Ben Teşekkür Değil, Gelinim: Bir Anadolu Evinin Sessiz Çığlığı
“Zeynep, şu çayı tazeleyiver!” Kayınpederimin sesi mutfağın kapısından içeri bıçak gibi saplandı. Elimdeki tabakları tezgâha bırakırken, içimde bir şeyler kırıldı. O an, annemin bana çocukken söylediği sözler aklıma geldi: “Kızım, evlenince kendi evinin hanımı olursun.” Ama ben, kendi evimin hanımı değil, başkasının hizmetçisi olmuştum sanki.
O gün mutfakta yalnızdım. Kayınvalidem Emine Hanım, komşuya uğramıştı. Kayınpederim Hasan Bey ise salonda, televizyonun karşısında oturuyordu. Eşim Murat işteydi. Kayınpederimin sesi tekrar yükseldi: “Zeynep! Duydun mu beni? Çayım soğudu!”
İçimden geçenleri söylemek istedim: “Kalkıp kendin alsana!” Ama dilim varmadı. Ellerim titreyerek çaydanlığı aldım, bardağı tazeledim. Salona girerken gözlerim doldu. Hasan Bey bana bakmadan elini uzattı. Çayı verdim, teşekkür bile etmedi. O an kendimi görünmez hissettim.
İçimdeki isyanı bastırmaya çalışırken, annemin sesi kulağımda çınladı: “Sabret kızım, büyüklerin gönlünü hoş tut.” Ama ben sabretmek istemiyordum artık. Her gün aynı döngü: Sabah kahvaltısı, temizlik, yemek… Hasan Bey’in bitmeyen istekleri… Emine Hanım’ın laf sokmaları…
Bir akşam Murat eve geldiğinde dayanamayıp sordum: “Murat, ben bu evde hizmetçi miyim? Neden her şeyi ben yapmak zorundayım?”
Murat başını öne eğdi. “Babam yaşlı Zeynep, alışmış böyle… Annem de yardım ediyor sana.”
“Yardım mı? Annem bana yardım etmiyor ki! Her şeyi ben yapıyorum. Sen de görmüyorsun!”
Murat sessiz kaldı. O an anladım ki yalnızdım. Kendi evimde bile yalnız…
Bir gün Emine Hanım komşuya gittiğinde Hasan Bey yine başladı: “Zeynep! Şu pilavı bir daha ısıt. Soğumuş.”
Elimdeki işi bırakıp mutfağa koştum. İçimden öfkeyle söyleniyordum: “Ben hizmetçi miyim? Neden kimse bana insan gibi davranmıyor?” Pilavı ısıtırken gözyaşlarım tencereye damladı.
O akşam annemi aradım. Sesim titriyordu: “Anne, ben dayanamıyorum artık. Herkes benden hizmet bekliyor. Ben gelin miyim, yoksa köle mi?”
Annem sustu bir süre. Sonra yavaşça konuştu: “Kızım, bizim oralarda böyledir. Sabret, zamanla alışırlar sana.”
Ama ben alışmak istemiyordum. Kendi hayatımı yaşamak istiyordum.
Bir gece Murat’la tartıştık. “Murat, ben çalışmak istiyorum. Kendi paramı kazanmak istiyorum.”
Murat şaşırdı: “Babam izin vermez ki… Hem çocuk olursa ne yapacaksın?”
“Çocuk olursa da bakarım ama ben de insanım Murat! Benim de hayallerim var!”
Murat sustu yine. O suskunluk beni daha da yalnızlaştırdı.
Bir sabah Hasan Bey yine emir verdi: “Zeynep! Şu gömleğimi ütüle!”
O an dayanamadım. “Kusura bakmayın baba, bugün kendiniz ütüleyin. Benim de işlerim var.”
Hasan Bey’in yüzü kıpkırmızı oldu. “Ne dedin sen?”
“Ben hizmetçi değilim baba! Ben de insanım!”
Evde bir sessizlik oldu. Emine Hanım mutfaktan çıktı, bana öfkeyle baktı: “Sen kime karşı geliyorsun Zeynep?”
“Kimseye karşı gelmiyorum anne. Sadece kendimi savunuyorum.”
O gün evde kıyamet koptu. Murat işten geldiğinde annesi ona şikayet etti: “Senin karın bize baş kaldırıyor!”
Murat bana baktı: “Zeynep, ne yapıyorsun sen?”
“Ben sadece insan gibi yaşamak istiyorum Murat! Hizmetçi değilim!”
O gece odama kapanıp ağladım. Sabah olunca kararımı verdim. Kendi ayaklarım üzerinde duracaktım.
Bir hafta sonra bir iş buldum. Küçük bir tekstil atölyesinde çalışmaya başladım. Sabahları erkenden çıkıyor, akşam eve yorgun dönüyordum ama mutluydum. Kendi paramı kazanıyordum.
Hasan Bey ve Emine Hanım önce çok kızdı. “Gelin çalışmaz! Evde oturur!” dediler.
Ama ben dinlemedim. Murat da başta karşı çıktı ama zamanla alıştı.
Bir gün atölyede çalışırken patronum Ayşe Hanım yanıma geldi: “Zeynep, çok çalışkansın. Seni terfi ettirmek istiyorum.”
O an gözlerim doldu. İlk defa biri emeğimi takdir ediyordu.
Eve döndüğümde Hasan Bey yine surat astı: “Evde yemek yok! Ne biçim gelinsin sen?”
Başımı dik tuttum: “Baba, ben de çalışıyorum artık. Herkes elini taşın altına koyacak.”
Emine Hanım söylenmeye başladı: “Biz böyle görmedik! Gelin dediğin evde oturur!”
Ama ben artık susmuyordum.
Aylar geçti. Evdeki roller değişmeye başladı. Murat bazen yemek yapıyor, Emine Hanım torunlarla ilgileniyordu. Hasan Bey ise yavaş yavaş kabullenmeye başladı.
Bir akşam sofrada otururken Hasan Bey sessizce konuştu: “Zeynep… Sen de yoruluyorsun galiba.”
Gözlerim doldu ama gülümsedim: “Evet baba, ben de yoruluyorum.”
O an anladım ki bazen değişim sancılı olur ama sonunda herkes alışır.
Şimdi düşünüyorum da… Bir kadın olarak kendi sesimi bulmak için ne kadar çok mücadele ettim! Peki sizce bir gelin gerçekten evin hizmetçisi midir? Yoksa herkesin emeği eşit mi olmalı? Siz olsaydınız ne yapardınız?