Sessizlik Aramıza Girdiğinde: Bir Türk Büyükanne ve Torunları Arasındaki Mesafe

“Anneanne, neden artık bize gelmiyorsun?” diye sordu küçük Ege, telefonda sesi titreyerek. O an yüreğimden bir şey koptu. Ellerim titredi, gözlerim doldu. “Gelmek isterim yavrum, ama annen izin vermiyor,” diyemedim. Sadece “Birazdan anlatırım, canım,” dedim ve telefonu kapattım. O an, evimin sessizliğinde yankılanan tek şey içimdeki çaresizlikti.

Ben Ayşe. Yetmiş yaşındayım. İstanbul’un Kadıköy’ünde, eski bir apartmanın üçüncü katında yalnız yaşıyorum. Hayatım boyunca çocuklarım ve torunlarım için yaşadım. Oğlum Murat evlendiğinde, Elif’i gelin olarak bağrıma bastım. Her bayramda, her doğum gününde, hastalıkta, sağlıkta yanlarında oldum. Torunlarım Ege ve Defne benim neşemdi; onlara masallar anlatır, birlikte kek yapar, parka giderdik. Ama bir gün her şey değişti.

Bir sabah Elif aradı. Sesi buz gibiydi. “Ayşe Hanım, bugün çocukları getirmeyin lütfen. Biraz dinlenmek istiyoruz,” dedi. Önce anlamadım. “Bir şey mi oldu?” diye sordum. “Yok, sadece biraz yalnız kalmak istiyoruz,” dedi ve telefonu kapattı. O günden sonra aramızda görünmez bir duvar örüldü.

Günler geçti, haftalar geçti. Ne arayan var ne soran. Murat’a mesaj attım: “Oğlum, bir sıkıntı mı var?” Cevap kısa: “Yok anne, sadece yoğunuz.” Ama kalbim biliyordu; bir şeyler ters gidiyordu.

Bir akşam kapı çaldı. Komşum Şükran Hanım geldi. “Ayşe abla, Elif’i markette gördüm. Yüzü asıktı. ‘Ayşe Hanım’la aranız mı bozuldu?’ dedim, cevap vermedi,” dedi. İçimdeki endişe büyüdü.

Geceleri uyuyamaz oldum. Torunlarımın sesini duymadan geçen her gün bana azap oldu. Bir sabah dayanamadım, Elif’i aradım. Açmadı. Sonra Murat’ı aradım. “Oğlum, ne olur bana gerçeği söyleyin. Neden çocukları göremiyorum?” dedim.

Murat sustu bir süre. Sonra sesi kısık geldi: “Anne… Elif biraz kırgın sana.”

“Neden? Ne yaptım ki?”

“Geçen ay Defne hastayken ona ilaç vermişsin ya… Elif’in haberi olmadan vermişsin. Sonra da Defne alerji oldu.”

O an dünya başıma yıkıldı. “Oğlum, ben sadece ateşi düşsün diye verdim! Doktorun yazdığı şurup değil miydi?”

“Evet ama Elif çok korktu anne… Sana güvenemediğini söyledi.”

Gözyaşlarımı tutamadım. “Ben torunuma zarar vermek ister miyim? Benim niyetim kötü müydü?”

Murat sessiz kaldı. “Biliyorum anne… Ama Elif çok hassas bu konuda.”

O gece sabaha kadar ağladım. Kendi kendime sordum: Nerede hata yaptım? Yıllarca ailem için didindim; şimdi yalnızlığın ortasında kalakaldım.

Bir hafta sonra kapım çaldı. Elif gelmişti, yanında Defne ile Ege de vardı. Çocuklar bana sarıldı; Defne’nin gözleri doluydu.

Elif içeri girdiğinde yüzü gergindi.

“Konuşmamız lazım Ayşe Hanım,” dedi.

Oturduk. Elif gözlerimin içine bakmadan konuştu:

“Sizi kırmak istemem ama Defne’nin alerjisi çok ciddiymiş. Doktor uyardı; ilaçları sadece ben verebilirim dedi. O gün çok korktum… Sizi suçlamak istemedim ama içimde bir şeyler kırıldı.”

Sustum. Sadece başımı eğdim.

“Elif kızım,” dedim titreyen sesimle, “Ben seni de çocuklarımı da çok seviyorum. Bilmeden hata yaptıysam affet.”

Elif’in gözleri doldu.

“Biliyorum Ayşe Hanım… Ama annem de bana küçükken böyle davranırdı; hep karışırdı… Sanırım ben de annem gibi oldum ve size mesafe koydum.”

O an anladım ki mesele sadece ilaç değildi; geçmişin gölgesi bugüne sızmıştı.

Çocuklar bana sarıldı; Ege kulağıma fısıldadı: “Anneanne, seni çok özledik.”

Elif’le uzun uzun konuştuk o gün; geçmişi, korkularını, annesini anlattı bana. Ben de ona yalnızlığımı, torun hasretimi anlattım.

Ama o eski sıcaklık geri gelmedi bir daha… Her buluşmamızda bir mesafe vardı artık; kelimelerimiz dikkatliydi, hareketlerimiz ölçülüydü.

Bazen pencereden dışarı bakarken kendi kendime soruyorum: Bir ailede sevgiyle yapılan bir hata affedilir mi? Yoksa bazen en yakınlarımız bile bizi yanlış mı anlar?

Siz olsaydınız ne yapardınız? Sevgiyle yapılan bir hata için özür dilemek yeter mi? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı?