Kumlar Düşman Olduğunda: Bir Düğünün Gölgesinde Kalan Hayatım
“Yeter artık! Bu evde kimse kimseye saygı duymuyor mu?” diye bağırdı babam, masanın başında yumruğunu masaya vurarak. O an, düğünümün ikinci saatinde, gelinliğimin içinde titreyerek oturuyordum. Annemin gözleri dolmuştu, kayınvalidem ise dudaklarını sıkıca birbirine bastırmış, bana bakmamaya çalışıyordu. Herkesin gözünde bir öfke, bir kırgınlık… Oysa bu gün, hayatımın en mutlu günü olmalıydı.
Ben Elif. Yirmi dokuz yaşındayım. Bugün, çocukluk aşkım Emre ile evleniyorum. Düğünümüzü aylarca planladık; her şey kusursuz olmalıydı. Ama ne annemin ne de kayınvalidemin birbirine tahammülü vardı. Aslında sorun sadece onlar değildi; iki aile arasında yıllardır süren, kimsenin açıkça konuşmadığı bir gerginlik vardı. Herkes susuyor, ama bakışlar konuşuyordu.
Düğün salonuna ilk adım attığımda, annemin kulağıma fısıldadığı söz hâlâ aklımda: “Kızım, sakın kimseye boyun eğme.” O an anlamamıştım ne demek istediğini. Ama şimdi, masanın etrafında yükselen sesler arasında, annemin bakışlarında gördüğüm korkuyu ve gururu daha iyi anlıyorum.
Emre yanıma yaklaştı, elimi tuttu. “Sakin ol,” dedi fısıltıyla. Ama sesi titriyordu. Onun ailesi de en az bizimkiler kadar gergindi. Kayınpederim Mehmet Bey, babama sert sert bakıyor, sanki her an patlamaya hazır bir bomba gibi duruyordu.
Birdenbire, Emre’nin kuzeni Burak ayağa kalktı. “Bu kadar laf yeter! Biz buraya mutlu olmaya geldik, kavga etmeye değil!” dedi. Ama sesi öyle yüksekti ki, herkes sustu. O an, iki aile arasında yıllardır biriken öfke patladı. Annemle kayınvalidem birbirlerine laf sokmaya başladılar; babamla kayınpederim ise eski hesapları açtı.
“Senin oğlun askerdeyken bizim dükkâna gelip borç istemedi mi?” diye bağırdı babam.
Kayınpederim hemen karşılık verdi: “Senin kızın da bizim oğlanı yıllarca oyalamadı mı? Şimdi kalkmışsınız bize laf söylüyorsunuz!”
O an salonun ortasında donup kaldım. Gelinliğim ağırlaştı sanki; nefes alamıyordum. Emre’nin eli elimdeydi ama sanki aramızda kilometreler vardı. Gözlerim doldu; ağlamamak için kendimi zor tuttum.
Misafirler fısıldaşmaya başladı. Kuzenim Zeynep yanıma koştu: “Elif abla, ne olur bir şey yap!” dedi panikle.
Ama ne yapabilirdim ki? İki aile arasında kalmıştım; bir yanda annemin gururu, diğer yanda Emre’nin ailesinin kırgınlığı… Herkes kendi haklılığını savunuyordu ama kimse beni düşünmüyordu.
Düğünümüzün ilk dansı için anons yapıldı. Emre’yle piste çıktık ama müzik bile kavganın gürültüsünü bastıramadı. Göz göze geldik; ikimiz de ağlamamak için kendimizi zor tutuyorduk.
Dans ederken Emre kulağıma fısıldadı: “Elif, bu böyle gitmez. Ya ailelerimizi susturacağız ya da kendi yolumuzu çizeceğiz.”
O an karar verdim; bu savaşa bir son vermeliydim. Dans biter bitmez mikrofonu elime aldım. Herkes bana döndü; salon sessizleşti.
“Bugün burada iki ailenin birleşmesini kutlamak için toplandık,” dedim titrek bir sesle. “Ama görüyorum ki geçmişteki kırgınlıklar bugünü zehirliyor. Ben Emre’yi seviyorum ve onun ailesini de kendi ailem gibi kabul etmek istiyorum. Lütfen… Lütfen artık susalım ve birbirimizi affedelim.”
Bir anlık sessizlik oldu. Sonra annem ağlamaya başladı; kayınvalidem başını öne eğdi. Babam ve kayınpederim ise birbirlerine bakıp sustular.
Gece ilerledikçe kavga yerini soğuk bir sessizliğe bıraktı. Düğün bitince herkes evine dağıldı ama içimde büyük bir boşluk vardı. Evliliğimizin ilk gecesinde Emre’yle oturup konuştuk.
“Biz ne yapacağız Elif?” dedi Emre umutsuzca.
“Bilmiyorum,” dedim gözyaşlarımı silerek. “Ama şunu biliyorum; eğer ailelerimizin gururu yüzünden biz de birbirimize düşersek, bu savaş hiç bitmeyecek.”
O geceden sonra hayatımız kolay olmadı. Her bayramda hangi aileye gideceğimizi tartıştık; annem bana dargın dargın baktı, kayınvalidem ise her fırsatta laf soktu. Emre işten geç geldiğinde annem hemen “Görüyor musun kızım, kocan da annesinin tarafını tutuyor,” derdi.
Bir gün annemle büyük bir kavga ettik. “Sen bizim ailemizi sattın Elif!” diye bağırdı bana.
“Anne, ben kimseyi satmadım! Sadece mutlu olmak istiyorum,” dedim ama sesimi duyuramadım.
Emre de kendi ailesiyle kavga etti; bir gün eve geldiğinde gözleri kıpkırmızıydı.
“Babam bana ‘Sen de karının kuklası oldun’ dedi,” diye anlattı hüzünle.
Aylar geçti; aramızdaki sevgi sınandı, yıprandı ama kopmadı. Bir gün Emre’yle karar verdik: Kendi evimizi tutup ailelerden uzaklaşacaktık. Taşındığımız gün ikimiz de ağladık; hem özgürlüğümüzü kutladık hem de ailelerimizin bizi anlamamasına üzüldük.
Şimdi evimizde huzurluyuz ama içimde hâlâ bir yara var. Annemle aram eskisi gibi değil; kayınvalidemle ise mesafeli bir ilişkim var. Ama Emre’yle birbirimize daha çok sarıldık.
Bazen düşünüyorum: Bir düğün nasıl bu kadar acıya dönüşebilir? Ailelerin gururu ve suskunluğu yüzünden kaç genç çift böyle yıpranıyor? Sizce affetmek mi zor, yoksa geçmişi unutmak mı?