Her Şeyin Değiştiği O Gün: Bir Kaybın Ardından Hayatla Mücadelem

“Baba, lütfen gitme! Ne olur gözlerini aç!” diye bağırdığım o gece hâlâ kulaklarımda yankılanıyor. Annem, gözyaşlarını saklamaya çalışırken, ben babamın soğuyan ellerini bırakmamak için çırpınıyordum. O an, hayatımın en uzun gecesiydi. Sabah olduğunda, evimizin içindeki sessizlik, sanki duvarlara kazınmıştı. Babam yoktu artık. Ve ben, o gün büyümek zorunda kaldım.

Babamın cenazesinde herkes başsağlığı dilerken, annemin gözlerinde bir yabancılık gördüm. Sanki o da kaybolmuştu, ama başka bir dünyada. Komşularımızdan Ayşe Teyze, “Güçlü ol kızım, annenin sana ihtiyacı var,” dediğinde, içimden bir şeyler koptu. Çünkü annem bana bakmıyordu bile. O günden sonra evimizdeki her şey değişti. Annem, günlerce odasından çıkmadı. Ben ise mutfağa girip yemek yapmayı, çamaşır yıkamayı öğrenmek zorunda kaldım. Okuldan eve döndüğümde, annemin kapalı kapısının önünde dakikalarca beklerdim. Bazen içeri girip onu uyandırmaya çalışırdım ama çoğu zaman cevapsız kalırdım.

Bir gün, annemin telefonuna gelen bir mesajı yanlışlıkla gördüm. “Sana ihtiyacım var, ne olur gel,” yazıyordu bir adam. Adı Kemal’di. O an içimde bir öfke patladı. Babamın ölümünden sadece üç ay geçmişti ve annem başka bir adamla konuşuyordu. O gece annemle ilk büyük kavgamızı ettik.

“Sen nasıl yaparsın bunu? Babamı daha yeni kaybettik!” diye bağırdım.

Annemin gözleri doldu, ama bana bakmadı. “Sen anlamazsın, çok yalnızım,” dedi sadece. O an anneme karşı hissettiğim sevgiyle öfke birbirine karıştı. Annemi kaybetmekten korkuyordum, ama ona da kızgındım.

Aylar geçti. Annem, Kemal’le görüşmeye başladı. Evimize ilk kez geldiğinde, sofrada üç kişilik tabak vardı ama ben o sofrada yoktum. Kemal bana gülümsemeye çalıştı, ama ben gözlerimi kaçırdım. Annem ise sanki her şey normalmiş gibi davranıyordu. O akşam odama kapanıp ağladım. Babamın eski gömleğini kokladım, sanki o an yanımdaymış gibi.

Bir gün okuldan eve döndüğümde, Kemal’in arabası kapının önündeydi. İçeri girdiğimde annem ve Kemal mutfakta kahkaha atıyordu. O an kendimi fazlalık gibi hissettim. Annem bana dönüp, “Gel kızım, çay koydum,” dedi ama sesi yabancıydı. O akşam sofrada sessizlik vardı. Kemal bana dönüp, “Seninle de konuşmak isterim, belki bir gün alışırız birbirimize,” dedi. Ona cevap vermedim. Annem gözlerimin içine bakmadı bile.

Bir gece, annemle tekrar tartıştık. “Beni hiç anlamıyorsun! Sadece kendini düşünüyorsun!” diye bağırdım.

Annem ise, “Sen de beni hiç anlamıyorsun! Ben de insanım, ben de sevilmek istiyorum!” dedi ve ağlamaya başladı. O an annemin de ne kadar kırık olduğunu fark ettim ama yine de affedemedim.

Okulda da işler iyi gitmiyordu. Arkadaşlarımın çoğu babamı kaybettikten sonra bana mesafe koydu. Sanki yas tutmak bulaşıcıymış gibi benden uzaklaştılar. Sadece Elif yanımda kaldı. Bir gün ona her şeyi anlattım. Elif, “Bazen insanlar acıdan kaçmak için yanlış şeyler yapar. Belki annen de öyle yapıyordur,” dedi. Ama ben annemi anlamak istemiyordum. Onu suçlamak daha kolaydı.

Bir gün annem bana, “Kemal’le evlenmeyi düşünüyorum,” dediğinde dünya başıma yıkıldı. “Bunu bana nasıl yaparsın?” diye bağırdım. Annem ise sessizce ağladı. O gece evden kaçıp Elif’in evine gittim. Elif’in annesi bana sarıldı, “Her şey geçecek yavrum,” dedi ama ben inanmıyordum.

Aylar geçti. Annem ve Kemal evlendi. Evimiz artık bana ait değildi. Kemal’in oğluyla aynı evde yaşamak zorunda kaldım. Her şey yabancıydı. Annem ise sanki yeni bir hayat kurmuştu ve ben o hayatta fazlalıktım. Bir gece anneme, “Beni neden bu kadar çabuk unuttun?” diye sordum. Annem ağlayarak, “Seni hiç unutmadım, ama ben de yaşamak zorundayım,” dedi.

O günden sonra kendimi derslerime verdim. Üniversite sınavına hazırlandım. Kazandığımda, annem gururla gözlerimin içine baktı ama ben o bakışta eski sevgiyi göremedim. Üniversiteye başladığımda İstanbul’a taşındım. Yeni bir şehir, yeni bir hayat… Ama içimdeki boşluk hiç dolmadı.

Bir gün babamın mezarına gidip saatlerce konuştum onunla. “Baba, sensiz çok zor,” dedim. “Annemi affedemedim, kendimi de… Sence ben yanlış mı yaptım?”

Hayat bazen öyle bir noktaya getiriyor ki insanı, ne kadar çabalasan da hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Şimdi geriye dönüp bakınca, annemi anlamaya çalışıyorum ama hâlâ içimde bir yara var. Siz olsaydınız, annenizi affedebilir miydiniz? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı?