İkinci Bir Hayat: Bir Mühendisin Sessiz Çığlığı
“Yeter artık, Halime! Ben de insanım!” diye bağırdım, sesim evin duvarlarında yankılandı. O an, yirmi iki yıllık evliliğimizde ilk defa kendimi bu kadar çaresiz hissettim. Halime bana öyle bir baktı ki, sanki ben değil de yabancı biri karşısında duruyordu. Gözlerinde öfke değil, daha çok hayal kırıklığı vardı.
Oysa ben Marek değilim, adım Kemal. Bir zamanlar hayalleri olan, mühendisliği tutkuyla seçmiş bir adamdım. Şimdi ise Ankara’nın kenar mahallesinde, eski bir apartman dairesinde, hayatın ağırlığı altında ezilen sıradan biriyim. Fabrikada kepçe üretiminde çalışıyorum. Her sabah aynı otobüse binip, aynı insanlarla göz göze gelmeden yolculuk ediyorum. Hayatımda heyecan yok, sürpriz yok; sadece alışkanlıklar var.
Kızımız Elif, geçen yıl evlendi ve eşiyle İzmir’e taşındı. Torun beklerken, Elif’in kariyer planlarıyla uğraşmasını anlamaya çalışıyoruz ama Halime’yle bu konuda bile tartışıyoruz. Halime, “Kızımızın bir an önce çocuk yapması lazım, yaş geçiyor,” deyip duruyor. Ben ise Elif’in mutlu olmasını istiyorum, ne zaman isterse o zaman anne olur diyorum. Ama Halime’nin gözünde ben hep pasifim, hep sessizim.
O akşam kavga ettikten sonra mutfağa geçtim. Çaydanlığa su koyarken ellerim titriyordu. İçimde bir boşluk vardı; sanki yıllardır biriktirdiğim tüm duygular bir anda patlamıştı. Kendime sordum: “Ben ne zaman bu kadar yalnız kaldım?”
İşyerinde de durum farklı değildi. Müdürümüz Cemal Bey, geçen hafta yine fazla mesaiye kalmamı istediğinde, “Kemal Bey, sizden başka güvenebileceğim kimse yok,” dedi. Oysa ben artık yorulmuştum. Genç mühendisler bana saygı gösteriyor gibi görünseler de arkamdan “Eski kafalı” diyorlardı. Onların enerjisine yetişemiyordum. Ama işten ayrılmak da aklımın ucundan geçmiyordu; çünkü başka bir hayatım yoktu.
Bir gün işten eve dönerken otobüste eski bir arkadaşımı gördüm: Yusuf. Yıllardır görüşmemiştik. Yusuf’un gözleri parlıyordu; bana yeni bir iş kurduğundan bahsetti. “Kemal, hayat kısa! Kendine yeni bir yol çizmelisin,” dedi. O an içimde bir kıpırtı hissettim ama hemen bastırdım: “Benim yaşım geçti artık Yusuf, gençler yapsın öyle şeyleri.”
O gece Halime’yle konuşmaya çalıştım:
– Halime, sence biz mutlu muyuz?
– Ne demek şimdi bu? Tabii ki mutluyuz! Evimiz var, kızımız iyi…
– Ama ben… bilmiyorum… Sanki bir şeyler eksik.
Halime bana uzun uzun baktı:
– Sen hep böyleydin Kemal. Hiçbir zaman yetinmedin. Hep daha fazlasını istedin ama hiçbir zaman harekete geçmedin.
O sözler içimi delip geçti. Gerçekten de hep hayal kurup hiçbirini gerçekleştiremeyen biri miydim? O gece sabaha kadar uyuyamadım.
Bir hafta sonra Elif aradı. Sesi tuhaftı:
– Baba… Annemle konuştunuz mu? Biraz gergin geldi sesi.
– Yok kızım, önemli bir şey yok… Sadece biraz yorgunum.
Elif sustu, sonra fısıldar gibi konuştu:
– Baba… Sen iyi misin?
O an gözlerim doldu ama belli etmedim:
– İyiyim kızım, merak etme.
Ama iyi değildim. İçimde büyüyen boşluk artık dayanılmaz hale gelmişti. Bir sabah işe gitmek için hazırlandığımda aynada kendime baktım: Gözlerimin altı morarmıştı, saçlarım iyice beyazlamıştı. “Bu adam kim?” dedim kendi kendime.
O gün işyerinde gençlerden biri yanıma geldi:
– Kemal Abi, senin gibi olmak istiyorum… Hep sakin ve sabırlısın.
İçimden gülmek geldi: Sakinlik mi? Sabır mı? Belki de yıllardır sadece kabullenmişimdir.
Bir akşam Halime’yle televizyon izlerken elektrikler kesildi. Karanlıkta otururken Halime aniden konuştu:
– Kemal… Biz ne zaman bu kadar uzaklaştık?
Şaşırdım:
– Bilmem… Belki de hayat bizi böyle yaptı.
Halime’nin sesi titriyordu:
– Ben de yalnız hissediyorum bazen… Elif gidince ev çok sessiz oldu.
İlk defa ikimiz de duygularımızı açıkça paylaştık. O an anladım ki sadece ben değilmişim; Halime de aynı yalnızlığı yaşıyormuş.
Ertesi gün Yusuf’u aradım:
– Yusuf… Belki de haklısın. Bir değişiklik yapmam lazım.
Yusuf sevindi:
– Harika! Gel ofise uğra, konuşalım.
Yusuf’la buluştuğumda bana küçük bir danışmanlık işi önerdi. Korkuyordum ama içimde bir umut filizlenmişti. Eve döndüğümde Halime’ye anlattım:
– Belki de yeni bir başlangıç yapabilirim.
Halime gülümsedi:
– Destekliyorum seni Kemal… Belki ikimiz için de iyi olur.
Hayat bazen insanı köşeye sıkıştırıyor; alışkanlıklarımıza tutunup değişmekten korkuyoruz. Ama bazen en büyük cesaret, kendimize dürüst olup yeni bir yol çizebilmekte saklıymış.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç kendi hayatınızda böyle bir boşluk hissettiniz mi? Değişmek için cesaretiniz oldu mu?