Bir Düğün Hediyesiyle Başlayan Fırtına: Evin Gölgesinde Kalan Hayallerim
“Bu evde huzur bulacak mıyız, yoksa bu duvarlar bizi yutacak mı?” diye sordum Serkan’a, gözlerim dolu dolu. O ise gözlerini kaçırdı, cevap vermedi. Annem ve babamın düğünümüzde bize hediye ettiği o büyük, gösterişli evin salonunda, ilk defa kendimi bu kadar yalnız hissettim. Oysa herkes ne kadar şanslı olduğumuzu söylüyordu; İstanbul’un göbeğinde, Bahçelievler’de, üç katlı bir ev… Kim istemezdi ki?
Ama işte, kimse bizim içimizde kopan fırtınayı bilmiyordu. Evliliğimizin daha ilk ayında, o evin gölgesinde kaldık. Annem her sabah erkenden arıyor: “Kızım, perdeleri açtın mı? Komşular ne der?” Babam ise akşamları uğrayıp elektrik faturalarını kontrol ediyor: “Bu kadar ışık yakılır mı? Tasarruf edin biraz.” Serkan ise her seferinde yüzüme bakmadan odasına çekiliyor. Birbirimize sarılmak yerine, duvarlara sarılıyoruz sanki.
Bir akşam, mutfakta bulaşık yıkarken Serkan geldi. Sesi titriyordu: “Zeynep, bu ev bizim mi gerçekten? Yoksa ailenin gölgesinde mi yaşıyoruz?” O an sustum. Çünkü ben de aynı şeyi düşünüyordum. Evin anahtarı cebimizdeydi ama kapının ardında özgür değildik.
İlk başta her şey çok güzeldi. Düğünümüz kalabalıktı; halalar, teyzeler, kuzenler… Herkes gülüyor, oynuyordu. Annem gururla elime anahtarı tutuşturduğunda gözlerim dolmuştu: “Kızım, artık kendi yuvanı kurdun.” O an hayallerim vardı; Serkan’la birlikte kahvaltılar yapmak, salonda film izlemek, belki bir gün çocuklarımızın sesini duymak… Ama gerçekler hayallerimi boğdu.
Serkan’ın ailesi ise bu hediyeye başından beri mesafeliydi. Kayınvalidem bir gün bana şöyle dedi: “Kızım, insan kendi emeğiyle kurmalı yuvasını. Hazır eve oturmak kolay ama ya gurur?” O sözler içime işledi. Serkan da zamanla içine kapandı. İşten yorgun dönüyor, bana bile selam vermeden odasına kapanıyordu. Bir gece tartıştık:
“Senin ailenin evi burası! Ben misafirim sanki!”
“Öyle deme Serkan! Bu ev bizim!”
“Hayır Zeynep! Senin annenin kurallarıyla yaşıyoruz! Benim sözüm geçmiyor!”
O gece sabaha kadar ağladım. Annemi aramak istedim ama ne diyecektim? “Anne, verdiğin ev bizi ayırıyor” mu diyecektim? Oysa onlar bizim iyiliğimizi istiyordu. Ama iyilik bazen insanı boğuyormuş.
Bir gün işten erken geldim. Annem mutfakta dolapları düzenliyordu. Anahtarı vardı tabii. “Anne, neden haber vermeden geldin?” dedim.
“Kızım, dolapların içi dağılmış, biraz el attım. Komşular da geçen gün seni yalnız görmüşler, iyi misin diye sordular.”
O an anladım ki bu evde asla yalnız kalamayacaktık. Herkesin gözü üzerimizdeydi. Serkan eve geldiğinde annemi görünce suratını astı. Akşam yemeğinde tek kelime etmedi.
Bir süre sonra maddi sıkıntılar da başladı. Serkan’ın işyerinde maaşlar gecikiyordu. Ben de iş arıyordum ama bulamıyordum. Babam bazen zarf içinde para bırakıyordu masaya: “İhtiyacınız olur.” Serkan bunu görünce daha da içine kapandı.
Bir gece dayanamadım:
“Serkan, ne olur konuş benimle! Neden bu kadar uzaklaştın?”
“Çünkü kendimi bu evde yabancı hissediyorum Zeynep! Her şey senin ailenin kontrolünde! Ben burada bir hiçim!”
O an içimde bir şeyler koptu. O güzelim evin duvarları üstüme üstüme geliyordu. Annemin dantelleriyle süslediği salon, babamın aldığı avize… Hiçbiri bana ait değildi aslında.
Bir gece Serkan evi terk etti. “Biraz kafamı dinleyeceğim,” dedi ve gitti. O gece sabaha kadar ağladım. Annemi aradım ama açmadım telefonu. Babamın bıraktığı paraya dokunmadım.
Ertesi sabah annem kapıda belirdi:
“Kızım, ne oldu? Serkan nerede?”
“Anne, lütfen… Bize biraz alan bırakın. Bu ev sizin değil, bizim olmalıydı.”
Annem sessizce ağladı. O an anladım ki onlar da iyi niyetle hata yapmıştı.
Serkan birkaç gün sonra döndü. Konuştuk uzun uzun:
“Zeynep, ya bu evde kendi kurallarımızı koyarız ya da başka bir yere çıkarız.”
O an karar verdik; ya ailemizin gölgesinde yaşamaya devam edecektik ya da kendi yolumuzu çizecektik. Evden taşınmaya karar verdik. Ailem çok üzüldü ama sonunda anladılar.
Şimdi küçük bir kiralık dairedeyiz. Belki lüksümüz yok ama huzurumuz var. Bazen eski eve bakınca içim burkuluyor ama biliyorum ki gerçek yuva duvarlarla değil, sevgiyle kuruluyor.
Siz olsanız ne yapardınız? Ailenizin verdiği büyük bir hediyeyi kabul edip özgürlüğünüzden vazgeçer miydiniz? Yoksa kendi yolunuzu çizmek için her şeyi geride bırakır mıydınız?