Oğlumun Sağlığı ve Gelinimle Sınavım: Bir Anne Yüreğinin Fırtınası
“Baran, yine mi hamburger yiyorsun? Oğlum, miden hâlâ tam iyileşmedi!” diye bağırdım, sesim mutfağın fayanslarında yankılandı. Elif, elindeki patates kızartmasını tezgâha bıraktı, gözleriyle bana meydan okur gibi baktı. “Gülseren Hanım, doktorlar da arada bir böyle şeyler yenebilir diyor. Hem Baran yetişkin biri, kendi kararını verebilir.”
İçimdeki öfkeyi yutmaya çalıştım ama annelik içgüdüm susmak bilmiyordu. Baran, gözlerini kaçırdı, bir lokma daha aldı. O an, oğlumun çocukluğuna, hastane koridorlarında sabahladığım günlere gittim. O zamanlar Baran’ın midesi yine sorun çıkarır, ben de başında beklerdim. Şimdi ise, oğlumun sağlığı için endişelenirken, bir yabancı gibi hissettiğim gelinimle aramda görünmez bir duvar vardı.
Baran 27 yaşında, altı ay önce Elif’le evlendi. Elif, tıp fakültesinin son sınıfında, akıllı, çalışkan, ailesine düşkün bir kız. İlk başta çok sevdim onu. Ama zaman geçtikçe, Baran’ın sağlığına karşı umursamaz tavırları beni rahatsız etmeye başladı. Özellikle de Baran’ın mide iltihabı nüksettiğinden beri…
Bir akşam, Baran’ın yüzü solgun, gözleri yorgundu. “Anne, midem yine ağrıyor,” dedi sessizce. Hemen papatya çayı yaptım, eski usul pirinç lapası hazırladım. Elif ise, “Baran, istersen sana bir mide koruyucu yazdırabilirim. Ama bu kadar abartmaya gerek yok,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Benim için oğlumun sağlığı her şeyden önce gelirdi. Ama Elif’in tıp bilgisiyle bana karşı üstünlük kurmaya çalışması, aramızdaki uçurumu daha da derinleştiriyordu.
Bir gün, Baran işten eve döndü. Elif mutfakta hamburger kızartıyordu. “Elif, Baran’ın midesi hassas, neden böyle yağlı şeyler yapıyorsun?” dedim. Elif gözlerini devirdi: “Gülseren Hanım, siz de her şeye karışmasanız olmaz mı? Baran çocuk değil.”
Baran araya girdi: “Anne, Elif haklı. Ben de bazen canım çekiyor. Hem Elif doktor olacak, ona güvenebilirsin.”
O an kendimi çok yalnız hissettim. Sanki oğlumu kaybediyordum. Onu korumak isterken, aramızdaki bağlar kopuyordu. Gece boyunca uyuyamadım. Kendi annemi düşündüm; o da benim hayatıma karıştığında ne kadar öfkelenirdim. Ama şimdi anlıyorum ki, annelik hiç bitmeyen bir endişeymiş.
Bir sabah, Baran hastaneye kaldırıldı. Mide ağrısı dayanılmaz olmuştu. Elif paniklemişti, ama ben daha çok öfkeliydim. “Gördün mü Elif? Ben sana demedim mi?!” dedim gözyaşları içinde. Elif ağlamaya başladı: “Ben de onun iyiliğini istiyorum! Ama bazen ne yapacağımı bilmiyorum.”
Baran hastanede yatarken, Elif’le baş başa kaldık. Sessizlik ağırdı. Sonunda Elif konuştu: “Gülseren Hanım, ben de annemi küçük yaşta kaybettim. Anneliği bilmiyorum belki de. Baran’a iyi bakmak istiyorum ama bazen sizin kadar hassas olamıyorum.”
O an Elif’in de yükünü hissettim. Ona sarıldım, ikimiz de ağladık. O günden sonra Elif’le daha çok konuşmaya başladık. Ona eski tariflerimi öğrettim, birlikte sağlıklı yemekler yaptık. Baran iyileşmeye başladı. Ama içimde hâlâ bir korku vardı: Ya oğlum bir gün tamamen benden koparsa?
Bir akşam Baran bana sarıldı: “Anne, seni seviyorum ama Elif’le de kendi hayatımızı kurmamız lazım.”
O an anladım ki, annelik bazen bırakabilmeyi de gerektiriyor. Ama içimdeki endişe hiç bitmiyor.
Sizce bir anne ne zaman geri çekilmeli? Oğlumun sağlığı için mücadele etmeye devam etmeli miyim, yoksa onların kendi hatalarını yapmasına izin mi vermeliyim?