“Biz Hizmetçi Değiliz!” — Kayınvalidemle Hafta Sonu Savaşı

“Yeter artık, Nevin Hanım! Biz hizmetçi değiliz!” diye bağırdım, sesim titreyerek salonun duvarlarında yankılandı. O an, içimde biriken öfke ve çaresizlik gözlerimden yaş olarak süzüldü. Eşim Serkan, şaşkınlıkla bana bakarken, kayınvalidem Nevin Hanım dudaklarını büzüp başını çevirdi. Oysa bir yıl önce, hafta sonları bizim için huzurun, birlikte geçirilen keyifli anların simgesiydi. Şimdi ise her cumartesi ve pazar, evimizde bir savaş alanı kuruluyor, ben ise bu savaşın en ön cephesinde tek başıma kalıyordum.

Her şey, Nevin Hanım’ın eşini kaybettikten sonra yalnız kalmaması için yanımıza taşınmasıyla başladı. Serkan, “Annem yalnız kalmasın, birkaç ay bizde kalsın,” demişti. Ben de, “Tabii ki Serkan, annen bizim de annemiz,” diyerek gönülden kabul etmiştim. Ama o birkaç ay, bir türlü bitmek bilmeyen bir maratona dönüştü. Nevin Hanım’ın gelişiyle evimizin düzeni altüst oldu. Sabahları daha gün doğmadan mutfağa girip tencereleri şangırdatıyor, “Kalkın bakalım, evde iş çok!” diye bağırıyordu. Oysa hafta içi işten yorgun argın döndükten sonra tek isteğim, hafta sonu biraz dinlenmekti.

Bir sabah, gözlerimi açar açmaz mutfaktan gelen seslerle irkildim. Nevin Hanım, “Ayşe! Kalk kızım, börek açacağız. Serkan da camları silsin!” diye sesleniyordu. Serkan ise yorganı başına çekip mırıldandı: “Anne, bugün pazar ya…” Ama Nevin Hanım’ın kararlılığı karşısında kimse bir şey diyemedi. O gün, saatlerce mutfakta hamur yoğurdum, börek açtım; ellerim un içinde kaldı. Serkan ise camları silerken homurdanıyordu. Akşam olduğunda ise Nevin Hanım, “Şu perdeleri de yıkasak iyi olur,” dediğinde artık gücüm kalmamıştı.

İlk başlarda bu tempoya ayak uydurmaya çalıştım. “Yaşlı kadın, canı sıkılıyor,” diye düşündüm. Ama zamanla Nevin Hanım’ın istekleri bitmek bilmedi. Her hafta sonu yeni bir iş: halılar silinecek, balkon yıkanacak, dolaplar boşaltılıp temizlenecek… Bir gün dayanamadım ve Serkan’a sordum: “Senin annenin hiç mi dinlenmeye ihtiyacı yok? Bizim hafta sonlarımız ne olacak?” Serkan ise arada kalmıştı: “Ayşe, annem üzülmesin diye…”

Bir cumartesi günü, arkadaşlarım aradı: “Ayşe, kahvaltıya gelsene! Çok özledik.” İçim gitti ama Nevin Hanım’ın bakışları altında cesaret edemedim. “Bugün işimiz çok,” dedim telefonda. Arkadaşlarımın sesi kısıldı: “Sen eskisi gibi değilsin.” Haklıydılar… Ben artık kendi hayatımı yaşayamıyordum.

Bir akşam, Serkan’la otururken içimdeki fırtına patladı: “Serkan, ben bu şekilde devam edemem! Kendi evimde misafir gibiyim. Hafta sonlarım eziyete döndü.” Serkan başını öne eğdi: “Biliyorum Ayşe… Ama annem çok hassas, yalnız kalınca morali bozuluyor.”

O gece sabaha kadar düşündüm. Annemi aradım: “Anne, ben ne yapmalıyım? Kendi evimde huzurum kalmadı.” Annem derin bir iç çekti: “Kızım, evlilikte denge önemli. Ama kimse kendi hayatından vazgeçmemeli.”

Bir pazar sabahı, yine mutfakta hamur yoğururken ellerim titredi. Gözlerim doldu. Nevin Hanım içeri girdi: “Ayşe, şu yerleri de siliver.” O an patladım: “Yeter artık! Ben hizmetçi değilim! Biz size bakmak için evlenmedik!”

Nevin Hanım’ın yüzü asıldı. “Ben mi istedim buraya gelmeyi? Yalnız kalınca ölü gibi hissediyorum. Bari burada bir işe yarayayım dedim.”

O an ilk kez onun da ne kadar yalnız ve çaresiz olduğunu fark ettim. Ama yine de kendi hayatımızdan vazgeçmemiz gerekmiyordu. Serkan’la uzun uzun konuştuk. “Anneye başka bir çözüm bulmamız lazım,” dedim. Serkan başını salladı: “Belki ablamla dönüşümlü bakabiliriz.”

O hafta ailece toplandık. Nevin Hanım önce kırıldı ama sonra gözleri doldu: “Ben de sizi yordum biliyorum… Ama yalnızlık çok zor.”

Şimdi, her hafta sonu değil, ayda bir Nevin Hanım bizde kalıyor. Diğer zamanlarda ablası ve kardeşiyle vakit geçiriyor. Ben ise yeniden nefes alabiliyorum.

Ama hâlâ bazen kendi kendime soruyorum: Bir ailede dengeyi bulmak bu kadar zor mu olmalı? Kendi hayatımızdan ne kadar vazgeçmeli, ne kadarını korumalıyız? Siz olsanız ne yapardınız?