Her Gün Sıfırdan Başlamak: Bir Kadının Mutfak Savaşları ve Kimliğini Arayışı
“Yine mi dünden kalma yemek?” Murat’ın sesi, sabahın köründe mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. Elimdeki tencereyi tezgâha bırakırken içimden bir şeyler koptu. Gözlerimi kaçırdım, çünkü göz göze gelirsek ağlayacağımı biliyordum. “Taze yemek yok mu, Zeynep?”
O an, içimdeki bütün yorgunluk bir anda yüzeye çıktı. Saat daha altı bile olmamıştı. Geceden kalan pilavı ısıtmıştım sadece, çünkü dün gece yorgunluktan bayılacak gibiydim. Ama Murat’ın suratındaki memnuniyetsizlik, sanki bütün emeğimi silip atıyordu.
“Yarın sabah için de yeni bir şey yapar mısın? Ben bayat yemekten hoşlanmıyorum,” dedi, çayından bir yudum alırken. Sanki ben de bayatlamıştım; her gün aynı döngüde, aynı beklentilerle, aynı yorgunlukla.
İçimden bağırmak geldi: “Ben de insanım! Benim de hayallerim, isteklerim var!” Ama sesim çıkmadı. Annemden öğrendiğim gibi, sessizce mutfağı topladım. Annem de babam için her sabah börekler açar, akşamdan kalan yemeği sofraya koymaya utanırdı. O zamanlar anlamazdım; şimdi ise onun yorgunluğunu iliklerime kadar hissediyorum.
İşe gitmek için hazırlanırken Murat arkamdan seslendi: “Öğle yemeği için ne yaptın?”
“Mercimek çorbası ve karnıyarık var,” dedim. “Ama sabah yaptım, sıcak tutarsın.”
“Sabah yapılan yemek akşama kadar bekler mi Zeynep? Taze pişirmen lazım!”
İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım. İşe geç kalmamak için aceleyle evden çıktım. Otobüste camdan dışarı bakarken gözlerim doldu. Herkesin hayatı bana daha kolay geliyordu; kimse bu kadar yorulmuyor, kimse bu kadar görünmez olmuyordu sanki.
Ofiste arkadaşlarım kahvaltılarını masalarında yaparken ben hâlâ ellerimde yemek kokusuyla oturuyordum. Ayşe bana döndü: “Zeynep, yine mi sabah sabah yemek yaptın?”
Başımı eğdim. “Murat taze yemek ister de…”
Ayşe’nin gözleri büyüdü: “Her gün mü? Hiç mi dünden kalan yemiyor?”
“Yok,” dedim. “Bir kere bile razı olmadı.”
Ayşe başını salladı: “Ben olsam bırakırdım aç kalsın.”
Gülümsedim ama içimden bir ses ‘yapamazsın’ diyordu. Çünkü annem de yapamamıştı. Çünkü bizde kadın olmak, önce başkalarını doyurmak demekti.
Akşam eve dönerken markete uğradım. Yorgunluktan ayaklarım titriyordu ama Murat’ın istediği gibi sıcak yemek yetiştirmem gerekiyordu. Tavuk aldım, sebze aldım… Eve girer girmez mutfağa koştum.
Murat salonda televizyon izliyordu. “Ne var yemekte?” diye seslendi.
“Tavuk sote yapıyorum,” dedim.
“Dün de tavuk vardı,” dedi umursamazca.
Elimdeki bıçağı tezgâha bıraktım. “Başka ne istiyorsun Murat?”
“Biraz değişiklik olsa fena mı olur? Hep aynı şeyler…”
O an içimde bir şey kırıldı. “Sen hiç düşündün mü Murat? Ben de çalışıyorum, ben de yoruluyorum. Her gün sıfırdan yemek yapmak kolay mı sanıyorsun?”
Murat şaşkınlıkla bana baktı. “Ne var yani? Annem her gün taze yemek yapardı.”
İşte o cümle… Hepimizin hayatını şekillendiren o cümle: ‘Annem böyle yapardı.’
“Ben senin annen değilim Murat,” dedim titreyen bir sesle. “Ben Zeynep’im. Benim de sınırlarım var.”
Bir anlık sessizlik oldu. Sonra Murat başını çevirdi, televizyona baktı. Konu kapandı sandı ama benim içimde fırtına kopuyordu.
O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken düşündüm: Ben ne zaman kendim için yaşamaya başlayacağım? Ne zaman kendi isteklerimi önceliklendireceğim?
Ertesi sabah yine mutfağa girdim ama bu sefer sadece kendime kahvaltı hazırladım. Murat uyandığında şaşkınlıkla bana baktı.
“Yemek yok mu?” dedi.
“Yok,” dedim sakin bir sesle. “Bugün kendin hazırlayacaksın.”
Murat önce öfkelendi, sonra sustu. O gün işe giderken içimde hafif bir huzur vardı; ilk defa kendi sınırlarımı çizmiştim.
Ama biliyorum ki bu sadece benim hikâyem değil; Türkiye’de binlerce kadın her gün aynı döngüyü yaşıyor. Annelerimizin gölgesinde, eşlerimizin beklentilerinde kayboluyoruz.
Şimdi size soruyorum: Bir kadının emeği neden bu kadar görünmez? Biz ne zaman kendi hayatımızın başrolü olacağız?