Bir Çocuğun Sessizliği: Bronek’in Hikayesi

“Baba, neden bizimle yaşamıyor?” diye sormadım hiç anneme. Çünkü gözlerindeki gölgeyi, her akşam işten döndüğünde yüzüne düşen o yorgunluğu görüyordum. Annem Kazia, bana hep güçlü görünmeye çalıştı. Ama ben, Bronek, daha beş yaşındayken bile evimizdeki sessizliğin sebebini hissediyordum.

Bir sabah, anaokulunda çocuklar oyuncaklarını paylaşırken, Arda birden bağırdı: “Benim babam bana geçen hafta uzaktan kumandalı araba aldı!” Diğerleri de sırayla babalarının hediyelerini anlattı. Ben ise elimdeki eski peluş ayıyı sıktım. Sıra bana geldiğinde, “Benim annem bana bu ayıyı aldı,” dedim. Kimse sormadı, “Baban ne aldı?” diye. Ama gözlerindeki merak, içimi delip geçti.

O gün eve dönerken anneme sormak istedim: “Babam nerede?” Ama onun elleriyle saçımı okşayışı, sanki bu soruyu hiç sormamam gerektiğini fısıldadı. Annemle aramızda sessiz bir anlaşma vardı; bazı şeyler konuşulmazdı.

Akşam yemeğinde annem yine dalgındı. Kaşığını tabağa vururken birden gözleri doldu. “Anne, neden üzgünsün?” dedim. Gülümsedi, “Yorgunum oğlum,” dedi sadece. Ama ben biliyordum; annemin yorgunluğu sadece işten değildi.

Bir gece, annemin telefonuna gizlice baktım. Bir mesaj: “Kazia, seni affedemem.” Gönderenin adı: Cemal. Babamın adıydı bu. O an içimde bir şey kırıldı. Annemin gözyaşlarını ilk defa o gece sessizce izledim. O günden sonra anneme daha çok sarıldım, çünkü onun da bana ihtiyacı vardı.

Bir gün okulda babalar günü için etkinlik yapılacağını söylediler. Öğretmenimiz, “Herkes babasıyla ilgili bir resim çizecek,” dedi. Elim titredi. Eve gidince anneme anlattım. Gözleri doldu ama bana sarıldı: “Sen istersen dayını çizebilirsin,” dedi. Ama ben dayımı değil, hiç tanımadığım babamı çizmek istiyordum.

O gece rüyamda babamı gördüm; yüzü hep gölgede kaldı. Sabah kalkınca aynada kendime baktım: “Acaba babama mı benziyorum?” diye düşündüm. Anneme sordum: “Babam nasıl biri?” Bir an sustu, sonra “Senin gibi meraklıydı,” dedi. Ama gözleri başka bir hikaye anlatıyordu.

Mahalledeki çocuklar bazen acımasız olabiliyor. Bir gün parkta oynarken Burak bana yaklaştı: “Senin baban yok mu?” dedi alaycı bir sesle. İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım ama gözlerim doldu. Eve koşup anneme sarıldım. O da ağladı benimle birlikte.

Zaman geçti, büyüdüm. Ortaokula başladığımda babamın yokluğunu daha çok hissetmeye başladım. Okulda veli toplantısına hep annem geldi. Diğer çocukların babalarıyla çekilmiş fotoğraflarına bakarken içimde bir boşluk büyüdü.

Bir gün annemle tartıştık. “Neden babamla görüşmeme izin vermiyorsun?” diye bağırdım. Annem ağladı: “O seni istemedi Bronek! Ben seni tek başıma büyüttüm!” O an annemin ne kadar güçlü olduğunu anladım ama içimdeki öfke dinmedi.

Liseye başladığımda babamın yaşadığı şehre gitmeye karar verdim. Anneme söylemeden otobüse bindim ve babamın adresini buldum. Kapıyı çaldığımda karşıma çıkan adam bana bakıp kapıyı kapattı. O an anladım; bazı yaralar asla kapanmıyor.

Eve döndüğümde annem beni bekliyordu. Gözlerinde korku ve endişe vardı ama bana sarıldı: “Sana yetemedim mi?” dedi titrek bir sesle. O an annemi ne kadar kırdığımı fark ettim.

Üniversiteye başladığımda kendi yolumu çizmek istedim ama içimdeki baba boşluğu hep benimleydi. Bir gün anneme sarılıp, “Seni çok seviyorum,” dedim. O da bana sarıldı ve ağladı.

Şimdi yetişkinim ama hâlâ o küçük Bronek’im bazen; babasının sevgisine muhtaç, annesinin şefkatine sığınan bir çocuk…

Bazen düşünüyorum: Bir çocuğun hayatında eksik kalan bir sevgi, onu ne kadar değiştirir? Sizce affetmek mi zor, unutmak mı? Yorumlarınızı bekliyorum…