Sınır Tanımayan Kayınvalide: Bir Akşamın Ardından Hayatımın Değişimi
“Yine mi geç kaldın Zeynep? İnsan bir evine, kocasına vakit ayırmaz mı?”
Kapıdan içeri adımımı atar atmaz, mutfaktan yükselen kayınvalidem Şerife Hanım’ın sesi, günün bütün yorgunluğunu kemiklerime kadar hissettirdi. Cevap vermeden ayakkabılarımı çıkardım, başımda zonklayan ağrıyla salona geçtim. Eşim Murat, televizyonun karşısında sessizce oturuyordu. Göz göze gelmemeye özen gösterdi; belli ki annesinin tarafını tutmak istemiyordu ama bana da destek olmuyordu.
Şerife Hanım, elinde çay tepsisiyle yanıma geldi, bakışları delip geçiyordu. “Bak kızım, ben senin annen yaşındayım. Bu evde düzeni ben bilirim. Akşam yemeği saatinde evde olacaksın, Murat aç bekliyor. Senin işin mi önemli, ailen mi?”
İçimden bir fırtına koptu ama sesimi çıkaramadım. Annem küçükken hep derdi: “Kızım, evlilik sabır ister.” Ama kimse bana, sabrın bir sınırı olduğunu, insanın kendi hayatından vazgeçmemesi gerektiğini öğretmemişti. O an, gözlerim doldu; ne işimde ne evimde huzur bulabiliyordum. Sanki iki dünya arasında sıkışmıştım.
Murat, annesinin sözlerine karşılık vermedi. Ben ise mutfağa geçip bulaşıkları yıkamaya başladım. Şerife Hanım arkamdan gelmeye devam etti: “Bak, komşunun gelini her akşam saat altıda evde. Senin işin mi bitmiyor, yoksa eve gelmek mi istemiyorsun?”
Bardakları yıkarken ellerim titredi. “Şerife Hanım, işim uzadı. Müdürüm toplantıyı geç bitirdi, çıkamadım,” dedim sessizce.
“İş, iş… Hep iş! Kadın dediğin evine bakar. Murat da iyice zayıfladı, yemek yemiyor. Senin yüzünden oğlumun sağlığı bozulacak!”
O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır biriktirdiğim öfke, kırgınlık ve çaresizlik, gözyaşlarımla birlikte aktı. Ellerimi kurulayıp masaya oturdum. “Ben de insanım Şerife Hanım. Benim de yorgunluğum, derdim var. Her gün işte uğraşıyorum, sonra eve gelip yine çalışıyorum. Hiç mi düşünmüyorsunuz?”
Şerife Hanım’ın gözleri büyüdü, sesi daha da yükseldi: “Bana bak Zeynep! Ben bu evde kırk yıl gelinlik yaptım, bir gün sesimi çıkarmadım. Sen iki yılda isyan ediyorsun. Bu ne saygısızlık!”
Murat, nihayet yerinden kalktı. “Anne, yeter artık. Zeynep de yoruluyor. Biraz anlayış göster,” dedi ama sesi cılızdı, kararlı değildi. Şerife Hanım ise bana dönüp, “Senin yüzünden oğlum bana karşı geliyor. Bu evde huzur bırakmadın!” diye bağırdı.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Yastığa başımı koyduğumda, annemin bana öğrettiği sabırla, Şerife Hanım’ın bitmek bilmeyen eleştirileri arasında sıkışıp kaldım. Murat ise yanımda sessizce yatıyor, aramızda görünmez bir duvar örüyordu. İçimdeki yalnızlık büyüdü, kendimi bu evde bir yabancı gibi hissettim.
Ertesi sabah, kahvaltı sofrasında yine gerginlik vardı. Şerife Hanım, Murat’a dönüp, “Oğlum, senin için güzel bir kız bulmuştum zamanında. Dinlemedin beni. Şimdi bak, evin hali ortada,” dedi. Murat başını önüne eğdi, ben ise gözlerimi kaçırdım. O an, bu evde hiçbir zaman tam anlamıyla kabul edilmeyeceğimi anladım.
İş yerinde de durum farklı değildi. Müdürüm Ayhan Bey, yine fazla mesai istedi. Arkadaşlarım, “Evde kayınvaliden var, zor oluyordur,” diye fısıldaşıyordu. Kimseye derdimi anlatamıyordum. Herkesin bir fikri vardı ama kimse benim ne hissettiğimi sormuyordu.
Bir akşam, iş çıkışı annemi aradım. “Anne, ben çok yoruldum. Ne yapsam yaranamıyorum,” dedim. Annem, “Kızım, kayınvalideyle yaşamak zordur. Ama Murat’la konuş, birlikte bir yol bulun,” dedi. Ama Murat’la konuşmak, duvara konuşmak gibiydi. O, annesini üzmek istemiyor, ben ise her geçen gün kendimden biraz daha vazgeçiyordum.
Bir pazar sabahı, Şerife Hanım yine erkenden kalkıp evi temizlemeye başladı. Süpürgenin sesiyle uyandım. “Kalk Zeynep, temizlik günü! Gençsin, yardım et,” dedi. Gözlerim doldu, içimden kalkmak gelmedi. Murat ise çoktan dışarı çıkmıştı, annesiyle yüzleşmek istememişti belli ki.
O gün, temizlik yaparken Şerife Hanım yine başladı: “Senin annen de böyle miydi? Hiç mi terbiye vermedi sana?”
Artık dayanamıyordum. Süpürgeyi yere bıraktım, “Benim annem bana insan olmayı öğretti. Kimseye haksızlık etmemeyi, kendimi ezdirmemeyi de öğretti. Ben artık bu şekilde yaşamak istemiyorum!” dedim. Şerife Hanım şaşkınlıkla bana baktı, ilk defa bu kadar net konuşuyordum.
O gün Murat eve geldiğinde, ona her şeyi anlattım. “Ya birlikte bir çözüm buluruz ya da ben bu evde daha fazla kalamam,” dedim. Murat önce sessiz kaldı, sonra gözleri doldu. “Zeynep, annemi bırakmak istemiyorum ama seni de kaybetmek istemem. Belki ayrı eve çıkmalıyız,” dedi.
Şerife Hanım bu kararı duyunca kıyameti kopardı. “Beni sokağa mı atacaksınız? Ben oğlumu büyüttüm, şimdi yalnız mı bırakacaksınız?” diye ağladı. Murat’la günlerce tartıştık, aile büyükleri devreye girdi. Herkesin bir fikri vardı ama kimse benim ne hissettiğimi sormadı.
Sonunda, Murat’la birlikte küçük bir daireye taşındık. Şerife Hanım bize küstü, aylarca konuşmadı. Ama ben ilk defa kendimi özgür hissettim. Kendi evimde, kendi kurallarımı koyabildim. Murat’la ilişkimiz de zamanla güçlendi; birbirimize daha çok destek olduk.
Ama içimde bir yara kaldı. Aile olmak, birlikte yaşamak mıydı? Yoksa herkesin sınırlarına saygı göstermek mi? Hala bazen geceleri düşünüyorum: Acaba başka türlü davranabilir miydim? Ya siz olsaydınız, ne yapardınız?