İki Ev Arasında: Kayınvalideme Affetmeyi Nasıl Öğrendim?
“Senin annenin evinde mi yaşayacağız, yoksa benim annemin yanında mı?” diye bağırdı Emre, gözleri öfkeyle dolu. O an, mutfağın ortasında ellerim titrerken, hayatımın en zor kararlarından birini vermek zorunda olduğumu anladım. Annemle babamdan uzakta, İstanbul’un kalabalığında yeni bir hayata başlamıştık. Ama Emre’nin annesi, Nevin Hanım, her fırsatta aramıza giriyor, evimize müdahale ediyor, hatta bazen bana annelik taslıyordu.
O gün, Nevin Hanım aradı. “Kızım, Emre’yi bırakıp bana gelir misin? Birkaç gün yalnız kalmak istemiyorum,” dedi. Sesi titriyordu ama ben de yorgundum. Yeni işime alışmaya çalışıyor, evin düzenini oturtmaya uğraşıyordum. “Anneciğim, bu hafta çok yoğunum,” dedim. Ama o ısrar etti: “Senin annen olsa koşardın! Benim oğlumun karısıysan bana da bakacaksın!”
Telefonu kapattığımda gözlerim doldu. Emre’ye anlattım. “Biraz idare et,” dedi, “Annem yalnız kaldı babamdan sonra.” Ama ben de yalnızdım; bu şehirde tek başıma mücadele ediyordum. Kendi ailemden uzakta, onların sıcaklığını özlerken şimdi bir de kayınvalidemin beklentileriyle baş etmek zorundaydım.
Bir hafta sonra Nevin Hanım aniden hastalandı. Emre panikle aradı: “Annem hastanede! Hemen gelmemiz lazım.” İşten izin alıp koştum. Hastane koridorunda beklerken içimde bir suçluluk hissettim. Ya ona yeterince iyi davranmadıysam? Ya annem olsaydı? Ama sonra kendi annemi düşündüm; o asla benden böyle bir şey istemezdi. O an anladım ki, Nevin Hanım’ın beklentileriyle baş etmek için önce kendi sınırlarımı çizmeliydim.
Hastaneden sonra Nevin Hanım bizimle kalmaya başladı. Evdeki hava değişti; her şeye karışıyor, yemeklere laf ediyor, hatta Emre’ye gizlice benim hakkımda şikayet ediyordu. Bir akşam Emre’yle tartıştık:
“Sen neden hep annenden yanasın?” dedim.
“Sen de biraz anlayışlı olsan!” diye bağırdı.
O gece sabaha kadar ağladım. Sabah işe giderken aynada kendime baktım: “Ben ne zaman bu kadar yıprandım?”
Bir gün işten eve döndüğümde Nevin Hanım mutfakta oturuyordu. Gözleri yaşlıydı. Sessizce yanıma geldi: “Ben de gençken kayınvalidemle yaşadım. Hiç kolay değildi,” dedi. O an ilk defa onun da bir kadın olduğunu, onun da acıları olduğunu fark ettim.
Ama yine de kolay değildi. Annem aradığında sesimi duyar duymaz anladı:
“Kızım, iyi misin?”
“İyiyim anne.”
“Bak kızım, kimse için kendini feda etme. Sınırını çizmezsen seni tüketirler.”
Annemin sözleri beynimde yankılandı. O günden sonra Nevin Hanım’a karşı daha net olmaya karar verdim. Bir sabah kahvaltıda ona döndüm:
“Nevin Anneciğim, sizi çok seviyorum ama bu evde bazı şeylere ben karar vermek istiyorum. Lütfen bana biraz alan tanıyın.”
Önce kırıldı, surat astı. Emre arada kaldı; annesiyle karısı arasında sıkıştı. Ama zamanla Nevin Hanım da alıştı; hatta bazen bana yemek tarifleri sormaya başladı.
Bir gün Emre’yle baş başa otururken sordum:
“Sence ben kötü bir gelin miyim?”
“Hayır,” dedi, “Sen çok güçlü bir kadınsın.”
Ama içimde hâlâ bir yara vardı; affedemiyordum. Nevin Hanım’ın bana yaşattığı baskıyı, yalnızlığı unutamıyordum. Bir gece rüyamda kendi annemi gördüm; bana sarıldı ve “Affetmek seni hafifletir,” dedi.
Ertesi sabah Nevin Hanım’la çay içerken ona döndüm:
“Sizi affediyorum,” dedim sessizce.
O an gözleri doldu: “Ben de seni affediyorum kızım.”
O günden sonra aramızda başka bir bağ oluştu; artık birbirimizi anlamaya çalışıyorduk. Elbette hâlâ tartışıyoruz ama artık birbirimizin sınırlarına saygı gösteriyoruz.
Şimdi geriye dönüp bakınca düşünüyorum: Acaba affetmeseydim ne olurdu? Ya sınırlarımı çizmeseydim? Siz olsaydınız ne yapardınız? Affetmek mi daha zor, yoksa sınır koymak mı?