İki Ateşin Hikâyesi: İçimdeki Savaş

“Yeter artık, anne! Hep aynı şeyleri söylüyorsun!” diye bağırdım, avuçlarım titrerken. Annem, mutfakta elleriyle hamur yoğuruyordu, gözleri doldu ama bana sırtını dönmedi. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Sanki yıllardır biriktirdiğim öfke, annemin sessizliğinde yankı bulmuştu. Oysa ben sadece anlaşılmak istiyordum.

O günün akşamı, dedemle balkona çıktık. Hava serindi, İstanbul’un gece ışıkları uzaktan titriyordu. Dedem sigarasını yaktı, bana baktı: “Evlat,” dedi, “her insanın içinde iki ateş yanar. Biri öfkeyle, diğeri sevgiyle beslenir. Hangisini büyütürsen, o kazanır.”

O an anlamadım. O kadar kızgındım ki… Anneme, babama, hatta kendime bile. Babam işten yorgun gelirdi, annem ise hep evin işleriyle uğraşırdı. Benimle kimse ilgilenmiyor gibi hissederdim. Okulda da durum farklı değildi; öğretmenlerim beni anlamazdı, arkadaşlarım ise kendi dertlerinde boğulurdu.

Bir gün okuldan eve dönerken mahalledeki çocuklardan biriyle kavga ettim. Sinirle eve geldim, kapıyı çarptım. Annem yine mutfaktaydı, gözleriyle beni süzdü ama bir şey demedi. O gece dedem odama geldi. “Neden bu kadar öfkelisin?” diye sordu. “Kimse beni anlamıyor,” dedim. “Herkes kendi derdinde.”

Dedem başımı okşadı: “Evlat, herkesin derdi var. Ama sen kendi ateşini büyütüyorsun. Öfkeni beslersen, bir gün seni yakar.”

O sözler kulağımda çınladı ama değişmek kolay değildi. Lise yıllarımda babam işsiz kaldı. Evde huzursuzluk arttı; annem daha çok çalışmaya başladı, ben ise daha çok içine kapanan birine dönüştüm. Bir gün babamla tartıştık; ona ağır sözler söyledim. Babam sessizce odasına çekildi, annem ise bana bakıp ağladı.

O gece dedem yine yanıma geldi. “Bak oğlum,” dedi, “hayat bazen adil değildir. Ama senin elinde olan tek şey, hangi ateşi besleyeceğin.”

Üniversiteye başladığımda ailemden uzaklaştım. İstanbul’un kalabalığında kaybolmak istedim. Yeni arkadaşlar edindim ama içimdeki boşluk hiç dolmadı. Bir gün annem aradı; dedemin hastalandığını söyledi. O an içimde bir şeyler koptu. Hemen otobüse atlayıp memlekete döndüm.

Dedem hastane odasında zayıf düşmüştü ama gözleri hâlâ canlıydı. Elimi tuttu: “Evlat,” dedi fısıltıyla, “hangi ateşi büyüttün?” Gözlerimden yaşlar aktı; cevabım yoktu.

Dedemi kaybettikten sonra hayatımda bir şeylerin değişmesi gerektiğini anladım ama alışkanlıklar kolay değişmiyor. Anneme ve babama karşı daha anlayışlı olmaya çalıştım ama bazen yine öfkeme yeniliyordum.

Bir akşam annemle sofrada otururken bana döndü: “Oğlum,” dedi, “bazen seni anlamakta zorlanıyorum ama seni hep sevdim.” O an içimdeki ikinci ateşin kıpırdadığını hissettim; sevgiyle yanmaya başladı.

Şimdi otuz yaşındayım, kendi ailemi kurdum. Kızım bana kızdığında dedemin sözleri aklıma geliyor: “İçindeki iki ateşi unutma.” Bazen öfkem kabarıyor ama artık hangi ateşi beslemem gerektiğini biliyorum.

Peki siz? İçinizdeki hangi ateşi büyütüyorsunuz? Geçmişte hangi ateşe daha çok odun attınız?