Kızımı Annemden Geri Almak: Bir Anne, Bir Kız, Bir Torun Arasında Sıkışıp Kalan Hayatım
“Anne, lütfen… Yeter artık, kızımı bana ver!” diye haykırdım, gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken. Annem ise kapının önünde dimdik duruyordu, kollarını göğsünde kavuşturmuş, gözlerinde o tanıdık inatçı bakış. “Senin iyiliğin için yapıyorum, Zeynep. Senin iyiliğin için!” dedi tekrar tekrar. Ama ben artık bu cümlenin ardına saklanan sevgiyi değil, kontrolü hissediyordum.
Her şey bundan altı ay önce başladı. Eşim Murat’la boşanma sürecindeydik. Zaten zor bir dönemdi; işten çıkarılmıştım, ev kirasını ödeyemiyordum, psikolojik olarak da çökmüştüm. Annem, “Gel kızım, bizim eve taşın. Hem torunum da bana emanet olur,” dediğinde başka çarem yoktu. O zamanlar annemin yardımını bir kurtuluş gibi görmüştüm.
Ama zamanla işler değişti. Annem, kızım Elif’i adeta kendi çocuğuymuş gibi sahiplenmeye başladı. Sabahları Elif’i ben uyandırmak isterken annem çoktan onun saçlarını örmüş, kahvaltısını hazırlamış oluyordu. Okula ben götürmek isterken annem çoktan servise bindirmiş oluyordu. Akşamları Elif’e masal anlatmak isterken annem çoktan onun yanında uyuyakalmış oluyordu.
Bir gün Elif bana, “Anneanne bana annem gibi bakıyor, sen de iş bulunca gidersin değil mi?” dediğinde içimde bir şeyler koptu. Kendi kızımın gözünde silikleşiyordum. Anneme bunu söylediğimde ise bana küçümseyici bir bakış attı: “Sen daha kendi hayatını toparlayamıyorsun Zeynep. Elif’in sana değil, bana ihtiyacı var.”
O günden sonra evde görünmez bir savaş başladı. Annemle aramızda sürekli bir çekişme vardı. Ben Elif’le vakit geçirmek istedikçe annem araya giriyor, “Elif’in ödevi var, Elif’in uykusu geldi,” diyerek beni uzaklaştırıyordu. Bir akşam Elif’in odasına girdiğimde annemi Elif’in saçlarını okşarken buldum. Annem bana dönüp fısıldadı: “Senin annen olamadığın yerde ben varım.”
O gece sabaha kadar ağladım. Kendi annemle savaşıyordum ve bu savaşta kaybeden hep ben oluyordum. Kardeşim Emre’ye açıldım bir gün: “Abi, annem Elif’i bana vermiyor. Ne yapacağım?” dedim. Emre başını öne eğdi: “Anneye söz geçmez Zeynep. O her zaman bildiğini okur.”
Bir gün cesaretimi topladım ve anneme karşı çıktım: “Artık yeter! Elif benim kızım! Onu alıp kendi evime çıkacağım.” Annem gözlerini kısıp bana baktı: “Senin evin yok ki! İşin yok! O çocuğu neyle büyüteceksin? Aç mı bırakacaksın? Benim torunum sokağa düşmez!”
O an anladım ki annem sadece torununu değil, beni de kontrol etmek istiyordu. Benim acizliğim onun gücüne güç katıyordu. Ama ben pes etmeyecektim.
Bir gün Elif okuldan geldiğinde ona sarıldım ve dedim ki: “Kızım, yakında kendi evimize taşınacağız.” Elif’in gözleri büyüdü: “Ama anneanne olmadan mı?” O an yüreğim burkuldu ama kararlıydım: “Evet kızım, ama anneannen her zaman hayatımızda olacak.”
O gece anneme kararımı açıkladım: “Bir iş buldum. Küçük de olsa bir ev kiraladım. Elif’i alıp gidiyorum.” Annem önce sessiz kaldı, sonra öfkeyle bağırdı: “Beni öldürmek mi istiyorsun? O çocuğu benden koparırsan sana hakkımı helal etmem!”
Evde kıyamet koptu. Komşular bile kapıya dayandı, bağrışmalarımızı duymuşlardı. Annem ağladı, yere kapandı, “Torunumu elimden alma!” diye feryat etti. Ben ise ilk defa annemin gözünde aciz değil, güçlü bir kadın olduğumu hissettim.
Ertesi gün Elif’i okula götürdüm ve çıkışta onu alıp yeni evimize gittik. Ev küçüktü, eşyalarımız azdı ama ilk defa özgür hissediyordum. Akşam Elif’le birlikte makarna yaptık, yere serdiğimiz battaniyenin üstünde oturup yedik.
Ama huzurumuz uzun sürmedi. Annem her gün aramaya başladı; bazen ağlayarak, bazen tehdit ederek beni geri dönmeye ikna etmeye çalıştı. Bir gün kapıya dayandı: “Elif’i görmeden yaşayamam!” dedi.
Elif de zorlanıyordu. Bir gece yanıma gelip sessizce ağladı: “Anneanneyi özledim…” O an içimdeki suçluluk duygusu büyüdü. Kendi annemi kaybetmek pahasına kızımı korumaya çalışıyordum.
Bir akşam işten eve dönerken apartmanın önünde komşumuz Ayşe Teyze’ye rastladım. Bana yaklaşıp fısıldadı: “Annen çok üzgün Zeynep… Ama sen de haklısın kızım. Herkes kendi yolunu çizmek zorunda.”
Geceleri uykusuz kalıyor, doğru mu yaptım diye kendimi sorguluyordum. Annemi kaybetmekten korkuyordum ama kızımı da kaybetmek istemiyordum. Türk toplumunda anneyle çatışmak büyük bir tabu; hele ki konu torun olunca işler daha da karmaşıklaşıyor.
Bir gün Elif’le birlikte annemi ziyarete gittik. Kapıyı açtığında gözleri şişmişti ama yine de gülümsedi. Elif ona sarıldı, ben ise kapıda durdum. Annem bana bakıp sessizce dedi ki: “Kızım… Ben sadece seni korumak istedim.”
O an anladım ki bu savaşın kazananı yoktu; sadece yaralıları vardı.
Şimdi hâlâ her gün kendime soruyorum: Bir anne olarak kendi anneme karşı durmak zorunda mıydım? Yoksa annemin sevgisiyle boğulmaya devam mı etmeliydim? Siz olsaydınız ne yapardınız?