Bir Çamaşır Yüzünden Başlayan Hayat: Tesadüfi Bir Evliliğin Hikayesi

“Hadi, çabuk giy şu iç çamaşırını ve çık! Beş dakika sonra apartmanın önündeyim!” diye bağırdım telefona, sesim öfkeyle titriyordu. Aslında, o anki sinirimle şaka yapmaya çalışmıştım. Ama Esra’nın sesi bir anda kesildi. Sessizlik… Sonra fısıltı gibi bir cevap: “Nereden biliyorsun?”

O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Sanki yıllardır sakladığım bir sırrı, istemeden ortaya dökmüşüm gibi. Esra’nın sesi titriyordu; ben ise neye uğradığımı şaşırmıştım. “Şey… Ben… Sadece şaka yaptım,” dedim, ama sesim bile bana yabancı geliyordu.

O sabah, annem mutfakta kahvaltı hazırlarken, babam her zamanki gibi gazeteye gömülmüştü. Ben ise hâlâ Esra’nın cevabının ağırlığı altında eziliyordum. Annem, “Ne oldu oğlum, suratın beş karış?” diye sordu. “Bir şey yok anne,” dedim ama içimde fırtınalar kopuyordu.

Esra ile üç yıldır beraberdik. Mahallede herkesin dilindeydik; annemler başta olmak üzere herkes, “Ne zaman ciddi olacaksınız?” diye sorup duruyordu. Ben ise özgürlüğüme düşkündüm, evlilik lafı açıldığında hemen konuyu değiştirirdim. Ama o sabah, bir çamaşır yüzünden başlayan bu tartışma, hayatımın akışını değiştirecekti.

O gün Esra ile buluştuğumda gözleri kıpkırmızıydı. “Beni gerçekten seviyor musun?” diye sordu. “Tabii ki seviyorum,” dedim ama sesimdeki tereddütü o da fark etti. “O zaman neden hep kaçıyorsun? Neden hep şaka yapıyorsun? Ben yoruldum artık!”

Bir anda kendimi savunmaya başladım: “Ben de yoruldum Esra! Herkesin beklentilerinden, mahalle baskısından… Sanki kendi hayatımız değilmiş gibi!”

O an gözlerinden yaşlar süzüldü. “O zaman bırak gideyim,” dedi ve arkasını dönüp yürümeye başladı. O an içimde bir şeyler koptu. Peşinden koştum, kolundan tuttum: “Hayır! Gitme! Tamam… Tamam, evlenelim!”

Bu cümle ağzımdan öylece çıkıverdi. Ne ben inanabildim ne de Esra. Birkaç saniye boyunca birbirimize bakakaldık. Sonra Esra gülümsedi; ama o gülümsemenin içinde hem umut hem de korku vardı.

Eve döndüğümde annem hemen anladı bir şeylerin değiştiğini. “Ne oldu oğlum?” dedi. “Evleniyoruz,” dedim kısık bir sesle. Annemin gözleri parladı; babam ise gazeteden başını kaldırıp sadece “Hayırlı olsun,” dedi.

Düğün hazırlıkları başladı. Mahallede dedikodular aldı başını gitti: “Demek sonunda Murat da evleniyor!” Herkesin gözü üzerimizdeydi. Esra’nın ailesi ise daha da heyecanlıydı; annesi sürekli çeyiz hazırlıyor, babası ise her fırsatta bana gözdağı veriyordu: “Kızımı üzersen karşısında beni bulursun!”

Ama asıl fırtına düğünden sonra başladı. Birlikte yaşamak bambaşka bir şeymiş; bunu acı şekilde öğrendik. Esra’nın titizliğiyle benim dağınıklığım sürekli çatışıyordu. Bir gün eve geç geldim diye tartıştık; başka bir gün Esra’nın işten yorgun gelmesine aldırmadan arkadaşlarımı çağırdım diye kavga ettik.

Bir gece Esra ağlayarak annesini aradı: “Anne, ben bu evliliği yürütemeyeceğim galiba…” O konuşmayı duydum ve içimde bir öfke patladı: “Madem istemiyorsun, neden evlendik?”

Esra sessizce bana baktı: “Sen istedin…”

O an anladım; aslında ikimiz de istememiştik. Sadece mahalle baskısı, ailelerin beklentisi ve kendi inatçılığımız yüzünden bu yola girmiştik. O sabahki o saçma telefon konuşması, hayatımızın dönüm noktası olmuştu.

Aylar geçti; kavgalarımız arttı. Annem her gün arayıp “Birbirinize sabredin,” diyordu ama ben sabrımın sonuna gelmiştim. Esra ise içine kapanmıştı; artık eskisi gibi gülmüyordu.

Bir akşam eve geldiğimde Esra valizini toplamıştı. “Gidiyorum Murat,” dedi sessizce. “Belki de en başından beri yanlış yaptık.”

O an dizlerimin bağı çözüldü. Yalvardım: “Gitme… Bir şans daha verelim.” Ama Esra kararlıydı: “Kendimizi kandırmayalım artık.”

O gece Esra gitti ve ben yalnız kaldım. O sabahki telefon konuşmasını tekrar tekrar düşündüm: Bir çamaşır yüzünden başlayan bu hikaye, hayatımı altüst etmişti.

Şimdi pencereden dışarı bakarken kendime soruyorum: Acaba gerçekten kendi hayatımızı mı yaşadık, yoksa başkalarının beklentileriyle mi savrulduk? Siz olsaydınız ne yapardınız? Kendi mutluluğunuz için mi savaşırdınız, yoksa ailenizin ve toplumun isteklerine boyun mu eğerdiniz?