Onuncu Çocuğumun Cinsiyetini Beklerken: Bir Annenin Sessiz Çığlığı
“Yine mi kız olacak Elif? Bu sefer de oğlan olmazsa, ne yapacaksın?”
Kayınvalidemin sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. Ellerim titreyerek çay bardağını tepsiye koydum. Gözlerim yerde, başım öne eğik. Dokuzuncu kızımı doğurduğumdan beri bu soru, her sabah kahvaltı masasında, her akşam yemeğinde, hatta rüyalarımda bile peşimi bırakmıyor.
Ben Elif. Yirmi iki yaşında evlendim, yirmi üçümde ilk kızımı kucağıma aldım. Sonrası çorap söküğü gibi geldi: Zeynep, Derya, Asuman, Melike, Şule, Gülcan, Yasemin, Ayşenur ve en son da minik Defne. Her doğumdan sonra eşim Murat’ın gözlerinde bir umut aradım; belki bu sefer bana gururla bakar diye. Ama her seferinde o umut yerini hayal kırıklığına bıraktı.
Murat sessiz bir adamdır. Ama sessizliğiyle bile üzerime yük bindirir. Kızlarımızı sever ama oğlan evlat hasretiyle yanar. “Oğlan şart Elif,” derdi, “Soyumuz devam etmeli.” Sanki dokuz tane can dünyaya getirmek yetmiyormuş gibi…
Bir gün Murat eve geldiğinde yüzü asıktı. “Annem yine konuşmuş köyde. Herkes dalga geçiyormuş bizimle. Oğlan doğuramadın ya…”
İçimde bir şeyler koptu o an. “Ben elimden geleni yapıyorum Murat,” dedim titrek bir sesle. “Kızlarımız da senin evladın.”
“Biliyorum ama… Bilmiyorum Elif. Annem haklı belki de.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Yastığım gözyaşlarımla ıslandı. Kızlarımın odasına gidip onları izledim; hepsi melek gibi uyuyordu. Onlara bakarken içimde bir isyan yükseldi: Neden kız çocukları bu kadar değersiz görülüyor? Neden anneler hep suçlanıyor?
Hamile olduğumu öğrendiğimde Murat’ın gözlerinde yine o eski umut parladı. Kayınvalidem hemen dua kitaplarını çıkardı, hocaya gitti, adaklar adadı. “Bu sefer oğlan olacak inşallah,” dedi herkese.
Köydeki kadınlar da arkamdan konuşuyordu: “Elif’in rahmi hep kız doğuruyor, yazık kadına.” Kimse bana sormadı ne hissettiğimi, ne istediğimi…
Bir gün annem ziyarete geldi. Ellerimi tuttu, gözlerimin içine baktı: “Kızım, senin sağlığın önemli. Doktor sana dinlen diyor ama yine hamilesin. Bu kadar yükü nasıl kaldırıyorsun?”
Başımı eğdim: “Anne, Murat oğlan istiyor. Kayınvalidem de baskı yapıyor. Ne yapayım?”
Annem derin bir iç çekti: “Senin hayatın da önemli Elif. Kızlar da evlat. Allah ne verirse o…”
Ama bu sözler yetmiyordu bana güç vermeye. Çünkü her gün aynı baskıyla uyanıyordum.
Hamileliğimin altıncı ayında doktor kontrolüne gittik. Murat yanımdaydı; elleri terliyor, gözleri heyecanla parlıyordu. Ultrason odasında doktor gülümsedi: “Cinsiyeti öğrenmek ister misiniz?”
Murat hemen atıldı: “Tabii ki!”
Doktor ekrana bakıp hafifçe başını salladı: “Tebrikler… Yine bir kızınız olacak!”
O an Murat’ın yüzü bembeyaz oldu. Odaya bir sessizlik çöktü. Ben ise garip bir huzur hissettim; çünkü içimdeki canı zaten seviyordum, cinsiyetinin önemi yoktu.
Eve döndüğümüzde Murat konuşmadı. Akşam yemeğinde kayınvalidem sofraya oturduktan sonra patladı:
“Yeter artık Elif! Dokuz tane kız doğurdun, onuncusu da kız! Oğlumun soyunu kim sürdürecek? Sen kadın mısın? Yoksa uğursuz musun?”
Gözlerim doldu ama ağlamadım. Kızlarım korkuyla bana bakıyordu.
“Anne,” dedim kayınvalideme, “Ben elimden geleni yaptım. Allah’tan gelen bu. Kızlarımı seviyorum ve onları asla değiştirmem!”
Murat başını önüne eğdi, hiçbir şey demedi.
O gece Defne yanıma geldi: “Anneciğim, ben neden doğduğum için üzgünsün sanıyorlar? Ben sana yük müyüm?”
Küçücük ellerini tuttum: “Hayır yavrum! Sen benim en büyük mutluluğumsun. Kimseye kulak asma!”
Ama içimde fırtına kopuyordu; çünkü toplumun baskısı sadece beni değil, çocuklarımı da yaralıyordu.
Bir hafta sonra köyde dedikodu yayıldı: “Elif’in rahmi oğlan doğuramıyor! Murat ikinci eş alsın diyorlarmış…” Bu sözler kulağıma kadar geldiğinde dünyam başıma yıkıldı.
Murat’la yüzleştim: “Benden başka biriyle evlenmek mi istiyorsun? Sırf oğlan için mi?”
Murat gözlerini kaçırdı: “Bilmiyorum Elif… Annem çok baskı yapıyor. Ben de oğlum olsun istedim hep… Ama seni de seviyorum…”
O an anladım ki; ben ne kadar uğraşırsam uğraşayım, bu toplumda kadın hep suçlanacak. Kız çocukları hep ikinci planda kalacak.
Doğum günü geldiğinde hastanede yalnızdım; Murat annesinin yanında kalmayı tercih etmişti. Kucağıma minik Elvan’ı aldığımda gözyaşlarımı tutamadım; hem mutluluktan hem de çaresizlikten ağladım.
Annem yanıma geldi, saçlarımı okşadı: “Kızım, sen çok güçlüsün. Kızlarınla gurur duy! Onlara sahip çık!”
Şimdi on kızımla birlikte yaşıyorum; Murat arada gelir gider ama eski sıcaklığı yok aramızda. Kayınvalidem hâlâ arkamdan konuşuyor ama artık umursamıyorum.
Her gece kızlarımı öpüp uyuturken kendi kendime soruyorum:
“Bir annenin sevgisi neden cinsiyete göre ölçülür? Kız çocukları neden hâlâ değersiz görülüyor bu topraklarda? Sizce de artık değişmesi gerekmiyor mu?”