Bir Babaya Hasret: Annem, Babaannem ve Ben

“Baba, neden hiç gelmiyorsun?” diye fısıldadım karanlıkta, annemin uyuduğunu sandığım bir gecede. O an, annemin gözlerinden süzülen yaşları fark ettim. Yastığına gömülmüş, sessizce ağlıyordu. Odamızda eski bir soba tütüyor, duvardaki rutubet lekeleri gölgeler gibi üzerimize çöküyordu. O an, babamın adını ilk kez yüksek sesle sormak istedim ama cesaret edemedim. Annemle babaannem, bana hep “Biz üçümüz bir aileyiz,” derlerdi ama ben, eksik bir yanımız olduğunu çocuk aklımla bile hissediyordum.

Sabahları babaannem erkenden kalkar, eski püskü sobanın başında çay demlerdi. Annem ise mahalledeki tekstil atölyesinde çalışırdı; elleri hep iplikten nasırlıydı. Okula giderken annemin bana verdiği simit ve zeytinli poşet, bazen arkadaşlarımın getirdiği sandviçlere bakınca küçücük gelirdi. Ama annem, “Karnın doysun yeter,” derdi. Bir gün okulda öğretmenim, “Baban ne iş yapıyor?” diye sorduğunda, içimden bir şeyler koptu. Sınıftaki çocuklar babalarından bahsederken ben başımı önüme eğdim. Eve döndüğümde anneme bu soruyu sordum. Gözleri uzaklara daldı; “O seni biliyor ama başka bir hayatı var,” dedi sadece. O an, içimde tarifsiz bir öfke ve utanç karışımı bir duygu oluştu.

Mahallede dedikodular hiç bitmezdi. Komşu kadınlar, annemi gördüklerinde fısıldaşırdı: “Kocası yokmuş, çocuk babasız büyüyor.” Babaannem ise her seferinde başını dik tutar, “Biz kimseye muhtaç değiliz,” derdi. Ama geceleri dua ederken elleri titrerdi. Bir gün mahalledeki markette kasada sıra beklerken, kasiyer kadın anneme bakıp alaycı bir şekilde, “Kocan yok mu senin?” dedi. Annem gözlerini yere indirdi, ben ise utancımdan yerin dibine girdim. O gece babaannem bana sarıldı: “Kızım, insanlar konuşur ama sen kalbini temiz tut,” dedi.

Yıllar geçti, ben büyüdüm. Liseye başladığımda burs kazanmıştım ama okul masrafları yine de ağır geliyordu. Annem gece gündüz çalışıyor, babaannem ise evde bana destek oluyordu. Bir gün eve geldiğimde annemi mutfakta ağlarken buldum. Elinde bir mektup vardı. Sessizce yanıma oturdu: “Baban seni görmek istemiyor,” dedi kısık bir sesle. O an içimdeki umut kırıntıları da yok oldu. Babaannem ise sinirli bir şekilde, “O adamdan hayır gelmezdi zaten!” diye bağırdı. Annem sustu; gözleriyle özür diledi sanki.

Bir süre sonra mahallede yeni taşınan bir aileyle tanıştık. Onların da maddi durumu zordu ama evlerinde hep bir neşe vardı. Bir akşam onların evine yemeğe davet edildik. Masada herkes gülüyor, şakalaşıyordu. O an fark ettim ki; eksik olan sadece bir baba değilmiş, aynı zamanda huzurmuş. Eve dönerken anneme sordum: “Biz neden hiç gülmüyoruz?” Annem uzun süre sustu: “Belki de çok yorulduk kızım,” dedi.

Üniversite sınavına hazırlandığım yıl, annem hastalandı. Doktorlar ameliyat olması gerektiğini söyledi ama paramız yoktu. Babaannem komşulardan borç istedi; bazıları yardım etti, bazıları yüz çevirdi. O günlerde mahalledeki caminin imamı bize yardım topladı. Annem ameliyat oldu ama iyileşmesi uzun sürdü. Ben ise okula gitmek yerine evde ona baktım. O dönemde babamdan bir haber bekledim; belki gelir diye umut ettim ama o hiç aramadı.

Bir gün babaannem bana eski bir fotoğraf gösterdi: Annem genç, yanında bir adam; yüzü bulanık çıkmıştı ama gözlerinden babam olduğunu anladım. Babaanneme sordum: “Neden hiç gelmedi?” Babaannem gözlerini kaçırdı: “O seni istemedi kızım… Ama annen seni dünyaya getirmekten hiç pişman olmadı.” O an anneme sarıldım; gözyaşlarım yanaklarından süzüldü.

Yıllar geçti, üniversiteyi kazandım ama şehir dışına gitmeye cesaret edemedim; annemi ve babaannemi yalnız bırakamazdım. Mahallede herkes benimle gurur duydu ama içimde hep bir burukluk vardı. Bir gün annem bana döndü: “Kızım, hayat bazen adil değil ama sen güçlü olmayı öğrendin.”

Şimdi 25 yaşındayım; annem ve babaannem hâlâ yanımda. Babam ise hâlâ başka bir şehirde, başka bir aileyle yaşıyor. Bazen onunla karşılaşsam ne derdim diye düşünüyorum: “Baba, neden hiç gelmedin? Hiç merak etmedin mi beni?”

Belki de asıl soru şu: Bir insanın hayatında eksik olan bir parça, diğerlerinin sevgisiyle tamamlanabilir mi? Sizce affetmek mi zor, yoksa unutmak mı?