Bir Kelimenin Yükü: “Anne” Demek Zorunda Mıyım?
“Neden hâlâ bana ‘anne’ demiyorsun, Elif?”
Kayınvalidem Gülser Hanım’ın sesi mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Eşim Murat, salondan gelen bu gerginliği fark etti ve hemen yanıma geldi. Gözleriyle bana “Dayan” der gibiydi ama ben artık dayanamıyordum.
Evliliğimizin üçüncü yılıydı. Murat’la üniversitede tanışmıştık, aşkımızı herkes kıskanırdı. Ama evlilikle birlikte hayatımıza giren aileler, özellikle de Gülser Hanım, ilişkimizin merkezine yerleşmişti. Onun için ben sadece oğlunun karısıydım; ne eksik, ne fazla. Ama benden beklediği bir şey vardı: Ona “anne” demem.
İlk başlarda bu konuyu geçiştirdim. “Teyze” dedim, “Gülser Hanım” dedim. Ama her seferinde gözlerinde bir kırgınlık, dudaklarında ince bir sitem gördüm. Annem ise bana hep şunu tembihlerdi: “Kızım, annen bir tane olur. Kimseye ‘anne’ deme, kalbini kırarsın.”
Bir gün annemle telefonda konuşurken içimi döktüm:
– Anne, Gülser Hanım bana sürekli ‘anne’ dememi istiyor. Ne yapmalıyım?
– Kızım, ben senin annenim. O senin kayınvaliden. Saygı göster ama ‘anne’ deme. Benim yerimi kimse alamaz.
Bu sözler aklıma kazındı. Ama Murat’ın ailesinde işler öyle yürümüyordu. Onlar için gelinin kayınvalideye “anne” demesi, ailenin bir parçası olmanın göstergesiydi. Her bayramda, her aile toplantısında bu konu açılırdı. Gülser Hanım’ın kızları bile bana imalı bakışlar atardı.
Bir gün Murat’la bu meseleyi açıkça konuştuk:
– Elif, annem çok üzülüyor. Bir kelimeyle gönlünü alabilirsin.
– Murat, ben annemi incitmek istemiyorum. O kadar kolay mı? Benim için ‘anne’ kelimesi çok özel.
– Ama biz artık bir aileyiz. Annem de senin annen sayılır.
– Hayır Murat, sayılır değil! O benim kayınvalidem. Saygım sonsuz ama annem bir tane.
Bu tartışma günlerce sürdü. Evde bir soğukluk oluştu. Murat arada kalmıştı; annesinin gözyaşlarıyla benim inadıma sıkışıp kalmıştı.
Bir akşam yemeğinde Gülser Hanım yine konuyu açtı:
– Elifciğim, bak kızım, ben seni kendi evladım gibi görüyorum. Sen de bana ‘anne’ desen ne olur?
O an masada herkesin gözü bana çevrildi. Kalbim küt küt atıyordu. Sanki boğazıma bir düğüm oturdu. Yutkundum, ama kelimeler çıkmadı ağzımdan.
O gece Murat’la kavga ettik. “Neden bu kadar inat ediyorsun?” dedi bana. “Bir kelimeyle her şey düzelecek.”
Ama bilmiyordu ki o kelime benim için sadece bir hitap değil, çocukluğumun, annemin bana sarılışının, hastalandığımda başımı okşayışının adıydı. O kelimeyi kolayca paylaşamazdım.
Bir gün Gülser Hanım hastalandı. Hastaneye kaldırıldı. Murat perişandı; ben de öyle… Hastane koridorunda beklerken içimde garip bir suçluluk hissettim. Ya ona hiç “anne” diyemeden kaybedersem? Ya Murat’ın kalbinde hep bir yara olarak kalırsam?
O gece hastane odasında Gülser Hanım’ın başucunda otururken elini tuttum:
– İyi olacaksınız…
Gözleri doldu:
– Keşke bana bir kere ‘anne’ deseydin Elif…
O an gözyaşlarımı tutamadım. İçimdeki duvarlar yıkıldı mı, yoksa daha da mı kalınlaştı bilmiyorum…
Gülser Hanım iyileşti ama aramızdaki mesafe hiç kapanmadı. Ben ona hiçbir zaman “anne” diyemedim. Murat’ın ailesiyle ilişkilerim hep mesafeli kaldı. Annem ise her zaman arkamda durdu ama bazen onun da gözlerinde bir pişmanlık gördüm: Acaba yanlış mı yönlendirdim kızımı?
Yıllar geçti, kendi çocuğum oldu. Oğlum büyüdükçe annelik duygusunun ne kadar derin olduğunu anladım. Bir gün oğlum bana sordu:
– Anne, neden babaannen sana ‘kızım’ diyor ama sen ona ‘anne’ demiyorsun?
O an sustum… Cevap veremedim.
Şimdi düşünüyorum da; acaba bir kelimeyle hayatımız değişir miydi? Yoksa bazı kelimeler gerçekten sadece bir kişiye mi ait olmalı? Sizce haklı olan kimdi: Annem mi, kayınvalidem mi, yoksa ben mi?