Amca Cemil ve Hayat Devam Ediyor: Bir Ailenin Sessiz Çığlığı

“Yeter artık anne! Her sabah aynı şey!” diye bağırdım, sesim mutfağın daracık duvarlarında yankılandı. Annem, elleriyle başını tutmuş, gözleri dolu dolu bana bakıyordu. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Babamın ölümünden sonra evimizdeki sessizlik, her geçen gün biraz daha ağırlaşıyordu. Annemle aramızdaki mesafe, sanki mutfağın soğuk fayansları kadar sert ve ulaşılmazdı.

O sabah, her zamanki gibi kahvaltı sofrasında kuru ekmek ve çay vardı. Çayın demi neredeyse yoktu; annem, “Biraz daha su ekle, idare et,” dediğinde içimdeki öfke patladı. “Her şeyi idare ediyoruz zaten! Hayatımızı da idare ediyoruz, değil mi?” dedim. Annem bir an sustu, sonra gözlerini kaçırdı. O an fark ettim ki, annemin gözlerinde yıllardır sakladığı bir sır vardı.

Babamın ölümünden sonra amcam Cemil bizimle daha çok ilgilenmeye başlamıştı. Her hafta sonu gelir, evin eksiklerini sorar, bazen de cebimize üç beş kuruş sıkıştırırdı. Ama ben onun bu ilgisini hiçbir zaman samimi bulamamıştım. Annem ise Cemil amcama karşı hep mesafeli dururdu. Bir gün anneme sordum: “Neden amcama bu kadar soğuksun?” Annem cevap vermedi, sadece pencerenin önünde uzun uzun dışarıya baktı.

O günün akşamı, Cemil amcam yine geldi. Sofrada otururken annemle göz göze geldiler ve aralarında sessiz bir anlaşmazlık vardı. Amcam bana döndü: “Mert, okul nasıl gidiyor oğlum?” dedi. “İyi,” dedim kısa bir cevapla. Aslında okulu bırakmayı düşünüyordum ama bunu kimseyle paylaşacak cesaretim yoktu.

Yemekten sonra annem mutfağa geçti, ben de bulaşıkları yıkamasına yardım ettim. O sırada annem fısıldadı: “Cemil amcanla fazla samimi olma.” Şaşırdım. “Neden?” diye sordum. Annem gözlerimin içine bakarak, “Bazen insanlar göründüğü gibi değildir,” dedi. O gece uyuyamadım; kafamda bin bir soru vardı.

Ertesi gün okuldan döndüğümde evde kimse yoktu. Masanın üzerinde eski bir fotoğraf buldum. Fotoğrafta babam, annem ve Cemil amcam yan yana duruyordu. Babamın kolu annemin omzundaydı ama Cemil amcamın bakışları anneme çevrilmişti. O an içimde tuhaf bir his oluştu.

Akşam olunca anneme fotoğrafı gösterdim. Annem bir süre sustu, sonra ağlamaya başladı. “Bunu sana anlatmam gerekiyordu,” dedi titrek bir sesle. “Babanla evlenmeden önce Cemil’le nişanlıydık.” Şok olmuştum. “Sonra ne oldu?” diye sordum. Annem gözyaşlarını silerek devam etti: “Babanı tanıyınca kalbim ona kaydı ama Cemil bunu hiç kabullenemedi.”

O günden sonra Cemil amcama karşı içimde bir öfke oluştu. Onun bize yardım etmesinin altında başka bir sebep olduğunu düşündüm. Bir gün cesaretimi toplayıp amcama sordum: “Neden bize bu kadar yardım ediyorsun?” Amcam önce sustu, sonra gözlerini kaçırarak, “Aileniz benim de ailem,” dedi. Ama ben bu cevaptan tatmin olmadım.

Bir süre sonra annem hastalandı. Evde para yoktu; ilaçlarını almak için amcamdan borç istedik. Amcam parayı verdi ama o günden sonra evimize daha sık gelmeye başladı. Annem her seferinde huzursuz oluyordu.

Bir akşam annemle tartışırken bağırdım: “Neden her şeyi saklıyorsun benden? Neden babam öldükten sonra bu kadar yalnız kaldık?” Annem ağlayarak odasına kapandı. O gece kapısını çalıp yanına gittim. “Anne, lütfen bana her şeyi anlat,” dedim.

Annem derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı: “Baban ölmeden önce Cemil’le büyük bir kavga etmişlerdi. Baban bana Cemil’in seni kendi oğlu gibi gördüğünü söyledi ama asıl sebebini hiç anlatmadı.”

Kafamda binlerce soru vardı artık: Acaba ben gerçekten babamın oğlu muydum? Yoksa annemin geçmişindeki sırlar yüzünden mi bu kadar yalnız kalmıştık?

Bir gün okuldan eve dönerken mahalledeki komşu kadınların konuşmalarına kulak misafiri oldum:

— Cemil Bey’in Mert’e olan düşkünlüğü boşuna değilmiş…
— Ne demek istiyorsun Hatice abla?
— Eskiden annesiyle nişanlıydılar ya… Kim bilir…

O an dünyam başıma yıkıldı. Eve koşup anneme sarıldım: “Anne, ben kimin oğluyum?” Annem ağlayarak bana sarıldı: “Sen benim oğlumsun Mert! Kim ne derse desin!”

O günden sonra amcamla arama mesafe koydum ama içimdeki boşluk hiç dolmadı. Annemin hastalığı ilerledikçe evdeki huzursuzluk arttı. Bir gün hastanede annemin başucunda otururken bana fısıldadı: “Affet beni oğlum… Hayat bazen insanı en sevdiklerinden bile uzaklaştırıyor.”

Annemin vefatından sonra Cemil amcam bana sahip çıkmaya çalıştı ama ben ona hiç ısınamadım. Yıllar geçti; üniversiteyi kazanıp İstanbul’a taşındım ama geçmişimin gölgesi peşimi bırakmadı.

Şimdi bu satırları yazarken hâlâ kendime soruyorum: Bir insan geçmişinin yükünden kurtulabilir mi? Affetmek gerçekten mümkün mü? Siz olsanız ne yapardınız?