Hayallerimdeki Tatil, Kabusa Dönüşen Bir Yaz: Annemle Sınavım
“Yeter artık anne! Lütfen, bir kere de benim kararlarıma saygı duy!” diye bağırdım, gözlerimden yaşlar süzülürken. O an, mutfakta elimde bulaşık süngeriyle titreyerek duruyordum. Annem ise, her zamanki gibi başını hafifçe yana eğip bana küçümseyen bir bakış attı. “Senin yaşında ben üç çocuk büyütüyordum, Ayşe. Sen hâlâ çocuk gibisin.”
Oysa bu yaz her şey farklı olacaktı. Yıllardır hayalini kurduğum o tatili sonunda planlamıştım: Emre’yle evliliğimizdeki yorgunluğu atacak, Derya’yla birlikte deniz kenarında huzur bulacaktık. Her detayı düşünmüştüm; Bodrum’da küçük bir pansiyon, sabahları birlikte kahvaltı, akşamları sahilde yürüyüşler… Ama annem, valiziyle kapımızda belirdiğinde tüm planlarım bir anda çöktü.
Annemin gelişiyle evdeki hava değişti. Emre’nin yüzü asıldı, Derya ise sürekli odasına kapanmaya başladı. Annem ise her fırsatta bana akıl vermekten, Emre’ye laf sokmaktan geri durmuyordu. “Emre, kızımın üstüne çok gitme. Zaten narin bir yapısı var,” dediğinde Emre’nin gözlerinde öfkeyi gördüm ama o sustu. Ben ise arada kalmıştım; bir yanda annemin baskısı, diğer yanda kendi ailemin huzuru.
Tatile çıkacağımız sabah, annem mutfakta çay demlerken bana döndü: “Ben de geliyorum. Zaten evde yalnız kalamam.” O an içimde bir şeyler koptu ama yine de karşı çıkamadım. “Tabii anne,” dedim, sesim titreyerek. Emre ise sessizce valizini arabaya yerleştirdi. Derya’nın gözleri doldu; “Anne, neden hep kavga ediyorsunuz?” diye fısıldadı bana.
Yolda annem sürekli konuştu: “Bak Emre, arabayı çok hızlı kullanıyorsun. Derya’ya dikkat et, güneş çarpar.” Her cümlesiyle içimdeki huzur biraz daha azalıyordu. Pansiyona vardığımızda ise ilk iş olarak odaları beğenmedi: “Ben cam kenarında yatamam, sırtım tutulur.”
İlk gün denize gitmek istedik. Annem ise “Benim tansiyonum var, bu sıcakta dışarı çıkamam,” dedi ve Derya’yı yanında oturmaya zorladı. Kızım bana bakıp “Anne, ben denize gidemeyecek miyim?” diye sorduğunda içim parçalandı. Emre ise sinirli bir şekilde balkona çıktı ve sigara yaktı.
Akşam yemeğinde annem yine başladı: “Ayşe, bu kadar tuzlu yemek yenir mi? Kızın böbrekleri mahvolacak.” Emre kaşığını masaya bıraktı: “Yeter artık teyze! Biraz da bize bırak şu evi!” Annem ise gözlerini devirdi: “Ben olmasam siz ne yapacaksınız acaba?”
O gece Emre’yle ilk defa bu kadar sert tartıştık. “Ayşe, ya annen ya ben! Bu şekilde devam edemem,” dedi. O an ne yapacağımı bilemedim; bir yanda annemin bana olan ihtiyacı, diğer yanda kendi ailemin mutluluğu…
Ertesi gün Derya ateşlendi. Annem hemen müdahale etti: “Ben bilirim bu işin ilacını!” deyip eski usul yöntemlerle çocuğu terletmeye çalıştı. Emre ise doktora götürmek istedi ama annem izin vermedi: “Ben üç çocuk büyüttüm, sen bana mı öğreteceksin?”
O an Emre’nin gözlerinde çaresizliği gördüm. Derya ise ağlıyordu: “Anne, lütfen baba götürsün beni doktora…” O an kararımı verdim. Anneme döndüm: “Anne, bu sefer benim dediğim olacak! Kızımı doktora götüreceğiz.” Annem ilk defa sessiz kaldı.
Derya’yı doktora götürdük ve basit bir enfeksiyon olduğu ortaya çıktı. Eve döndüğümüzde annem suratını asmıştı ama artık umurumda değildi. O gece Emre’yle uzun uzun konuştuk. “Ayşe, seninle yaşlanmak istiyorum ama böyle değil,” dedi gözleri dolu dolu.
Ertesi sabah anneme oturup konuştum: “Anne, seni çok seviyorum ama artık kendi ailemi korumam lazım. Lütfen bize biraz alan bırak.” Annem önce ağladı, sonra sessizce valizini topladı ve ertesi gün döndü.
Tatilimizin geri kalanında huzur bulduk ama içimde bir yara kaldı; annemi üzmüştüm ama ilk defa kendi ailemi koruyabilmiştim. Şimdi düşünüyorum da; insan kendi annesini üzmeden kendi ailesini nasıl koruyabilir? Siz olsanız ne yapardınız?