Annem Beni Yalnız Bıraktı: Bir Yalnız Annenin Sessiz Çığlığı
“Anne, ne olur, bu hafta da çocuklara bakabilir misin? Sadece iki gün, sonra izinliyim zaten…”
Telefonun ucunda annemin derin bir iç çekişini duydum. “Zeynep, ben de yoruldum artık. Senin çocukların senin sorumluluğun. Benim de bir hayatım var.”
O an içimde bir şeyler koptu. Sanki boğazıma bir düğüm oturdu, konuşamadım. Annem, ben daha on yaşındayken babamı kaybettiğimizde bana sarılıp “Kızım, biz birbirimize yeteriz,” demişti. Şimdi ise, en çok ihtiyacım olduğu anda, bana sırtını dönüyordu.
Eşim Ahmet’i geçen yıl bir trafik kazasında kaybettim. O gün, kapı çaldığında içimde kötü bir his vardı. Polisler kapıda duruyordu; gözleri yere bakıyordu. “Başınız sağ olsun,” dediler. O an dünya başıma yıkıldı. Üç çocuğum – Elif (9), Yusuf (6) ve minik Defne (3) – bana bakıyordu. Onlara nasıl anlatacağımı bilemedim.
İstanbul’da hayat pahalı, geçim zor. Ahmet’in maaşıyla zar zor geçiniyorduk zaten. Şimdi ise her şey bana kaldı. Sabahları saat altıda kalkıyorum; çocukları hazırlayıp okula gönderiyorum. Sonra Defne’yi anneme bırakıp işe gidiyordum – ta ki annem “Artık bakamam,” diyene kadar.
İş yerinde kafam sürekli çocuklarda. Müdürüm Serkan Bey, geçen hafta beni odasına çağırdı: “Zeynep Hanım, performansınız düştü. Böyle giderse işiniz tehlikeye girer.” Ne diyebilirdim ki? “Kusura bakmayın, üç çocukla tek başıma mücadele ediyorum,” mu deseydim?
Akşam eve döndüğümde Elif’in gözleri dolu dolu: “Anne, bugün okulda babalar günü için resim yaptık… Ben kimi çizeceğim?”
Yusuf ise sessizleşti; eskiden yaramazlık yapardı, şimdi içine kapandı. Defne ise sürekli ağlıyor; “Baba ne zaman gelecek?” diye soruyor.
Bir gece mutfakta bulaşık yıkarken annemi aradım. “Anne, lütfen… Sadece birkaç saatliğine Defne’ye bak. İşten atılırsam ne yaparız?”
Annemin sesi buz gibiydi: “Zeynep, ben sana gençliğimi verdim. Şimdi biraz da kendime bakmak istiyorum. Komşudan yardım iste.”
O an telefonu kapatıp yere çöktüm. Ağladım, hıçkıra hıçkıra ağladım. Kendimi suçladım: Belki de annemi çok yordum, belki de fazla yük bindirdim ona… Ama başka kimsem yoktu ki!
Bir gün işten erken çıktım, Elif’i okuldan almak için. Okulun bahçesinde diğer annelerle sohbet eden kadınlara baktım; hepsi birbirine destek oluyordu. Ben ise yalnızdım. Elif yanıma koştu: “Anne, öğretmenim dedi ki, ailemizle pikniğe gidecekmişiz. Baba da gelecek mi?”
Ne cevap vereceğimi bilemedim. Elif’in saçlarını okşadım: “Baban hep kalbimizde kızım.”
Gece çocuklar uyuduktan sonra eski fotoğraflara baktım. Ahmet’in gülüşü hâlâ gözümün önünde. Onun yokluğunda her şey eksik…
Bir gün iş yerinde kriz çıktı; Defne ateşlenmişti. Kreşten aradılar: “Acil gelmeniz lazım.” Müdürüme koştum: “Kızım hasta, gitmem lazım.” Serkan Bey yüzünü buruşturdu: “Zeynep Hanım, bu kaçıncı? Böyle devam edemez.”
İşimden olma korkusuyla eve koştum. Defne kucağımda titriyordu; hastaneye götürdüm. Doktor serum taktı; ben ise çaresizlikten ağladım.
O gece annemi tekrar aradım: “Anne, Defne çok hasta… Bir gece yanımızda kalır mısın?”
Annemin cevabı kısa ve netti: “Zeynep, ben artık bakamam. Kendi başının çaresine bak.”
O an içimdeki öfke ve kırgınlık birbirine karıştı. Annem bana neden böyle davranıyordu? Ben onun kızı değil miydim? O da bir zamanlar yalnız kalmamış mıydı?
Ertesi sabah Elif yanıma geldi: “Anne, neden baba yok? Neden anneanne bize gelmiyor?”
Dizlerimin üstüne çöktüm; Elif’in ellerini tuttum: “Bazen insanlar yorulur kızım… Ama biz birlikte güçlüyüz.”
İş yerinde dedikodular başladı; bazıları arkamdan konuşuyordu: “Zeynep’in işi garanti değilmiş… Çocuklarıyla baş edemiyor.”
Bir gün komşum Ayşe Abla kapımı çaldı: “Kızım, seni çok yorgun görüyorum. İstersen Defne’yi bazen bana bırakabilirsin.” O an gözlerim doldu; ilk defa biri bana yardım teklif ediyordu.
Ayşe Abla sayesinde biraz nefes aldım ama annemin yokluğu içimi acıtıyordu. Onunla yüzleşmek istedim; bir akşam yanına gittim.
“Anne, neden bana yardım etmiyorsun? Ben senin kızınım… Yalnız kaldım!”
Annem gözlerini kaçırdı: “Zeynep, ben de yıllarca yalnız mücadele ettim. Kimse bana yardım etmedi… Şimdi kendi hayatımı yaşamak istiyorum.”
“Peki ya torunların? Onlar da mı yük?”
Annem sustu; gözleri doldu ama yine de sarılmadı bana.
Eve dönerken içimde bir boşluk vardı ama aynı zamanda bir güç hissettim. Belki de gerçekten kendi ayaklarımın üzerinde durmalıydım… Ama yine de insanın en çok annesine ihtiyacı olduğu zamanlarda yalnız bırakılması ne kadar acı!
Şimdi her sabah çocuklarımı öpüp işe gidiyorum; akşam eve döndüğümde onlara sarılıyorum. Hayat zor ama pes etmiyorum.
Bazen düşünüyorum: Anneler kızlarına destek olmak zorunda mı? Yoksa herkes kendi yolunu mu çizmek zorunda? Siz olsaydınız ne yapardınız? Annemin yerinde olsanız bana yardım eder miydiniz?