Bir Başına Karşı Herkese: Elif’in Feneri

“Yine mi o saçma hayal Elif?” Annemin sesi mutfaktan yükselirken, ben pencerenin önünde, yağmurlu Karadeniz sabahına bakıyordum. “Bir gün o deniz fenerinde yaşayacağım,” dedim usulca, ama annem duymadı ya da duymak istemedi. Babam gazeteyi katlayıp bana baktı: “Kızım, bırak bu çocukça şeyleri. Hayat gerçeklerle dolu.”

O an, beş yaşında bir çocukken elime aldığım o eski kitabı hatırladım. Kitabın sararmış sayfasında, fırtınalı bir gecede yalnız başına duran bir deniz feneri vardı. O resme parmaklarımı dokundurup, “Bir gün orada olacağım,” demiştim. Babam gülmüştü, annem başını sallamıştı. Sadece babaannem gözlerimin içine bakıp, “Senin hayalin büyük Elif’im,” demişti.

Ama büyüdükçe, hayallerim küçüldü. Lisede herkes üniversite sınavına hazırlanırken, ben gizlice Trabzon’daki eski fenerin fotoğraflarını topluyordum. Arkadaşlarım bana “Hayalperest Elif” diyordu. Bir gün okul çıkışı Ayşe yanıma gelip, “Sen de bizimle kafeye gelsene,” dediğinde, “Ben eve gitmeliyim,” dedim. Oysa eve değil, sahile gidip dalgaların sesini dinleyecektim.

Üniversite zamanı geldiğinde ailemin istediği gibi İstanbul’da işletme okumaya başladım. Ama içimdeki boşluk büyüyordu. Her gece yurt odasında pencereden Boğaz’a bakıp, “Ben burada değilim,” diyordum kendime. Bir gün annem aradı: “Elif, baban hastaneye kaldırıldı.” O an her şey durdu. Koşa koşa Trabzon’a döndüm. Babamın ellerini tuttum; gözleriyle özür diler gibiydi. “Kızım,” dedi kısık bir sesle, “Hayat bazen seni başka yerlere savurur.”

Babamı kaybettikten sonra annem daha da içine kapandı. Evde sessizlik hâkimdi. Ben ise her fırsatta sahile kaçıyor, fenerin uzaktan görünen siluetine bakıyordum. Bir akşam eve geç döndüğümde annem kapıda bekliyordu: “Nereye gittin yine?”

“Feneri izledim anne.”

“Yeter artık Elif! Hayatımızda yeterince acı var. Bir de senin saçma hayallerinle uğraşamam.”

O gece odamda ağladım. Babaannemin eski sandığını açıp, bana küçükken verdiği deniz kabuğunu elime aldım. “Korkma Elif’im,” demişti bir zamanlar, “Deniz seni çağırıyorsa git.”

Bir sabah kararımı verdim. Anneme baktım: “Ben gidiyorum anne.”

“Nereye?”

“Fenerde çalışmaya başvuracağım.”

Annemin gözleri doldu: “Babanı da mı bırakıyorsun? Beni de mi yalnız bırakacaksın?”

“Anne, ben zaten burada yokum ki…”

Başvurum kabul edildiğinde içimde hem korku hem de tarifsiz bir sevinç vardı. Fenerin anahtarını elime aldığımda ellerim titriyordu. İlk gece fırtına çıktı; camlara vuran yağmurun sesiyle uyuyamadım. Karanlıkta yalnız kalmak kolay değildi. Ama sabah olduğunda güneş ışığıyla parlayan denizi gördüğümde, içimde bir huzur hissettim.

Günler geçtikçe kasaba halkı bana alıştı ama çoğu hâlâ tuhaf bakıyordu. Marketten alışveriş yaparken yaşlı bir kadın arkamdan fısıldadı: “Genç kız tek başına fenerde ne yapar ki?”

Bir gün annem ziyarete geldi. Fenerin merdivenlerinde oturduk; ikimiz de konuşmadık önce. Sonra annem sessizce sordu: “Korkmuyor musun?”

“Korkuyorum anne… Ama burada kendimi buluyorum.”

Annem gözyaşlarını saklamaya çalıştı: “Belki de sen haklıydın Elif.”

Yıllar geçti. Fenerde geçen her gece bana yeni bir şey öğretti: Yalnızlıkla barışmayı, korkularımla yüzleşmeyi ve en önemlisi kendimi sevmeyi… Ama bazen geceleri camdan dışarı bakarken hâlâ içimde bir boşluk hissediyorum.

Bir gün kasabadan genç bir adam geldi; adı Cemil’di. Fenerin bakımına yardım etmek istediğini söyledi. Önce mesafeli davrandım ama zamanla sohbetlerimiz uzadı. Cemil bana çocukluğunda babasını kaybettiğini anlattı; gözlerinde tanıdık bir acı vardı.

Bir akşam fenerin tepesinde otururken Cemil sordu: “Neden buradasın Elif?”

“Çünkü başka hiçbir yerde kendimi bulamadım,” dedim.

Cemil gülümsedi: “Belki de herkesin bir feneri vardır.”

Ama kasabada dedikodular başladı: “Elif’in yanında kim o adam?”, “Genç kız başına neler açacak?” Annem aradı bir gece: “Kızım dikkat et, insanlar konuşuyor.”

“Anne, insanlar hep konuşacak.”

Bir sabah fenerin kapısında bir not buldum: “Senin gibi kadınlar yüzünden ailelerimiz bozuluyor.” Ellerim titredi; gözlerim doldu. O gün Cemil geldiğinde ona her şeyi anlattım.

“Elif,” dedi sessizce, “Hayat bazen herkese karşı tek başına kalmak demek.”

O gece fırtına çıktı; elektrikler kesildi. Fenerin ışığını elle yakmak zorunda kaldım. Dalgalar kayalara çarpıyor, rüzgar camları zangırdatıyordu. Korkudan titrerken babaannemin sesi kulağımda yankılandı: “Korkma Elif’im…”

Sabah olduğunda kasaba halkı fenerin ışığının gece boyunca yandığını görünce bana teşekkür etti. Ama ben biliyordum ki asıl mücadele kendi içimdeydi.

Şimdi burada, Karadeniz’in kıyısında, yalnız ama güçlü hissediyorum kendimi. Hayallerimin peşinden gitmek için herkese karşı durdum; bazen anneme bile… Ama soruyorum size: Siz hiç kendi fenerinizi buldunuz mu? Yoksa başkalarının korkularıyla mı yaşıyorsunuz?