Kayınvalidem Eve Taşındığında: Kendi Evimde Bir Güç Savaşı

“Senin yaptığın mercimek çorbası çok sulu olmuş, kızım. Bizim evde böyle yapılmazdı.”

O an kaşığımı bırakıp derin bir nefes aldım. Mutfağın köşesinde, elleri göğsünde bağlı, bana yukarıdan bakan kayınvalidem Şükran Hanım’ın sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyordu. Sanki kendi evimde değil de, onun yıllardır hüküm sürdüğü o eski apartman dairesindeydim. Oysa bu bizim evimizdi; ben ve eşim Emre’nin, yıllarca hayalini kurup borç harç aldığımız, her köşesine emeğimizi kattığımız yuvamız.

Şükran Hanım altı ay önce, babamızı kaybettikten sonra yalnız kalınca, Emre “Annem bize taşınsın, yalnız kalmasın,” dediğinde içimden bir ses huzurumuzun bozulacağını fısıldamıştı. Ama Emre’nin gözlerindeki endişeyi görünce sustum. “Tabii ki gelsin,” dedim. “Sonuçta annemiz.”

İlk günler her şey yolundaydı. Şükran Hanım sessizdi, odasında vakit geçiriyor, akşamları televizyon karşısında dizisini izliyordu. Ama zamanla mutfağın düzeni değişmeye başladı. Baharatlar yer değiştirdi, tencereler başka dolaplara taşındı. Bir sabah kahvaltı hazırlamak için mutfağa girdiğimde, kendi evimde yabancı gibi hissettim. “Zeytinler nereye gitti?” diye sordum. “Ben onları dolaba kaldırdım, açıkta bırakılmaz,” dedi Şükran Hanım. Sanki bana çocukmuşum gibi davranıyordu.

Bir akşam Emre işten yorgun geldiğinde, sofrada sessizce otururken Şükran Hanım yine başladı: “Emre, oğlum, sen küçükken böyle yemekleri hiç sevmezdin. Ben sana hep patatesli köfte yapardım.” Emre gülümsedi, bana baktı ama gözlerinde bir mahcubiyet vardı. O an anladım ki, bu evde artık üç kişiydik ama iki kişilik bir alan kalmamıştı.

Geceleri yatakta Emre’ye dert yanmak istedim ama o hep annesinin zor bir dönemden geçtiğini söyledi. “Biraz sabret,” dedi. “Alışırız.” Ama ben alışamıyordum. Sabahları işe gitmek için hazırlanırken banyoda saç kurutma makinesini bulamıyordum çünkü Şükran Hanım onu kendi odasına taşımıştı. Çamaşırları asarken çamaşır ipinin yarısı onun çamaşırlarıyla doluydu.

Bir gün işten eve döndüğümde, salonda Şükran Hanım ve komşu Ayşe Teyze oturuyordu. Kapıdan girer girmez Ayşe Teyze bana döndü: “Kızım, Şükran ablan anlatıyor da, senin yemeklerin çok değişikmiş!” dedi gülerek. Şükran Hanım başını salladı: “Gençler şimdi her şeyi farklı yapıyorlar tabii.” O an yüzüm kızardı, içimden ağlamak geldi ama kendimi tuttum.

O gece Emre’ye patladım: “Ben bu evde artık kendimi misafir gibi hissediyorum! Her şeye karışıyor, beni küçük düşürüyor!” Emre başını öne eğdi: “Ne yapayım? Annem kötü niyetli değil ki…”

Ama ertesi gün işler daha da kötüleşti. Sabah işe gitmek için aceleyle mutfağa girdim; kahvemi hazırlarken Şükran Hanım arkamdan yaklaştı: “Kahveyi böyle mi yapıyorsun? Bizim evde cezveyle yapılırdı.”

Birden içimde bir şey koptu. “Burası benim evim! Ben nasıl istersem öyle yaparım!” dedim yüksek sesle. Şükran Hanım’ın gözleri doldu, sessizce odasına çekildi. O an suçluluk duydum ama aynı zamanda rahatladım da.

O günden sonra evde soğuk bir hava esti. Akşam yemeklerinde konuşmalar azaldı. Emre arada arabuluculuk yapmaya çalıştı ama iki taraf da geri adım atmadı. Bir gün annem aradı: “Kızım, iyi misin? Sesin hiç iyi gelmiyor.” Dayanamadım, ağlamaya başladım telefonda.

Bir hafta sonra Şükran Hanım’ın kız kardeşi Hatice Teyze ziyarete geldi. Salonda otururken Hatice Teyze bana döndü: “Sen de haklısın kızım, ama Şükran ablan da kolay bir dönemden geçmiyor.” O an düşündüm; gerçekten de kayınvalidem eşini kaybetmişti, alıştığı düzen bozulmuştu. Ama ben de kendi evimde huzur istiyordum.

Bir akşam Emre’yle uzun uzun konuştuk. “Ya annem başka bir yere taşınacak ya da biz bu şekilde devam edemeyiz,” dedim gözyaşları içinde. Emre ilk kez bu kadar kararlı olduğumu görünce şaşırdı. Ertesi gün annesiyle konuştuğunu söyledi.

Şükran Hanım birkaç hafta sonra kendi evine dönmeye karar verdi. Taşınırken bana sarıldı: “Kızım, belki de fazla karıştım… Ama oğlumun yanında olmak istedim.” O an içimde hem bir rahatlama hem de burukluk hissettim.

Şimdi evimizde yine eski huzur var ama o günleri düşündükçe hâlâ içim burkuluyor. Acaba daha farklı davranabilir miydim? Ya da aile olmak bazen birbirimize nefes alacak alan bırakmak mı demek? Siz olsaydınız ne yapardınız?