Babam Beni Mezuniyet Balosuna Tekerlekli Sandalyeyle Getirdi — Ve Hiç Bu Kadar Gururlu Olmamıştım
“Baba, lütfen, herkesin önünde beni böyle indirme. Ne olur, biraz bekle, herkes içeri girsin, sonra…”
Babamın elleri direksiyonda titredi. Gözleri aynadan bana baktı, yorgun ama kararlıydı. “Zeynep, kızım, seninle gurur duyuyorum. Kim ne derse desin, bu gece senin gecen.”
O an, içimde bir şeyler kırıldı. Sanki tüm o yılların birikmiş utancı, öfkesi ve çaresizliği, babamın o cümlesiyle yüzeye çıktı. Mezuniyet balosu… Herkesin aylarca konuştuğu, elbiseler için kavga ettiği, arabalarla hava atılan o gece. Ben ise, annemin eski dantellerinden diktiği elbisemle ve babamın on beş yıllık, kaportası dökülen mavi minibüsünde, tekerlekli sandalyemdeydim.
Minibüs okulun önünde durduğunda, içerideki müzik ve kahkahalar dışarıya taşıyordu. Arkadaşlarım, kırmızı halıda yürüyen prensesler gibi, topuklu ayakkabılarıyla poz veriyordu. Babam arka kapıyı açtı, sandalyemi dikkatlice indirdi. O an herkesin bana baktığını hissettim. Gözlerim doldu, başımı eğdim. Babam eğildi, kulağıma fısıldadı: “Seninle gurur duyuyorum, Zeynep.”
İçeri girdiğimizde, öğretmenim Ayşe Hanım yanımıza koştu. “Zeynep, ne kadar güzelsin! Elbisen harika olmuş.” Sesi samimiydi ama gözlerinde acıma vardı. O bakıştan nefret ediyordum. Sanki ben eksikmişim gibi…
Arkadaşlarımın çoğu yanıma gelmedi. Sadece çocukluk arkadaşım Melis sarıldı bana. “Seninle dans edeceğim!” dedi neşeyle. Ama diğerleri uzaktan bakıp fısıldaşıyordu: “Yazık ya… Babası da getirmiş. Keşke biriyle gelseydi.”
O an içimdeki öfke kabardı. Neden utanıyordum ki? Babam, yıllardır benim için her şeyi yapan adamdı. Annem bizi terk ettiğinde, hem anne hem baba oldu. Her sabah beni okula sırtında taşıdı, her akşam yorgun argın işten gelip yemek yaptı. Benim için hayallerinden vazgeçti. Şimdi ise ben onunla gurur duymak yerine utanıyor muydum?
Babam köşede oturuyordu. Gözleri dolmuştu ama gülümsüyordu bana bakarken. Birden ayağa kalktım (sandalyemde doğruldum), mikrofonu aldım. Herkes sustu. Kalbim deli gibi atıyordu.
“Arkadaşlar,” dedim titrek bir sesle, “belki ben buraya limuzinle gelmedim, belki topuklu ayakkabılarım yok. Ama bu gece burada olmamı sağlayan adam yanımda oturuyor. Babam… Bana hayatı boyunca sevgi verdi, destek oldu. Bugün buradaysam onun sayesinde. Ve ben onun kızı olmaktan gurur duyuyorum!”
Salonda bir sessizlik oldu. Sonra Melis alkışlamaya başladı, ardından birkaç kişi daha… Ama çoğu başını çevirdi. O an anladım ki, bazıları asla anlamayacak. Ama ben artık utanmayacaktım.
Babam yanıma geldi, elimi tuttu. “Kızım,” dedi gözleri dolu dolu, “sen benim en büyük gururumsun.”
Gece boyunca babamla dans ettik. Melis de bize katıldı. Diğerleri uzaktan bakmaya devam etti ama umurumda değildi artık. O gece, hayatımda ilk kez kendimle ve ailemle barıştım.
Eve dönerken babam sessizdi. Sonra birden sordu: “Zeynep, üzgün müsün?”
Başımı salladım. “Hayır baba. Bugün ilk kez kendimi güçlü hissettim.”
O gece yatağımda uzun süre düşündüm. Toplumun engellilere bakışını, insanların acıma duygusunu, ailemin yaşadığı zorlukları… Ve kendime sordum: Biz neden birbirimize bu kadar acımasızız? Neden farklı olanı dışlıyoruz?
Belki de değişim bizden başlamalıydı…
Sizce de öyle değil mi? Siz hiç kendinizden ya da ailenizden utandığınız bir an yaşadınız mı? Neden toplumda farklı olana karşı bu kadar acımasızız?