“Geleceğini Sanmamıştım…” – Bir Dönüş Hikayesi

“Zeynep, kapıyı aç!” Annemin sesi, gece yarısı apartmanı inletti. Uykulu gözlerle yataktan kalktım, pijamalarımın üzerine eski bir hırka geçirdim. Kapının önünde annem, elleri titreyerek anahtarı çevirmeye çalışıyordu. Bir an için, başımıza kötü bir şey geldi sandım. Ama kapı açılır açılmaz, karanlıkta bir siluet belirdi. Gözlerimi ovuşturdum. O an, yıllardır görmediğim abim Murat’ın gözleriyle karşılaştım.

“Geleceğini sanmamıştım…” dedim istemsizce. Sesim çatallandı, kelimeler boğazıma düğümlendi. Annem ise bir an bile tereddüt etmeden Murat’a sarıldı. “Oğlum… Oğlum geri döndü!” diye ağlamaya başladı. Murat’ın yüzünde yorgun bir gülümseme vardı; ama gözleri, yılların yükünü taşıyordu.

Murat, beş yıl önce Almanya’ya çalışmaya gitmişti. Gidişi de gelişi kadar ani olmuştu. Babamın ölümünden sonra evdeki sessizlik dayanılmaz hale gelmişti; annemle sürekli tartışıyor, bana ise hep uzak duruyordu. Bir sabah hiçbir şey söylemeden çekip gitmişti. O günden beri ne aradı ne de sordu. Annem her akşam dua ederdi: “Allah’ım, oğlumu bana bağışla.” Ben ise öfkeyle karışık bir özlemle beklerdim onu.

O gece sofraya üç tabak koyduk. Annem heyecandan elleriyle börek yaptı, çay demledi. Murat ise sessizce oturdu, gözleriyle evi süzdü. “Her şey aynı kalmış,” dedi kısık sesle. Annem hemen atıldı: “Senin odanı da hiç bozmadım oğlum.”

Ama ben suskunluğumu korudum. İçimde biriken sorular vardı: Neden gittin? Neden bizi bırakıp gittin? Annemle ben burada hayata tutunmaya çalışırken sen hangi rüyaların peşindeydin?

Sabah olunca Murat’la baş başa kaldık. Kahvaltı masasının başında otururken ona bakmadan konuştum:

“Bize hiç haber vermedin Murat. Annem her gece ağladı. Ben… ben de seni affedemedim.”

Murat başını eğdi. “Haklısın Zeynep,” dedi. “Ama orada da kolay değildi. Dilini bilmediğim bir ülkede, yabancıların arasında… Her gün çalıştım, ama her gece eve döndüğümde kendimi daha yalnız hissettim.”

Bir an sustu, sonra ekledi: “Babamın ölümünden sonra burada nefes alamıyordum. Her şey üstüme geliyordu. Kaçmak istedim.”

O an içimdeki öfke biraz olsun azaldı. Çünkü ben de bazen kaçmak istemiştim bu kasabadan, bu evden, bu geçmişten… Ama annemi yalnız bırakamazdım.

O gün akşamüstü annem komşuları çağırdı; Murat’ın döndüğünü duyan herkes eve doluştu. Herkes ona sarıldı, hoş geldin dedi. Ama komşu Ayşe Teyze’nin lafı içime oturdu:

“Bak Murat’ım, anneni bırakıp gitmek kolaydı ama geri dönmek daha zor. Şimdi burada kalabilecek misin?”

Murat cevap vermedi. Sadece başını salladı.

Geceleri Murat’ın odasından ışık sızıyordu. Bazen pencereden dışarı bakarken onu görüyordum; sigara içiyor, uzaklara dalıyordu. Bir gece yanına gittim.

“Murat, burada kalacak mısın?” dedim.

Uzun süre sustu. Sonra: “Bilmiyorum Zeynep,” dedi. “Burada da kendimi yabancı hissediyorum artık.”

İşte o anda anladım; bazen insan nereye giderse gitsin, kendini ait hissedemiyor. Ne Almanya’da ne de memleketinde…

Günler geçtikçe evdeki gerginlik arttı. Annem Murat’a iş bulması için baskı yapıyordu; “Bak oğlum, burada herkes çalışır,” diyordu. Murat ise iş bulmakta zorlanıyordu; kasabada işler azalmıştı, fabrikalar kapanmıştı.

Bir akşam sofrada tartışma çıktı:

“Senin yüzünden insanlar arkamdan konuşuyor Murat!” diye bağırdı annem.

Murat sandalyesini itti: “Ben de insanım anne! Ben de yoruldum!”

O gece Murat evi terk etti; sabaha kadar dönmedi. Annem sabaha kadar dua etti, ben ise pencerede bekledim.

Sabah kapı çaldı; Murat geri gelmişti. Gözleri kan çanağı gibiydi.

“Affedin beni,” dedi sessizce.

Annem ona sarıldı; ben ise gözyaşlarımı tutamadım.

O günden sonra Murat değişmeye başladı; kasabada bir tamircide işe girdi, akşamları eve erken gelmeye başladı. Ama aramızdaki mesafe hâlâ kapanmamıştı.

Bir gün Murat bana eski bir mektup verdi:

“Babamdan bana kalan tek şey bu,” dedi.

Mektubu açtığımda babamın el yazısıyla yazılmış satırları okudum:

“Oğlum Murat, hayat bazen ağır gelir insana. Ama unutma, aile her şeyden önce gelir.”

O an gözlerim doldu; çünkü babamın yokluğunda biz birbirimize tutunmayı unutmuştuk.

Şimdi düşünüyorum da… Affetmek mi daha zor, yoksa unutmak mı? Siz olsanız ne yapardınız? Ailenizden biri sizi böyle bırakıp gitseydi, geri döndüğünde ona sarılır mıydınız yoksa sırtınızı mı dönerdiniz?