Oğlumun Erken Evlilik Kararı: Bir Anne Olarak Yalnızlığım ve Çaresizliğim
“Anne, ben Elif’le evlenmek istiyorum. Hem de bu yaz.”
Bu cümleyle başladı her şey. Mutfakta bulaşık yıkarken, arkamdan gelen bu sözle elimdeki bardağı düşürdüm. Cam sesiyle irkildim, ellerim titredi. Oğlum Emre, gözlerimin içine bakıyordu; kararlıydı. O an içimde bir fırtına koptu. On sekiz yaşında, daha lise yeni bitmişti. Ben ise tek başıma, iki oğlumu büyütmeye çalışan bir anneydim. Küçücük evimizde, hayatın yükü omuzlarımdaydı.
“Emre, oğlum… Daha çok gençsin. Üniversiteye hazırlanıyorsun, Elif de öyle. Hem evlilik kolay mı sanıyorsun?” dedim, sesim titreyerek. Emre gözlerini kaçırdı, ama inadından vazgeçmedi.
“Anne, ben Elif’i seviyorum. Onunla bir ömür geçirmek istiyorum. Hem… Hem başka çaremiz yok. Elif’in ailesi baskı yapıyor, ya nişanlanırsınız ya da görüşemezsiniz diyorlar.”
İçimdeki korku büyüdü. Elif’in ailesi muhafazakâr bir aileydi; kızlarının genç yaşta bir erkekle görüşmesini istemiyorlardı. Emre’nin bu kararı, sadece aşk değil, aynı zamanda bir mecburiyetti belki de. Ama ben… Ben ne yapacaktım? İki oğlumla zar zor geçiniyordum. Babaları yıllar önce bizi terk etmişti. Annem ve babamdan gelen üç beş kuruşla ay sonunu getirmeye çalışıyordum. Şimdi bir de gelin mi gelecekti bu eve?
O gece uyuyamadım. Yatak odamda, eskiyen battaniyemin altında gözyaşlarımı yastığıma akıttım. Küçük oğlum Kerem’in horlaması salondan duyuluyordu. Emre ise odasında sessizce oturuyordu; biliyordum, o da uyuyamıyordu.
Ertesi gün annemi aradım. “Anne, Emre evlenmek istiyor,” dedim. Annemin sesi telefonda titredi: “Kızım, senin halin ortada. O çocuk daha çocuk! Nasıl bakacak ailesine? Senin evin zaten daracık…”
Haklıydı annem. Ama ben de çaresizdim.
Bir hafta boyunca Emre’yle konuşmaya çalıştım. “Oğlum, bak üniversiteye git, hayatını kur, sonra evlenirsin,” dedim defalarca. Ama Emre her seferinde aynı cevabı verdi: “Anne, Elif’in ailesi izin vermiyor. Ya şimdi ya hiç.”
Bir akşam Elif’in annesiyle karşılaştım markette. Yüzüme bakmadan konuştu: “Sizin oğlan ciddi mi? Kızımı kandırmasın sonra.” Sözleri içime işledi. “Ciddi,” dedim kısık sesle, “Ama daha çok gençler…” Kadın omuz silkti: “Bizim mahallede böyle şeylere göz yummazlar.”
O gece Emre’yle oturduk mutfakta. “Bak oğlum,” dedim, “Bu ev küçük. Benim gelirimi biliyorsun. Sen çalışmıyorsun, Elif de okumak istiyor. Nasıl olacak bu iş?”
Emre başını eğdi: “Anne, ben iş bulurum. Gündüzleri çalışırım, akşamları açık öğretime devam ederim. Elif de isterse okur.”
İçimde bir umut kıpırdadı ama hemen söndü; çünkü biliyordum ki bu şehirde gençlerin iş bulması kolay değildi. Hele ki tecrübesiz biri için…
Bir hafta sonra Elif’in ailesiyle oturduk masaya. Babası sertti: “Ya nişan ya ayrılık,” dedi. Emre’nin gözleri doldu; Elif ise sessizce ağlıyordu.
O an karar verdim: Oğlumu yalnız bırakmayacaktım.
Düğün dernek olmadan, sade bir nikahla evlendiler. Elif’i de aldık eve getirdik; küçük odamı onlara verdim, ben salonda yatmaya başladım.
Ama hayat daha da zorlaştı.
Emre iş bulamadı; Elif evde sıkıldı, ailesini özledi. Kerem ise abisinin değişen hayatına alışamadı; odasını paylaşmak zorunda kaldı ve bana küsmeye başladı.
Bir gün Kerem yanıma geldi: “Anne, neden abimle yengem bizimle yaşıyor? Ben artık odamda rahat edemiyorum.”
Ne diyeceğimi bilemedim.
Evde tartışmalar arttı; Elif yemek yapmayı bilmiyordu, ben işe gidip gelirken ona yardım etmeye çalışıyordum ama yorgunluktan tükeniyordum.
Bir akşam Emre ile tartıştık:
“Anne, neden sürekli şikayet ediyorsun? Elif elinden geleni yapıyor!”
“Emre, ben size bakmak zorunda mıyım? Senin sorumluluğun yok mu?”
Emre kapıyı çarpıp çıktı; Elif ağladı.
O gece annemi aradım yine: “Anne, ben ne yapacağım? Bu yük bana ağır geliyor.”
Annem sustu bir süre: “Kızım, hayat kolay değil. Ama çocukların için güçlü olmalısın.”
Günler geçtikçe evdeki huzursuzluk arttı; Emre iş bulamayınca özgüveni sarsıldı, Elif ise ailesine dönmek istediğini söylemeye başladı.
Bir sabah Elif valizini topladı: “Ben anneme gidiyorum,” dedi gözleri dolu dolu.
Emre arkasından koştu ama Elif gitmekte kararlıydı.
O gün evde bir sessizlik oldu; Kerem sevinmiş gibiydi ama ben… Ben paramparça oldum.
Oğlumun hayalleri yıkılmıştı; ben ise kendimi suçlu hissediyordum.
Akşam Emre yanıma geldi:
“Anne… Belki de haklıydın,” dedi sessizce.
Başını omzuma koydu; ikimiz de ağladık.
Şimdi düşünüyorum da… Acaba oğluma daha fazla destek olmalı mıydım? Yoksa baştan engel mi olmalıydım? Bir anne olarak doğruyu nasıl bilebilirim ki?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Çocuğunuzun mutluluğu için kendi hayatınızı feda eder miydiniz?