Bir Umudun Ardından: 68 Yaşında Anne Olmak

“Anne olamazsın artık, Gülten! Yaşını başını aldın, bu saatten sonra çocuk mu büyütülür?”

Ablam Sevim’in sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. O an mutfakta, ellerim titreyerek çay bardağını tepsiye bırakmaya çalışıyordum. Kız kardeşim Ayşe ise gözlerini kaçırıyor, babamın eski koltuğunda sessizce oturuyordu. O gün, doktorun bana hamile olduğumu söylediği günün akşamıydı. 68 yaşındaydım ve hayatımda ilk defa bir mucizeye dokunmuştum.

Yıllarca çocuk sahibi olamamıştım. Gençliğimde, herkesin dilinde “Gülten’in kısmeti kapalı” lafı vardı. Evliliğim de bu yüzden yıpranmış, kocam Hasan başka bir kadınla yeni bir hayat kurmuştu. Annem, “Kaderin böyleymiş kızım,” derdi ama ben her gece dua eder, içimdeki boşluğu kimseye anlatamazdım. Her bayramda çocukların şen kahkahalarını duyar, gözlerim dolar ama kimseye belli etmezdim.

Yıllar geçti, yalnızlığım büyüdü. Komşuların çocuklarına bakıcılık yaptım, mahallede herkesin “Gülten Abla”sı oldum. Ama kendi çocuğumun kokusunu hiç duyamadım. Ta ki geçen yıl, hastanede bayılıp düştüğüm güne kadar… Doktorlar önce yaşlılıktan şüphelendi, sonra testler yapıldı ve bana o inanılmaz haberi verdiler: “Hamilesiniz.”

İlk başta inanmadım. “Benim yaşımda olur mu öyle şey?” dedim doktora. Ama testler doğruydu. Eve döndüğümde kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. O gece sabaha kadar dua ettim. Sabah ablamlara haber verdiğimde ise evde kıyamet koptu.

Sevim, “Bunu nasıl yaparsın? İnsanlar ne der? Çocuğun geleceğini hiç düşünmüyor musun?” diye bağırıyordu. Ayşe ise sessizce ağlıyordu. Ailemde kimse bana destek olmadı. Hatta mahallede dedikodular başladı: “Gülten delirdi herhalde, bu yaşta çocuk mu doğurulurmuş?”

Ama ben vazgeçmedim. Her sabah aynada kendime bakıp “Sen güçlüsün Gülten,” dedim. Karnımdaki bebeğe her gün masallar anlattım, ona umut verdim. Doktor kontrollerine tek başıma gittim. Bazen yolda genç kadınlar bana acıyarak bakıyor, bazen de arkamdan fısıldaşıyorlardı.

Bir gün hastanede sıra beklerken yanımda oturan genç bir kadın – adı Zeynep’ti – bana döndü ve “Siz gerçekten hamile misiniz?” diye sordu. Gülümsedim: “Evet, Allah’ın bir lütfu.” O an gözleri doldu ve bana sarıldı. “Ben de yıllardır çocuk sahibi olamıyorum,” dedi. O günden sonra Zeynep’le dost olduk; birbirimize umut olduk.

Hamileliğim kolay geçmedi. Yaşım ilerlemişti; vücudum yorgundu. Bazen geceleri sancılarla uyanıyor, bazen de korkudan ağlıyordum. Ama içimdeki o minicik kalbin atışını duydukça her şeye değdiğini hissediyordum.

Doğuma iki ay kala ailemle aram iyice açıldı. Sevim telefonlarıma çıkmıyor, Ayşe ise beni ziyarete gelmiyordu. Sadece komşum Emine Abla bana destek oldu; her gün gelip yemek yaptı, evimi temizledi. Bir gün ona sordum: “Sence ben bencil miyim?”

Emine Abla elimi tuttu: “Hayır Gülten, sen cesursun. Herkesin yapamadığını yapıyorsun.”

Doğum günü geldiğinde hastanede yalnızdım. Sancılar başladığında korkudan titriyordum ama hemşireler bana moral verdi. Saatler sonra oğlum dünyaya geldi; adını Umut koydum. Onu ilk kez kucağıma aldığımda gözyaşlarımı tutamadım. O an yıllarca içimde biriken tüm acılar, yalnızlıklar silindi gitti.

Ama asıl mücadele doğumdan sonra başladı. Eve döndüğümde mahalleli kapımı çaldı; kimi tebrik etti, kimi ise alaycı bakışlarla sustu. Ailem hâlâ bana küs; Sevim oğlumu görmek istemediğini söyledi. Ayşe ise gizlice gelip Umut’u sevdi ama babama söylememesini rica etti.

Geceleri Umut’u uyuturken bazen korkuya kapılıyorum: Ya ona yetemezsem? Ya ben ölürsem o ne olacak? Ama sonra onun minik ellerini tutup kendime söz veriyorum: Son nefesime kadar yanında olacağım.

Bir gün Umut’u parka götürdüm; diğer anneler bana tuhaf tuhaf baktı. Bir tanesi yanıma gelip “Torununuz mu?” diye sordu. Gülümsedim: “Hayır, oğlum.” Kadın şaşkınlıkla başını salladı ve uzaklaştı. O an içimde bir burukluk hissettim ama Umut’un gülüşüyle her şey geçti.

Zamanla mahalledeki bazı kadınlar bana destek olmaya başladı; özellikle Zeynep ve Emine Abla hep yanımdaydı. Ama ailem hâlâ kabullenemedi; babam vefat ettiğinde bile Sevim bana soğuk davrandı.

Şimdi Umut iki yaşında; ben ise 70’e merdiven dayadım. Bazen yorgun hissediyorum ama onun her “Anne!” deyişiyle yeniden güç buluyorum.

Hayatım boyunca hep önyargılarla savaştım; kadın olduğum için, yaşlı olduğum için, anne olamadığım için… Şimdi ise geç de olsa anneliğin ne demek olduğunu öğrendim.

Bazen geceleri Umut’u izlerken kendi kendime soruyorum: Toplumun kuralları mı önemli, yoksa bir annenin sevgisi mi? Sizce insan ne zaman vazgeçmeli, ne zaman mücadele etmeli?