Balayından Sonra: Acı Gerçek ve Yeni Bir Başlangıç
“Ne izleyelim bu akşam?” diye seslendim mutfağa doğru, elimde iki çay bardağıyla. Henüz valizlerimizi bile açmamıştık; balayından döndüğümüzden beri evde bir huzursuzluk vardı. Eşim Emre, lavabodan seslendi: “Sen seç, ben fark etmem.” Sesi yorgun ve isteksizdi. O an, içimde bir şeylerin değiştiğini hissettim. Sanki balayında yaşadığımız o mutluluk, kapıdan içeri girince dışarıda kalmıştı.
Çayları sehpanın üzerine koyarken gözüm valizlere takıldı. Bir ay boyunca güneşin altında, deniz kenarında hayal ettiğimiz hayatı konuşmuştuk. Şimdi ise İstanbul’un gri gökyüzü ve annemin sürekli arayan sesiyle baş başaydık. Telefonum titredi, annem arıyordu yine. Açtım:
“Zeynep, kızım iyi misiniz? Emre’yle kavga etmediniz ya?”
“Anne, balayından yeni geldik. Her şey yolunda,” dedim ama sesim titriyordu. Annem hemen anladı:
“Bak kızım, evlilik kolay değil. Emre’nin ailesiyle de iyi geçinmeye çalış. Onlar da seni kabullenmeye çalışıyor.”
Telefonu kapattığımda Emre karşıma oturmuştu. Gözleri dalgın, yüzünde bir gerginlik vardı.
“Annen yine mi aradı?” dedi soğuk bir sesle.
“Evet, merak etmiş işte.”
Emre başını iki yana salladı. “Bizimkiler de yarın akşam yemeğe çağırıyor. Annem illa gelin birlikte oturalım diyor.”
İçimde bir huzursuzluk büyüdü. Emre’nin annesiyle daha ilk günden beri yıldızımız barışmamıştı. Balayında her şey toz pembe görünüyordu ama gerçek hayat başlamıştı artık.
O akşam yemek bile yiyemedik doğru düzgün. Sessizce televizyon izledik, ama ekranda ne olduğunu bile hatırlamıyorum. Gece yatağa uzandığımda Emre’nin sırtı bana dönüktü. Elimi uzatıp omzuna dokundum.
“Emre, bir şey mi var?”
“Yorgunum Zeynep, lütfen…”
O an gözlerim doldu. Balayında bana şiirler okuyan adam gitmişti sanki. Sabah işe gitmek için kalktığında bana sadece kısa bir “Görüşürüz” dedi.
Günler böyle geçti. Her sabah Emre işe gidiyor, ben evde yalnız kalıyordum. İş arıyordum ama bulamıyordum; ekonomi kötüydü, herkes torpil peşindeydi. Annem her gün arıyor, “Kızım evde oturmak sana göre değil,” diyordu. Emre’nin annesi ise her fırsatta “Bizim oğlanı iyi besle, çalışmıyorsun zaten,” diye laf sokuyordu.
Bir akşam Emre eve geldiğinde yüzü asıktı.
“Ne oldu?” diye sordum.
“İş yerinde maaşları geciktireceklermiş. Zaten zor geçiniyoruz Zeynep.”
O an içimdeki umut kırıldı. Evlenmeden önce her şey kolaydı sanki; şimdi ise faturalar, kiralar, ailelerin beklentileri arasında eziliyorduk.
Bir hafta sonra Emre’nin ailesine yemeğe gittik. Sofrada herkes gergindi. Kayınvalidem laf arasında:
“Zeynep kızım, sen de iş bulsan iyi olur. Emre tek başına ne yapsın?” dedi.
Emre bir şey demedi, başını önüne eğdi. Ben ise utancımdan yerin dibine girdim.
O gece eve dönerken Emre patladı:
“Neden iş bulmuyorsun? Herkes bana bakıyor gibi hissediyorum!”
Gözlerimden yaşlar süzüldü.
“Emre, elimden geleni yapıyorum! Her yere başvurdum ama kimse dönmüyor!”
O gece ilk defa ayrı odalarda yattık.
Ertesi sabah annem aradı:
“Kızım, bak baban da üzülüyor senin için. Gel istersen birkaç gün bizde kal.”
Kabul ettim. Evden çıkarken Emre bana bakmadı bile.
Ailemde de huzur yoktu aslında; babam sürekli “Kızım niye mutsuzsun?” diye soruyor, annem ise “Evlilik böyle işte” diyerek geçiştiriyordu.
Bir hafta sonra eve döndüğümde Emre hâlâ soğuktu. Aramızda görünmez bir duvar vardı artık.
Bir akşam eski arkadaşım Elif aradı:
“Zeynep, bizim şirkette bir pozisyon açıldı. CV’ni gönder hemen!”
O an içimde bir umut yeşerdi. Hemen başvurdum ve birkaç gün sonra mülakata çağrıldım. O gün ilk defa makyaj yaptım, saçımı özenle topladım.
Mülakat çok iyi geçti ve sonunda işe alındım! Eve koşarak gittim, Emre’ye sarılmak istedim.
“Emre! İş buldum!” dedim sevinçle.
Ama o sadece başını salladı:
“İyi… Hayırlı olsun.”
Beklediğim gibi sarılmadı bana; gözlerinde kıskançlık mı vardı, yoksa gurur mu incinmişti bilmiyorum.
İşe başladığımda kendimi yeniden buldum sanki; sabahları heyecanla kalkıyor, insan içine çıkıyordum artık. Ama Emre ile aramızdaki mesafe büyüyordu.
Bir akşam eve geç kaldım; toplantı uzamıştı. Eve geldiğimde Emre salonda oturuyordu.
“Neredesin? Neden haber vermedin?”
“Toplantı uzadı Emre, haber verdim mesajla.”
“Sürekli dışarıdasın artık! Eskiden böyle değildin.”
O an anladım ki sorun sadece maddiyat değildi; birbirimize yabancılaşmıştık.
Bir gece sabaha karşı uyandım; Emre hâlâ uyanıktı, balkonda sigara içiyordu. Yanına gittim.
“Emre… Böyle devam edemeyiz.”
O da gözlerini kaçırmadan:
“Bilmiyorum Zeynep… Belki de çok acele ettik.”
İçimde bir fırtına koptu o anda; hayallerimiz, umutlarımız bir anda dağıldı sanki.
Ertesi sabah valizimi topladım; annemlere gitmeye karar verdim. Kapıdan çıkarken Emre arkamdan sadece şunu söyledi:
“Belki de ikimiz de mutlu olmayı bilmiyoruz.”
Şimdi annemlerin evinde otururken düşünüyorum: Gerçekten aşk her şeye yeter mi? Yoksa ailelerin baskısı ve hayatın zorlukları karşısında aşk da tükenir mi?
Sizce biz nerede hata yaptık? Aşk mı yetmedi, yoksa hayat mı çok acımasızdı?