat’ı valiz toplarken buldum. “Böyle devam edemem Elif,” dedi gözleri dolu dolu. “Ya annenle arana mesafe koyarsın ya da ben giderim.”
O an dünyam başıma yıkıldı. Annemi kaybetmek istemiyordum ama Murat’sız bir hayat da düşünemiyordum. Günlerce ne yapacağımı bilemedim. Anneme durumu anlatınca yine ağladı, yine kendini mağdur etti: “Benim yüzümden mi boşanacaksınız?”
Bir gece sabaha kadar düşündüm. Ya annemle bağlarımı koparacaktım ya da Murat’ı kaybedecektim. İkisi de imkânsızdı benim için. Sonunda tek çareyi buldum: Taşınmak.
Murat’a fikrimi açtım: “Başka bir semte taşınalım, biraz uzaklaşalım.” İlk başta tereddüt etti ama sonra kabul etti. Anneme taşınacağımızı söylediğimde kıyamet koptu: “Beni yalnız bırakıyorsunuz! Ben size ne yaptım?”
Taşındık… Ama annemin sesi hâlâ kulağımdaydı. Her gün arıyor, sitem ediyor, hasta numarası yapıyordu: “Bugün tansiyonum çıktı, kimse yok yanımda.” Vicdan azabıyla kıvranıyordum.
Bir gün Murat eve geldiğinde beni ağlarken buldu. “Elif,” dedi yumuşak bir sesle, “biz aile kurmaya çalışıyoruz ama sen hâlâ annenin çocuğusun.” Haklıydı… Ama nasıl bırakılır ki bir anne? Hele ki hayatı boyunca tek dayanağı ben olmuşken?
Bir sabah annem aradı: “Elif, komşunun kızı evleniyormuş, düğüne beraber gidelim mi?” O an anladım ki annem asla değişmeyecek. Onun yalnızlığı benim hayatımı esir almıştı.
Murat’la konuşmaya karar verdim: “Ben annemi bırakamam ama seni de kaybetmek istemiyorum.” Murat uzun uzun sustu: “O zaman sınırları sen çizmelisin Elif. Yoksa üçümüz de mutsuz olacağız.”
O günden sonra anneme karşı daha net olmaya başladım. Her istediğinde gitmedim, her aradığında açmadım telefonu. Vicdan azabıyla mücadele ettim ama başka çarem yoktu.
Aylar geçti… Annem hâlâ sitem ediyor ama artık evliliğimde huzur var. Bazen geceleri uykum kaçıyor; acaba bencil mi oldum diye düşünüyorum.
Şimdi size soruyorum: Bir kadın hem annesine hem eşine nasıl yetebilir? Ya da gerçekten yetmek zorunda mı? Siz olsanız ne yapardınız?