Dua ve Gözyaşı Arasında: Annemin Yanında Kalmayı Seçtiğim O Gece

“Anne, lütfen gözlerini aç… Lütfen!” diye fısıldadım, ellerini avuçlarımda sımsıkı tutarken. O an, gecenin sessizliğinde sadece annemin zor nefes alışları ve kalbimin çılgınca atışı vardı. Odamızda, eski kaloriferin tıkırtısı bile susmuştu sanki. Annem, Hatice Hanım, bir zamanlar mahallede herkesin yardımına koşan, güçlü kadındı. Şimdi ise yatağında güçsüz, gözleri kapalıydı.

Babam, Mehmet Bey, bir köşede sessizce dua ediyordu. Kardeşim Zeynep ise mutfakta ağlamaktan gözleri şişmiş, çay demlemeye çalışıyordu. Ben ise annemin başucunda, ne yapacağımı bilmez haldeydim. O an, içimdeki öfke ve çaresizlik birbirine karıştı. “Neden ben? Neden bu yük hep benim omuzlarımda?” diye içimden haykırdım. Üniversiteyi yeni bitirmiştim, hayallerim vardı; ama şimdi annemin bakımı için iş aramayı bile bırakmıştım.

Bir hafta önce doktor, “Annenizin durumu ciddi. Evde bakım şart,” demişti. Babam yaşlıydı, Zeynep’in ise kendi çocukları vardı. Herkes bana bakıyordu. “Sen gençsin Elif, sen ilgilenirsin,” dediler. O an içimde bir isyan yükseldi. “Ben de yoruldum! Ben de insanım!” diye bağırmak istedim ama sustum. Annemin gözleriyle karşılaşınca, o yorgun bakışlar içimi delip geçti.

O gece, annem ilk kez bu kadar kötüleşti. Nefesi kesik kesikti, elleri buz gibiydi. Babam telaşla bana döndü: “Elif, dua et kızım… Allah’tan umut kesilmez.” O an içimde bir şey koptu. Yıllardır inancımı sorgulamıştım; dua etmek bana uzak gelirdi. Ama başka çarem yoktu. Ellerimi açtım, gözlerimden yaşlar süzülürken titreyen bir sesle dua etmeye başladım:

“Allah’ım, annemi bana bağışla… Güç ver bana, sabır ver…”

O an sanki zaman durdu. Annemin parmakları hafifçe kıpırdadı. Babamın gözleri doldu: “Bak kızım, duydu Rabbim.” Zeynep koşarak geldi, “Ne oldu? Anne iyi mi?” dedi panikle.

O geceden sonra her şey değişti. Annemin bakımı için sabahlara kadar başında bekledim. Yorgunluktan gözlerim kapanırken bile dua etmeye devam ettim. Bazen öfkelendim; Zeynep’e patladım: “Sen de biraz ilgilensene! Hep ben mi bakacağım?” dedim bir gün. Zeynep ağladı: “Benim de çocuklarım var Elif! Herkes senden medet umuyor diye sen de bize kızıyorsun!”

Babam araya girdi: “Kızlarım, birbirinizi kırmayın. Anneniz için birlik olmalıyız.” Ama gerçek şu ki ailemizde herkes kendi yükünü taşırken, kimse kimsenin acısını tam anlamıyordu.

Bir gece annem uykusunda sayıkladı: “Elif… Kızım… Hakkını helal et…” O an içimde bir şeyler yıkıldı. Annemin bana yük olduğunu düşündüğüm her an için utandım. Sabah olunca elini tuttum: “Anne, ben seni çok seviyorum. Ne olur iyileş…” dedim.

Günler geçtikçe annem biraz toparlandı ama eski sağlığına kavuşamadı. Ben ise dua etmeyi bırakmadım. Her sabah pencereyi açıp derin bir nefes aldım ve Allah’a şükrettim: “Bugün de annem yanımda.”

Bir gün mahalleden komşumuz Ayşe Teyze uğradı: “Elif kızım, senin sabrına hayran kaldık. Herkes konuşuyor; ‘Elif annesine nasıl bakıyor’ diyorlar.” İçimde bir gurur hissettim ama aynı zamanda bir hüzün… Çünkü kimse geceleri yastığa başımı koyduğumda içimdeki yalnızlığı bilmiyordu.

Bir akşam babam yanıma oturdu: “Kızım, senin hakkını ödeyemeyiz. Ama unutma; Allah sabredenlerle beraberdir.” O an gözlerim doldu: “Baba, bazen çok zorlanıyorum… Dua etmekten başka elimden bir şey gelmiyor.”

Babam elimi tuttu: “Dua en büyük güçtür kızım.”

Zamanla ailemizdeki kırgınlıklar azaldı. Zeynep daha çok gelmeye başladı; çocuklarını da getirip anneme moral verdi. Ben de iş aramaya başladım ama annemi bırakmadan çalışabileceğim bir yol buldum: Evde online işler yapmaya başladım.

Anneme bakarken kendimi de yeniden keşfettim. Dua etmek bana huzur verdi; öfkem azaldı, sabrım arttı. Annem bazen elimi tutup “Sen olmasan ne yapardık?” dediğinde gözlerim doldu.

Bir gece yine annemin başucunda otururken kendi kendime sordum: “Acaba başka türlü biri olsaydım, bu yükü taşır mıydım? Dua etmeseydim, bu kadar güçlü olabilir miydim?”

Siz olsaydınız ne yapardınız? Sevdiğiniz biri için her şeyinizi feda edebilir miydiniz? Yoksa bazen kaçmak mı isterdiniz?