Bir Anneler Günü Kavgası: İnancımla Barışa Ulaşmak
“Yeter artık anne! Neden beni hiç anlamıyorsun?” diye bağırdım, sesim evin duvarlarında yankılandı. Annem, mutfak masasının başında ellerini sıktı, gözleri doldu. O an, Anneler Günü sabahıydı ve ben, anneme en ağır sözlerimi söylemiş olmanın utancıyla yanıyordum. İçimde bir yerlerde, bu kavganın yıllardır birikmiş kırgınlıkların patlaması olduğunu biliyordum ama yine de kendimi durduramıyordum.
Annemin sesi titreyerek çıktı: “Ben senin iyiliğini istiyorum, Zeynep. Her zaman… Ama sen hep uzaklaşıyorsun benden.”
O an, içimdeki öfke yerini çaresizliğe bıraktı. Annemle aramızda yıllardır süren bir mesafe vardı. O, kendi doğrularını bana dayatmaya çalışırken ben hep başka bir yol aramıştım. Üniversiteye başladığımdan beri, kendi kararlarımı almak istiyordum. Ama annem, her adımımı kontrol etmek istiyor, ne giydiğimden kiminle görüştüğüme kadar her şeye karışıyordu.
O sabah, kahvaltı sofrasında başlayan tartışma, bir anda geçmişin tüm yaralarını açtı. “Senin yüzünden kendimi hep eksik hissediyorum!” dedim. Annem ağlamaya başladı. Babam ise sessizce gazetesini katlayıp odadan çıktı. Kardeşim Elif, köşede sessizce ağlıyordu.
Odaya çekildim. Kapıyı kapatıp yere oturdum. Ellerim titriyordu. İçimde bir boşluk vardı; hem anneme kızgındım hem de ona acıyordum. O an, yıllardır ilk defa gerçekten dua etmek istedim. Ellerimi açtım, gözlerimi kapadım. “Allah’ım, bana sabır ver. Annemi affedebilmem için bana güç ver. Onu anlamamı sağla.”
Bir süre öylece kaldım. Kalbimde bir sıcaklık hissettim. Sanki içimdeki öfke yavaş yavaş eriyordu. O an, annemin de bir insan olduğunu, onun da korkuları, hayalleri ve kırgınlıkları olduğunu fark ettim. Belki de annem, kendi annesinden göremediği sevgiyi bana vermeye çalışıyordu ama bunu yanlış şekilde yapıyordu.
O gün, akşam ezanı okunurken, annemin odasının kapısını çaldım. İçeride, eski bir fotoğraf albümüne bakıyordu. Yanına oturdum. Uzun süre konuşmadık. Sonra, “Anne, özür dilerim. Sana çok kırıcı davrandım,” dedim. Gözlerinden yaşlar süzüldü. “Ben de özür dilerim kızım. Bazen seni kaybetmekten o kadar korkuyorum ki… Sana zarar verdiğimi fark etmiyorum.”
O an, birbirimize sarıldık. İçimdeki yük hafifledi. Annemle ilk defa gerçekten konuştuk. Onun gençliğinde yaşadığı zorlukları, dedemin ona nasıl baskı yaptığını, annemin de hep güçlü olmak zorunda hissettiğini anlattı. Ben de ona kendi hayallerimi, korkularımı ve özgürlük isteğimi anlattım.
O gece, birlikte dua ettik. Annem, “Allah’ım, bize sabır ve anlayış ver,” dedi. O an, inancın ve duanın insanı nasıl değiştirdiğini, aile bağlarını nasıl onarabildiğini gördüm.
Sonraki günlerde, aramızdaki ilişki yavaş yavaş iyileşti. Annem, bana daha çok güvenmeye başladı. Ben de onunla daha fazla vakit geçirmeye, onu anlamaya çalıştım. Elif bile artık evde daha huzurlu olduğumuzu söylüyordu.
Ama her şey bir anda düzelmedi. Bazen yine tartışıyorduk. Yine de, artık birbirimizi dinlemeyi öğrenmiştik. Her kavganın sonunda, dua etmek ve konuşmak bizim için bir alışkanlık haline geldi.
Bir gün, annem bana eski bir defterini gösterdi. İçinde, bana yazdığı ama hiç göndermediği mektuplar vardı. “Sana bazen ulaşamadığımı hissediyorum,” diye yazmıştı birinde. O satırları okurken, annemin de benim kadar yalnız hissettiğini anladım.
Şimdi, Anneler Günü yaklaşıyor. Geçen yıl yaşadığımız o büyük kavga, bana aile olmanın ne kadar zor ama bir o kadar da kıymetli olduğunu öğretti. İnancım sayesinde, annemi affedebildim ve kendimi de affettim.
Bazen düşünüyorum: Eğer o gün dua etmeseydim, içimdeki öfkeyi nasıl dindirebilirdim? Affetmek mi daha zor, yoksa affedilmek mi? Siz hiç annenizle böyle bir kavga yaşadınız mı? Affetmek için neler yaptınız?